<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; c</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2009 16:19:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Cumba’dan Rumba’ya kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumba%e2%80%99dan-rumba%e2%80%99ya-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumba%e2%80%99dan-rumba%e2%80%99ya-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 May 2008 20:25:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[c]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumba%e2%80%99dan-rumba%e2%80%99ya-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Cemile,dikine doğru konuşan,aklına geleni söyleyen ve çok güzel bir kızdır.Bir gün,tramvayda parayı öderken,para üstünü alamazve ağzına geleni söylemeye başlar.O sırada orada bulunan Tahsin Bey,elli yaşında ,kibar kılıklı,duruma el koyarak paranın üstünü Cemile’ye verir ve Cemile ile tanışır.Tahsin Bey,çok zengin bir adamdır.Cemile’nin evine ertesi gün balo biletleri gönderir.Balo Beşiktaş İskele gazinosu’nda olacaktır.Cemile’nin ablası Şahende,uzun boylu,sarışın,yüzünün derisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cemile,dikine doğru konuşan,aklına geleni söyleyen ve çok güzel bir kızdır.Bir gün,tramvayda parayı öderken,para üstünü alamazve ağzına geleni söylemeye başlar.O sırada orada bulunan Tahsin Bey,elli yaşında ,kibar kılıklı,duruma el koyarak paranın üstünü Cemile’ye verir ve Cemile ile tanışır.Tahsin Bey,çok zengin bir adamdır.Cemile’nin evine ertesi gün balo biletleri gönderir.Balo Beşiktaş İskele gazinosu’nda olacaktır.Cemile’nin ablası Şahende,uzun boylu,sarışın,yüzünün derisi cigara kağıdı kadarince ve beyaz,boynunun mavi damarları görünen zayıf ve sinirli bir kadındır.Baloya oğlu Altay’I da götürmeyi düşünür.Altay,yedi aylık,emzikli,kundakta birçopcuktur.Cemile,baloya Altay’ın gelmesine sinirlenmektedir;ama Şahendeye anlatamaz.Cemile ile Şahende ,baloya kundaktaki çocuğun gidip gitmeyecegi hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarından,sağa sola,konu komşuya sorarlar ve tüm mahalleye tartışma konusu yaratırlar.<span id="more-1853"></span>En sonunda,halkın sözünü dinlediğiHacı Kamil Bey’e sorarlar.Hacı Kamil Bey,edebini,terbiyesini,muhafaza etmek şartıyla bakire,seyyide,hamile,emziksiz,evli,bekar,kundakta yahut ihtiyar,genç,çoluk,çocuk,büyük,küçük herkesin gidebileceğini söyler.<br />
Cemile ile Şahende ,eve dönerlerken,evin selamlık tarafına yeni taşınan kiracıları görürler ve Cemile kiracının genç oğlu ile göz göze gelir.’Şirin bir oğlana benziyor!’diye düşünür.<br />
Birkaç gün sonra,Cemile Tahsin Bey’e gitmeye karar verir ve o gün Tahsin Bey’le sinemaya giderler.Cemile Tahsin Bey’in evli olduğunu öğrenir ve Tahsin Bey ,Cemile’yi otomobili ile evine bırakır.<br />
Cemile Tahsin Beyin dediği gibi Taksi’de şöyle dayalı döşeli bir apartmanda metreslik hayatı yaşayacak olursa annesinin yüreğine inecekti.Biliyordu ki bu ev bir yangında yanacak olursa annesini sigortadan alacakları para üstüne mücevherlerin parasını da katarak bir apartman almaya razı etmek daha kolydı.Cemile bundan emindi.Hatta o kadar emindiki ;bunun için eve ateş vermeyi, annesin mücevherlerini satıp zorla O’nu buradan çıkartmayı düşünüyordu.<br />
Gece yatsı ezanında annesiyle ablası yattıktan sonra Cemile sokağa çıkıp,evin dört tarafını dolaşırken kiracının bölüğündenlamba ışığını gördü ve içeriden genç erkek kahkahaları duydu.Kulağını kanada yaklaştırarak dinledi.Kendisi hakkında Selim,birçok şey anlatıtordu.Cemile,hayatında hiç güzelliğini bu çeşit tarif edene rastgelmemişti.Bir bahanesini bularak o gece Selim’le konuşmayı başardı ve tüm herşeyi anlatarak evi yakmak istediğini söyledi.Selim’den yardım istedi.Ancak Selim,sigortadan para alamayacağını söyleyince ,Cemile vazgeçti.Tahsin Bey’den,balo için aldığı biletlerden birisini Selim’e vererek,baloya gelmesini istedi.<br />
Balo günü gelmişti.Cemile,Tahsin Bey’in aldığı esvabı giyince çok güzel olmuştu.Girişte ve girdikten sonra ,Altay başbelası oldu ve annesi Şahendeyi rezil etti. Baloya selim’de gelmişti.Üzerinde siyaha boyanmış,adi bir elbise vardı.Cemile,Tahsin Bey’iatlatarak Selim’le dans etti.Bunu kıskanan Tahsin Bey,Cemile yokken Selim’e bazı sorular sordu ve aralarında büyük bir tartışma çıktı.Sonuçta Cemile herşeyi ikisinede anlattı.<br />
Cemile ,Tahsin Bey’I bırakarak Selim’le evlenmeyi planladı.Fakat,bir güm Selim’den ,babası Nail Bey’in hapse girdiğini ve beli bir miktar para gerektiğini duyunca,Selim’e parayı bulabileceğini söyledi ve Tahsin Bey’den parayı almaya karşılık ,ailesi ile birlikte Tahsin Bey’in tuttuğu evde kalmayı kabul etti.<br />
Aradan günler geçti.Tahsin Bey,Cemile’ye hiç dokunmaz,O’na kültür hocaları tutar.Cemile,tüm bu hocalara ağzına geleni söyleyerek,onları evden kovar.Bir günTahsin Bey ,Memduh,Lili,Fazlı ve Ayetullah isimlerindeki birilerini eve getirir.Cemile bu kişilerden pek hoşlanmaz.Tahsin Bey, birkaç gün sonra Prensesin davet vereceğini ve oraya davetli olduklarını söyler.Davette birçok ilginç olay birbirini izler.Cemile’nin şiirler okuması,şair diye tanıtılması,Prensesin Cemile ile çok yakın olması…Sonuçta ,Cemile’ye bir telefon gelir.Eski oturduları Karagümrükte yangın çıktığı ve tüm mahallenin evsiz barksız kaldığı haber verilir.Cemile,olaya çok üzülür ve tam şiir okuyacakken ,tüm olyları anlatır;Tahsin Bey’I,Memduğ Bey’I,hayatını,yangını…Bunun üzerine Prenses ve birkaç davetli cemile’ye para yardımında bulunacakları hakkında söz verirler.<br />
Cemile, hemen daveti terk ederek ,karagümrüğe gidip, müjdeyi tüm mahalleye haber verir,cebindeki paralarıda vererek bu gecelik idare etmelerini söyler.<br />
Bu olaydan sonra Thsin Bey,tüm gerçekleri Cemile’ye anlatır.Çok önceden bir kızı olduğunu,trafik kazasında kaybettiğini,şu an evli olmadığını,Cemile’yi kızı gibi ğördüğünü,Şahende’yisevdiğini,Şahende’ninde O’nu sevdiğini,herşeyi…<br />
Ve bir gün selim’in babası Nail Bey,Cemile’yi ziyaret eder ve Selim’in çok ağır hasta olduğunu, bu yüzden doktorun yurtdışına gitmesi gerektiğini söylediklerini;ancak bu şekilde iyileşebileceğini söyler.Tabiki Cemile buna karşı çıkar.<br />
Cemile ,Selim’I kendisinin iyileştirebileceğine inanır ve inandığı gibi de bunu başarır.Sonuçta üç düğün birden olur.Memduh-nahide,Tahsin-Şahende ve Cemile-Selim.Herkes deli Cemile’nin hepsinden akıllı olduğunu o gece öğrenir.</p>
<p>3.KİTABIN ANAFİKRİ:</p>
<p>Kitapta, bu dünyada hiçbirşeyin imkansız olmadığı, birgün biryerlerde çok istediğimiz hayatın bizi beklediği anlatımaktadır.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumba%e2%80%99dan-rumba%e2%80%99ya-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Contemporary Cyprus kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/contemporary-cyprus-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/contemporary-cyprus-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 May 2008 17:24:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[c]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/contemporary-cyprus-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Toplam 26 bölüm ve 8 Lahikadan oluşan bu kitap, Kıbrıs sorununu 1960 yılından itibaren kronolojik olaylar dahilinde ele almakta ve bu sorunu 1997 yılına kadar yapılan gelişmeler ve belgeler ışığı altında incelemekte ve bölgedeki muhtemel çatışmaları Kıbrıs sorunu ile eşleştirerek aktarmaktadır. Kitabın yazarı Dr. Hugo Gobbi Kıbrıs konusunda oldukça deneyimli, bu konuda değişik toplantılara katılmış, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Toplam 26 bölüm ve 8 Lahikadan oluşan bu kitap, Kıbrıs sorununu 1960 yılından itibaren kronolojik olaylar dahilinde ele almakta ve bu sorunu 1997 yılına kadar yapılan gelişmeler ve belgeler ışığı altında incelemekte ve bölgedeki muhtemel çatışmaları Kıbrıs sorunu ile eşleştirerek aktarmaktadır.</p>
<p>Kitabın yazarı Dr. Hugo Gobbi Kıbrıs konusunda oldukça deneyimli, bu konuda değişik toplantılara katılmış, sorunlara çözüm arayışlarında bulunmuş, her iki tarafında güvendiği deneyimli bir diplomattır. Kıbrıs&#8217;ta görev yaptığı uzun süre içinde Kıbrıs&#8217;ı yakından inceleme fırsatı bulmuş ve sorunlara Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında yaklaşma imkanına sahip olmuştur.<span id="more-1802"></span> Tecrübelerini, bu konuda yazdığı makaleleri ve adada barış için çözüm arayışlarını geniş bir perspektiften geçirip okuyucuya aktarmıştır. Kitabın ana başlıkları incelendiğinde, yazarın konu ve tarih bütünlüğünü korumaya çalıştığı görülür. Başlıklar şu şekilde sayılabilir:</p>
<p>Kültürel farklılıklar ve tek devlet anlayışı, çatışmaların tarihi gelişimi, Türkiye&#8217;nin müdahalesi ve takip eden gelişmeler, yeniden birleşme için verilen ilk öneri, 1960 anayasası ışığında birleşme, Barış Gücü, karmaşık etnik yapıda barış çabaları,<br />
önemli sorunlar, amaçlar, alınan dersler, Avrupa Birliğine katılım, iki farklı halk ve birlikte yaşam, uluslararası tecrübeler, BM&#8217; in görevleri, batı dünyasının durumu, BM altında son görüşmeler, günümüzün çok gerçekçiliği, uzun ince bir yol, ayrılık ve çok uluslu çözülme, kendi geleceğini belirleme hakkı, yeni bir yol, sonuç ve lahikalar.</p>
<p>Yazar kitabının başında sorunların temelinde yatan gerçekleri şu şekilde özetlemektedir: &#8220;Kıbrıs&#8217;ta tek bir devlet kurmak için farklı halklara ait unsurları ortak bir noktada birleştirmek gereklidir. Kıbrıs adasında çok etkinlikte azınlıklar olduğu bir gerçektir. Fakat ortak bir kader yaratmanın farklılıkları ortadan kaldırmada oynadığı rol büyüktür. Bu nedenle her iki tarafın uzlaştığı bir yaşam biçimini şekillendirmek gereklidir.&#8221;<br />
&#8220;Dış düşmanlar adadaki milliyetçiliği körüklemekte ve adanın iç dinamiğini kuvvetlendirmektedir. Suni de olsa bir dış tehdit yaratılması her iki tarafı ortak bir ülküde birleştirebilir.&#8221;<br />
&#8220;Kültürel ayrılıkların bölünmeyi hızlandırdığı bilinir; fakat, böyle bir ortamda dahi yaşamış devletler vardır. Kıbrıs iyi bir örnek olabilecek konumdadır.&#8221;<br />
&#8220;Irk mistik bir etkendir, fakat tek başına çatışma yaratmaz&#8221;.<br />
&#8220;Etnik üstünlük bir meziyet olamaz, göreceli bir kavramdır&#8221;.</p>
<p>Adanın silahsızlandırılması konusunda Kıbrıs Rum Yönetimi, her iki tarafın asker ve silahtan tamamen arındırılmasını istemektedir. Türk tarafı ise, sınırlı miktarda da olsa bir askeri gücün mevcudiyetini sürdürmekten yanadır. Türkiye&#8217;nin güvenlik kaygılarının da rol oynadığı böyle bir kararın ısrarındaki asıl amaç, Akdeniz&#8217;in bu kesiminde stratejik üstünlüğü kaybetmemektir. İkinci bir sebep de Kıbrıs&#8217;lı Rumlara üstünlük veya siyasi söz hakkı vermemektir.</p>
<p>Güvenlik endişeleri içinde her iki taraf kendi prensiplerinden vazgeçmemektedir. Böylesi bir prensip savaşında adadaki durumun sürekli barıştan yana çevrilmesi oldukça zor görünmektedir. Rumlar, Türk müdahalesini yayılmacı bir siyasetin başlangıcı olarak görmektedir. Kıbrıs&#8217;tan Türk askeri gücünün çekilmesinin Kıbrıs Türk tarafının &#8220;self determination &#8211; kendi geleceğini tayin etme&#8221; hakkını ortadan kaldırmasından endişe edilmektedir. Bu çerçeve içinde, federal bir devlet yapısını oluşturmak ve anayasayı belirlemek çok zor görülmektedir.</p>
<p>Ortaya atılan birleşme senaryoları 1960 öncesi siyasi yapıya geri dönüşü temel almaktadır. Fakat eşit haklar ve eşit temsil hakkının verilmesini istemeyen Rumlar, bu konudaki görüşmeleri hemen çıkmaza sokmaktadır. Buna ilave olarak, her iki tarafın birbirine güvenmemesi de sorunları daha da çözümsüz hale getirmektedir. Bu durum içinde çıkarılacak sonuç; birleşme bugün şartlarında olası değildir ve iki tarafın yararına değildir. Bu nedenle, Kıbrıs&#8217;ın yeniden ele alınmasında birleşme önerilerini bir kenara bırakarak masaya oturulmalıdır. İkinci olarak, sadece görüşmeler ve diyalog yolu ile adadaki güvensizlik ortamı ortadan kaldırılabilir.</p>
<p>Yazar, kitabının başında ortaya koyduğu sebeplere bir tartışma ortamı hazırlamıştır ve cevap bulmaya çalışmaktadır. Sonuç kısmında ise, şu anki parametrelerin adanın iki tarafının yeniden birleşmesinin zor fakat yine de imkansız olmadığını gösterdiğini vurgulamaktadır. Kitabın bölümlerinde kullandığı tartışma ve ikna metodu ve tarihi belgelere dayandırdığı referansları &#8220;Contemporary Cyprus&#8221; adlı kitabı zevkle okunacak bilgi kaynağı haline getirmiştir. </strong><br />
<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/contemporary-cyprus-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cezmİ / Namik Kemal kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cezmi-namik-kemal-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cezmi-namik-kemal-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 May 2008 08:42:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[c]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cezmi-namik-kemal-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Olay Sokullu Mehmet Paşa döneminde, İstanbul’ da başlar, Azerbaycan’ da, İran’ da sürüp gider ve Tebriz Sarayında sona erer. Cezmi çok iyi bir atlı spor ustasıdır. Bu ustalığı sayesinde Ahmet Paşa ile tanışır. Ahmet Paşanın verdiği bir yemekte Cezmi’nin atlı sporda olduğu kadar şairlikte de usta olduğu anlaşılır. Şairliğinin ünüyle Nevi ile tanışır. 1570 yılında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Olay Sokullu Mehmet Paşa döneminde, İstanbul’ da başlar, Azerbaycan’ da, İran’ da sürüp gider ve Tebriz Sarayında sona erer.<br />
Cezmi çok iyi bir atlı spor ustasıdır. Bu ustalığı sayesinde Ahmet Paşa ile tanışır. Ahmet Paşanın verdiği bir yemekte Cezmi’nin atlı sporda olduğu kadar şairlikte de usta olduğu anlaşılır. Şairliğinin ünüyle Nevi ile tanışır.<br />
1570 yılında İran seferi başlar. Cezmi bu sefere gönüllü olarak katılır. Bu sefer sırasında çok ustaca ve zekice davranışlarda bulunur ve ünü bir kat daha artar.<span id="more-1748"></span> Hatta sefer sırasında düşman olduğu halde canı pahasına da olsa Pertev isminde bir İran askerini de nehirde boğulmaktan kurtarır. Bu sayede Pertev’lede çok iyi dost olurlar. Bir başka İran seferinde Cezmi, Adil Giray’la tanışır. Cezmi bu savaşlarda gösterdiği kahramanlık sayesinde Adil Giray’ın teveccühünü kazanır.<br />
Kötü şans eseri Adil Giray ve kardeşi Gazi Giray savaş sırasında İranlılara esir düşer. Savaşta Adil Giray’ ı esir eden Hamza Mirza İran şahının oğlu ve komutan, Cengizoğullarından öyle iki kahraman şehzadeyi esir alarak başkente götürüp şöhret kazanmak ister.<br />
Adil Giray ve Gazi Giray , Şehriyar tarafından ayrı yerlere hapsedilirler. Adil Giray sarayda ağırlanırken Gazi Giray bir adada “Kahkaha Zindanı” denilen yerde hapsedilir. Bunun sebebi ise Şehriyar’ın Adil Giray’I ilk anda görüp aşık olması ve Gazi’nin bu durumu anlayıp sorun çıkarmaması içindir.<br />
Şehriyar, Adil ile görüşebilmek için türlü entrikalar çevirir. Onunla buluşup konuşmasını ise Adil’den bilgi alıp, onunda yardımıyla Kırım Hanlığı’nı ele geçirecek planlar yapmak olarak yorumlar.<br />
Adil’in esirliği zamanında İran devletini kör bir şah, onun karısı Şehriyar ve kardeşi Perihan idare ediyorlardı. Şehriyar’ın oğlu Hamza Mirza ise sadece savaşlarla ilgileniyordu.<br />
Şehriyarın Adil Giray’la yaptığı ikili müzakereler Perihan’I şüphelendirir. Perihan’da müzakerelere devletin bir idarecisi olarak katılmak ister ve katılır.<br />
Şehriyar bir şekilde aşkını Adil Giray’ a yalnız oldukları zaman açıklar. Fakat Şehriyar çok kıskanç kişiliğe sahip olduğundan Perihan’dan gelebilecek tehlikeler için Adil Giray’a Perihan’ı olduğundan çok zıt bir şekilde tanıtır. Adil’ de inanıyormuş gibi davranarak Şehriyar’ a bir şey sezdirmeyip, onu kullanıp, kardeşini de serbest bıraktırıp anavatanına dönmek istemektedir.<br />
Perihan, Adil Giray’ı ilk gördüğünde aşık olmuştur. Fakat Adil, Perihan’nın o tatlı güzelliğini üstündeki peçe sayesinde görememiştir. Fakat ilk görüşmelerde Adil Perihan’nın ne kadar zengin kalpli olduğunu, Şehriyar’ın anlattığından çok farklı olduğunu anlamıştır. Perihan’ın yüzünü de göstermesiyle ona ilk görüşte aşıl olmuştur.<br />
Şehriyar’ın delice şehveti Perihan’ın masumca aşkı her ikisini de birbirine düşürmeye yeter. Şehriyar ve Perihan aynı kişiye aşık olduklarını, anlayınca artık aralarında bir kıskançlık yarışı başlar. Ayrıca Adil’inde Perihan’ı sevdiğini anlayan Şehriyar her ikisini de öldürmek için planlar yapar.<br />
Adil Giray esir düştükten sonra Cezmi bu haberi alır ve Adil’in yardımına koşar. Cezmi, bir şekilde Adil’in bulunduğu odaya girmeyi başarır. Bundan sonra kaçış ve İran devleti hükümetini yıkıp yerine kendilerini getirmek için planlar yapmaya başlarlar. Cezmi bu planları uygulamak için bir İran askeri olan Abbas’ı kullanır.<br />
Şehriyar’ın yaptığı planlar yanlış zamanda uygulandığı için suya düşer. Hatta planın istediği gibi gitmemesi kendisinin ölümüne sebep olur.<br />
Şehriyar’ın askerleri Perihan ve Adil Giray’ ı da öldürürler , fakat aşklarını yok edemezler. Her ikisi de aynı mezara Cezmi tarafından defnedilir.<br />
Cezmi kılık değiştirerek vatanına geri döner.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cezmi-namik-kemal-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Churchill’İn Gİzlİ SavaŞi kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/churchill%e2%80%99in-gizli-savasi-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/churchill%e2%80%99in-gizli-savasi-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 03:22:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[c]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/churchill%e2%80%99in-gizli-savasi-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[1. NEDEN TÜRKİYE? Bu bölümde Türkiye’nin 1941 yılında Churchill için neden çok önemli olduğu sorusuna yanıt aranmaktadır. Churchill Türkiye ile ilgili planlarını, Avrupa’daki başkentlerden Ankara’ya gönderilen ve Türklerin, özellikle de İnönü’nün, dış politikayı şekillendirirken büyük bir güvenle kullandığı raporlara İngilizlerin kolayca erişebilmelerini sağlayan ve Türklerin bilgisi dışında İngilizler tarafından çözümlenen gizli gönderimlerden elde edilen istihbaratlara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="post_message_7987839"><strong><em><font face="Comic Sans MS"><font color="#9932cc"><font size="4">1. NEDEN TÜRKİYE?</p>
<p>Bu bölümde Türkiye’nin 1941 yılında Churchill için neden çok önemli olduğu sorusuna yanıt aranmaktadır. Churchill Türkiye ile ilgili planlarını, Avrupa’daki başkentlerden Ankara’ya gönderilen ve Türklerin, özellikle de İnönü’nün, dış politikayı şekillendirirken büyük bir güvenle kullandığı raporlara İngilizlerin kolayca erişebilmelerini sağlayan ve Türklerin bilgisi dışında İngilizler tarafından çözümlenen gizli gönderimlerden elde edilen istihbaratlara göre yapıyordu.<span id="more-1727"></span></p>
<p>Türkiye onun için neden bu kadar önemliydi? Churchill 1941’de ittifak yanlısı bir Türkiye’yi imparatorluğun Hindistan’a, Uzakdoğuya ve İran petrolüne kadar uzanan yolun bekçisi olarak görüyordu.</p>
<p>1940’da Fransa’ nın düşüşünden sonra ittifak kurabilecek bir devlet aramaya başlamıştı ve savaşı İngiltere kıyılarından uzak tutma konusundaki kararlılığı nedeniyle Türkiye’ye yönelerek Türkiye’yi savaşa çekmek için hiç durmadan çalışmaya devam etti.</p>
<p>2. CHURCHILL’İN DİPLOMATİK ÇÖZÜMLERİ</p>
<p>İngiltere’de diplomatik iletişim istihbaratı 1914’ten 1918’e kadar, eski bir binadaki 40 numaralı odada görev yapan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın Şifre Çözme Bölümü tarafından yürütülmekteydi. İngiliz istihbaratı, İki savaş arasında kalan yıllarda da Sovyet şifre sistemindeki açıkları kullanarak bilgi edinme üzerine yoğunlaştı.</p>
<p>Gizli gönderimlere dayanarak yapılan istihbaratın özünü şifre-bilim (kriptoloji) oluşturur. Bu ifade insanı yanıltabilir, çünkü bu yalnızca kod ve şifrelerin yaratılması ve güvenliklerinin sağlanması anlamına gelmektedir.</p>
<p>İngiliz Dışişleri Bakanlığı barış döneminde de telgrafların yasaya uygun olarak incelenmesi ve çözüm istasyonlarının kullanılması sayesinde Londra ve diğer birçok başkente giren ve çıkan diplomatik iletileri izlemeye devam etti. Bu amaçla gerekli fonlar yaratılmış, işlemler ve öncelikler belirlenmiş ve 1 Kasım 1919’da Devlet Kod ve Şifre Okulu resmen kurulmuştu. Hangi araçları kullanırsa kullansın ve etkileri ne olursa olsun bu okul Almanya dışında kalan büyük ülkelerin hepsindeki diplomatik haberleşmeyi dinleyebilecek kapasiteye ulaşmış, deneyim ve çözümsel analizin akıllıca uygulanması ışığında geleneksel yöntemler geliştirmeyi başarmıştı.</p>
<p>1936’ya gelindiğinde Dışişleri Bakanlığı’nın gündemindeki en önemli maddelerden biri Bolşevik tehdidinin yerine Alman saldırganlığını yerleştirmekti. Almanların diplomatik şifresi Floradora henüz çözülememişti ama diğer bazı ülkelerin ve Türkiye’nin şifreleri çözülebiliyordu. Özellikle Türkiye ile ilgili bilgileri elde etmek çok daha kolaydı. Çünkü İngiliz hükümetinin en büyük hissedarı olduğu İstanbul’daki Telsiz ve Telgraf İdaresi merkezinde telgraflar büyük bir titizlikle inceleniyor ve böylece Türklerin haberleşmesi neredeyse tümüyle ele geçiriliyordu.</p>
<p>1936’daki Montreux Konferansı’ndan sonra Türkiye önemli bir hedef halini aldı ve Dışişleri Bakanlığı bu çözümler sayesinde Ankara’daki karar mekanizmasının bir çok unsurunu ve Türkiye’nin özellikle İtalya, Fransa, Almanya ve İngiltere’ye ilişkin diplomatik önceliklerini öğrenmeyi başardı.</p>
<p>3. TUFANDAN ÖNCE</p>
<p>1914-1918 yılları arasında birbirleriyle savaş halinde olan ve 1922’deki Çanakkale krizinde de araları açık olan iki ülke sonunda Türk-İngiliz dostluğunun kurulmasından her iki tarafın da karlı çıkacağını anlamışlardı. İngiltere açısından Türkiye, imparatorluğun ticaret yolunu ve İran petrolünü tüm tehlikelerden koruyan bir çit, Mısır’a yönelecek Alman ve Rus saldırılarına karşı da bir savunma hattıydı. Türkiye açısından ise İngiltere, hala büyük bir donanması olan süper bir güç ve kusursuz bir imparatorluktu.</p>
<p>Türkiye, Hitler yönetimindeki Almanya’dan küstahlığı nedeniyle hoşlanmıyordu. Ama Çekoslavakya’nın Mart 1939’da bir gecede ve büyük bir başarı ile istila eden bu ülkeden hem korkuyor hem de ona hayranlık duyuyordu.</p>
<p>Hem Churchill hem de Dışişleri Bakanlığı, Türk diplomatik iletilerinin çözümlerini düzenli olarak elde ediyor ve böylece Almanların tüm Avrupa’ya yayılmasının insana dehşet veren sonuçları hakkında son derece önemli bir tarafsız ülke olan Türkiye’nin gösterdiği tepkileri ayrıntılı olarak öğreniyorlardı.</p>
<p>4. TÜRK TARAFSIZLIĞI</p>
<p>İngiliz ve Rus birliklerinin Tahran’a girdiği gün olan 17 Eylül’de Churchill, Stalin’e şunları yazmıştır: “ En büyük ödül Türkiye’dir. Eğer Türkiye’yi kazanabilirsek kullanabileceğimiz son derece güçlü bir ordu daha olacaktır.”</p>
<p>Hitler ise İnönü’ye yazdığı bir mektupta Bulgaristan’a yönelik bir Alman saldırısının Türkiye’yi ürkütmemesi gerektiğini ve birliklerine Türk sınırından uzak durmaları emrini verdiğini belirtmiştir.</p>
<p>Türkiye, İngilizlerin kendisini savaşa çekme girişimlerine İngiltere’den olan taleplerini arttırarak karşı koyuyor ve Almanlarla tarafsızlık ilkesinin elverdiği ölçüde iyi geçinerek tarafsızlık politikasını sürdürüyordu.</p>
<p>5. CHURCHILL’İN TÜRKİYE KOZU</p>
<p>Churchill, Türkiye’nin de savaşa sokulması konusundaki ısrarlı görüşlerini koruyordu ve bunun için kuvvet komutanlarına İngilizlerin Türkiye’ye söz verdikleri askeri malzemeleri teslim etmesi için baskı yapıyordu.</p>
<p>Churchill’in kafasındaki düşünceler ile İngiliz Dışişleri Bakanlığının düşünceleri hiç de uyumlu değildi. Çünkü Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin Almanlara krom satmak için anlaşması yüzünden Türkiye’ye soğuk bakıyor ve İngiliz dış politikası açısından bunun zararlı olduğunu savunuyordu.</p>
<p>Churchill Ocak 1943’te Türk liderlerinin savaşa girme konusunu daha ciddi bir biçimde düşünmelerini sağlamak maksadıyla Türkiye’yi ziyaret etti. Dışişleri Bakanlığı da bu ziyaret için hazırlanmıştı. Fakat Adana’da yapılan görüşmeleri genel olarak Churchill ve İnönü yönlendirmişti. Bir başka deyişle Churchill, Türkiye kozunu oynama hakkını büyük bir ustalıkla Dışişleri Bakanlığı’ndan almıştı.</p>
<p>6. ADANA VE SONRASI</p>
<p>Churchill Rusların zaferlerinden ve Akdeniz’de müttefiklerin lehine olan gelişmelerden yararlanma zamanının geldiğine inanıyor ve Türkiye’yi köşeye sıkıştırabileceğini düşünüyordu. Bu düşüncelerle Adana görüşmeleri düzenledi.</p>
<p>İngiliz ve Türk ekibi daha önceden belirlenen bir demiryolu geçidinde trene binmiş ve görüşmeler başlamıştı. Churchill ve İnönü görüşmelerini yanlarındaki bakanlarla birlikte özel bir kompartımanda yapıyorlardı ve iki delegasyonun derhal resmi toplantılara geçmelerine karar verdiler.</p>
<p>Görüşme gündeminde 3 madde vardı: Rusya’nın Kafkasya ve Stalingrad’da elde edebileceği başarı olasılığını kullanarak Türkiye’nin müttefiklerle işbirliği yapmasını sağlamak, Oniki Adanın işgali ve Girit’in yeniden ele geçirilmesi de dahil olmak üzere doğu Akdeniz’de olası ortak harekatlara girişmek ve Türkiye’ deki üslerden havalanacak olan İngiliz ve Amerikan uçaklarıyla Romanya’daki petrol alanlarını bombardıman etmek.</p>
<p>Adana görüşmeleri sonrasında İngiltere ve Churchill Türkiye’nin kendi çıkarları doğrultusunda hareket edeceği konusunda iyice ümitlenmişlerdi. Oysa daha sonraki günlerde İngilizler söz verdikleri askeri yardımları yapamadılar ve Türkiye baştan beri sürdürdüğü değişmez tarafsızlık ilkesini terk etmedi.</p>
<p>7. CHURCHILL: ADA ÖDÜLLERİ KAYBEDİLDİ</p>
<p>Churchill İtalya’nın teslim olması nedeniyle müttefiklerin eline çok düşük bir bedel ve çok az bir çabayla Ege’de büyük ve önemli ödüller kazanma fırsatının geçtiğini biliyordu. Oniki Ada’nın işgali için gereken çıkarma birliklerinin Amerikalı kuvvet komutanlıklarınca Hindistan’a gönderilmeleri, General Wilson’un bu harekatla çok uzaktaki Kahire’den ilgilenmesi ve İngiliz donanmasının komutasında görülen değişiklik gibi olumsuzluklar nedeniyle Churchill’in Oniki Ada planı başarısız olmuştu.</p>
<p>Görüldüğü gibi gerekli malzeme ve güçler olmadan dünyanın en mükemmel istihbaratı bile bir işe yaramıyordu. Böylece hem kötü bir sonuç alındı, hem de batıda ve doğu cephesinde zafer kazanılması kapsamında Doğu Akdeniz’in önceliğine ilişkin Churcill’le diğer müttefikler arasındaki görüş ayrılıkları ve çekişmeler devam etti.</p>
<p>8. SONUÇ</p>
<p>Bu kitap, Dışişleri Bakanlığından fazla bir yardım alamayan Churchill’in önce özel görevliler göndererek, daha sonra tehditler savurup sözler vererek, arkasından ülkeyi şahsen ziyaret ederek ve nihayet 1943 sonbaharında da Oniki Ada’da Hitler’le bireysel savaşa girerek Türkiye’yi müttefiklerin yanında savaşa sokmak için nasıl uğraştığını anlatmaktadır.</p>
<p></font></font></font></em></strong></p>
<p><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/churchill%e2%80%99in-gizli-savasi-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Alkışla Olmaz-Serra CİLİV kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumhuriyet-alkisla-olmaz-serra-ciliv-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumhuriyet-alkisla-olmaz-serra-ciliv-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 May 2008 19:40:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[c]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumhuriyet-alkisla-olmaz-serra-ciliv-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet; kimine göre bir yaşam biçimi, kimine göre sadece bir idare şekli. Bazı milletlerce tartışma götürmeden kabullenilmiş, bazılarınca yüzyılı aşkın bir süredir tartışılan, eleştirilen bir rejim. Her şeyden önce Cumhuriyetin tarihsel gelişimini incelemek, bunu uygulayacak toplumların kökleri, gelenekleri ve değerleri açısından son derece önemlidir. Cumhuriyeti modern ve devasa boyutlarda bir bina olarak düşünürsek üstüne kurulacağı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><font size="4" color="#9932cc" face="Comic Sans MS">Cumhuriyet; kimine göre bir yaşam biçimi, kimine göre sadece bir idare şekli. Bazı milletlerce tartışma götürmeden kabullenilmiş, bazılarınca yüzyılı aşkın bir süredir tartışılan, eleştirilen bir rejim.</p>
<p>Her şeyden önce Cumhuriyetin tarihsel gelişimini incelemek, bunu uygulayacak toplumların kökleri, gelenekleri ve değerleri açısından son derece önemlidir. Cumhuriyeti modern ve devasa boyutlarda bir bina olarak düşünürsek üstüne kurulacağı tarihi köklerin sağlam, toplumun geçmişten gelen kültür ve geleneklerine uygun olması şarttır.<span id="more-1726"></span> Buna bağlı olarak Cumhuriyet ve demokrasinin tarihsel gelişimini Antik Yunan’dan başlayıp, İtalyan şehir devletlerine, Fransız devrimine ve oradan da günümüze kadar değişik bakış acılarıyla inceleyelim.</p>
<p>Antik Atina’da yurttaş “fikir vermeye ve kamu alanında görev almaya“ katılan kişiydi. Yunan düşüncesinde özgürlük, öz yönetim, aktif yurttaş gibi kavramların yanı sıra Cumhuriyetin bir diğer öğesi olan laiklikte göze çarpmaktadır. Yunan görüşü Hıristiyanlık dünya görüşü ile bazı tezatlar ortaya çıkarıyordu.</p>
<p>Orta çağ Avrupa’sında, Hıristiyanlık çerçevesi içinde karmaşık bir krallık, prenslik, dukalık ağı oluştu. Aynı zamanda şehirlerde de yeni yeni güç merkezleri gelişti. Şehirlerin ve şehir federasyonlarının geçimi ticaret, imalat ve yüksek düzeyde sermaye birikimine bağlıydı. Bu şehirler farklı sosyal ve politik yapılara sahiplerdi ve belirlenen bağımsız sistemlerle yönetiliyorlardı. Bu şehirlerin en iyi bilinenleri Floransa, Venedik, Siena gibi İtalyan şehir devletleriydi. Ama tüm Avrupa da yüzlerce şehir merkezi gelişti. Bu şehir Cumhuriyetleri hükümetin, tanrı tarafından verilmiş bir lordluk olarak görülmesi gerektiği varsayımına açık bir başkaldırıyı temsil ediyorlardı.</p>
<p>Bu dönemde Marsilius, Machiavelli ve Rousseau gibi yazarların fikirleri büyük oranda yol gösterici oluyor. Marsilius hükümetin, tek bir grup için değil, ortak yarar veya halk kitlesi için çalıştığı zaman düzenleyici işlevini yerine getirdiğine dikkat çeker. Yurttaşı ya hükümette yada onun “ hukuki işlevinde” görev alarak “ sivil topluma katılan kişi “ olarak tanımlıyor. Kişisel özgürlüğün ana şartı politik katılımdır. Yurttaşlar kendilerini yönetmezlerse başkalarının idaresi altına girerler.</p>
<p>Machiavelli’ de yurttaş katılımının, bağımsızlık, öz yönetim ve zaferin şartı olarak gören Cumhuriyetçi geleneğin yani korumacı Cumhuriyetçiliği açıklıyor. Yani bütün önemli politik güçlerin, kamu hayatında aktif bir rol oynamasını sağlayan karışık anayasa veya karışık hükümete bağlı, “ halk” , monarşi, aristokrasi arasında güç dengesi olduğunu belirtiyor. Rousseau’ nun fikirlerini ise bir eserinde yazdığı şu cümleler açıkça özetliyor;</p>
<p>“Egemenlik temsil edilemez, aynı nedenden dolayı devredilemez de, halkın vekilleri onun temsilcileri değildirler, olamazlarda. Onlar sadece halkın memurlarıdır. Hiçbir konuda son kararı veremezler. Halkın bizzat tasdik etmediği bir yasa hükümsüzdür, hatta yasa bile değildir. İngiliz halkı özgür olduğuna inanıyor. Onlar yalnızca parlamento üyelerini seçerken özgürler; üyeler seçilir seçilmez halk onların kölesi haline geliyor, bir hiç oluyor.”</p>
<p>Bununla birlikte o dönem Cumhuriyetinin aksaklıklarından da bahsedilmeden geçilmiyor. Özellikle şehir devletleri ve Avrupa’daki merkezler göz önüne alınırsa Cumhuriyetin küçük toplumlarda rahat uygulandığı görülüyor. Ancak kalabalık toplumlarda uygulanması zorlaşıyor. Ayrıca kadınlar ve yoksulların siyasetten dışlanması uzun süre tartışma konusu olmuştur.</p>
<p>İşte Cumhuriyet geçmişte bu düşüncelerle yoğrulup, Fransız devrimi ile şekillenerek günümüze kadar geliyor.</p>
<p>Ayrıca günümüzde Cumhuriyet bazı milletlerce yalnış adlandırılmıştır. S.S.C.B., İran İslam Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti örneklerinde görüldüğü gibi bu ülkelerin Cumhuriyet rejimi ile yakından uzaktan hiçbir alakası olmadığı bir gerçektir. Kendilerini Cumhuriyet olarak adlandırmışlar ancak geçmişten gelen geleneklerini alışkanlıklarını ve kültürlerini terk edemedikleri için bu rejimi uygulamamaktadırlar.</p>
<p>Bizdeki Cumhuriyetin tarihsel gelişimine baktığımızda 19. Y.Y. içerisinde Tanzimat fermanıyla, Islahat fermanıyla, birinci meclis ve Meşrutiyetle, Anayasayla ve ikinci meşrutiyetle bir değişim amacı görülüyor. Ancak Tanzimat fermanında bir İngiliz etkisi sezinlenmektedir. “ padişah olsun, bu ümmet de biraz yönetilme biçimine katılsın, fazla istibdat olmasın, biraz daha hürriyet olsun “ deniyor. Bazı alışkanlıklar-dan vazgeçilemiyor. Halk yıllardır bağlandığı geleneklerden kopamıyor.</p>
<p>Cumhuriyetçi katılım bizim açımızdan ele alındığında ise ilginç tartışmalar ve soru işaretleri ortaya çıkarıyor. Çünkü kurulmak istenen Cumhuriyette müthiş bir Fransız damgası var. Fransa’daki gelişmeyi, oradaki kavramları bize aktarma çabası çok açık. Bu Cumhuriyeti kuranlarda özellikle Rousseau etkisi göze çarpar. Rousseau’ nun kendisinin dışındaki başka özel iradeleri, grup iradelerini, kiliseyi tanımayan bir anlayışı var. Hatta dini bile gerekirse sivilleştirmeyi yani Cumhuriyetin kendisini bir din ve ahlak olarak ortaya koyup, her şeyi eğitilmiş vatandaş kavramı üzerine oturtmaya çalışan bir model bu. Yüzyıllarca Osmanlı egemenliğinde Monarşi ile yönetilen halk, M. Kemal’ in yönetiminde Cumhuriyete geçiş yaparken bu değişimin neler getireceğini ve beraberinde neleri götüreceğini tartışacak kültür ve eğitime seviyesine sahip miydi?</p>
<p>M. Kemal “ biz bir yüzyıldır uğraştık, o yol çıkmazdır, bunu bırakıyoruz, şimdi yeni bir tecrübeye girişiyoruz.” derken alkış tutan eller, bu girişilen mücadelenin alkışla değil, ancak kültürle, okulla buna bağlı olarak bireysel katılımla özgürlüğe ve demokrasiye ulaşacağını biliyorlar mıydı? Eğitim ve kültüre önem verilmediği takdirde zaten sosyal bir karakteri olmayan Osmanlı toplumuna batıdaki meclis ve anayasa fikrini taşıdığınız zaman problemler çıkması kaçınılmazdı. Batıdaki sosyal zeminle buradaki sosyal zemin aynı olmadığı için yeni bir siyaset felsefesini beyinlere yerleştirmek zorundasınız.</p>
<p>Yurtdışından ithal edilen teknolojinin tutunması, parçalarının üretimi ve temini konusunda her zaman sorunlar çıkar. Cumhuriyette bizim batıdan ithal ettiğimiz bir siyasal teknoloji olarak düşünülürse, bunun toplum, kültür, eğitim gibi ana ve yedek parçalarını üretememenin, bir araya getirememenin sıkıntısını çekiyoruz. Bu sıkıntıları aşmanın ya da azaltmanın tek yolu insan hakları, meclis, doğal hukuk, laiklik, demokrasi gibi Cumhuriyet kavramlarının topluma doğru bir şekilde anlatmaktır. Anlatmalısınız ki insanlar bilgi sahibi olabilsinler; çünkü bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamaz. Katılımın, öz yönetimin de can damarı fikir alış verişidir.</p>
<p>Cumhuriyet, Osmanlıdan bize miras kalan çorak siyaset toprağına Atatürk’ ün aziz elleriyle diktiği narin fidandır. Bu fidan eğitilmiş, bilgiyle donatılmış beyinlerden çıkacak fikirlerle sulanmazsa kuruyup gitmeye mahkum olacaktır.</font></em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumhuriyet-alkisla-olmaz-serra-ciliv-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Alkışla Olmaz kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumhuriyet-alkisla-olmaz-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumhuriyet-alkisla-olmaz-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 17:05:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[c]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumhuriyet-alkisla-olmaz-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet; kimine göre bir yaşam biçimi, kimine göre sadece bir idare şekli. Bazı milletlerce tartışma götürmeden kabullenilmiş, bazılarınca yüzyılı aşkın bir süredir tartışılan, eleştirilen bir rejim. Her şeyden önce Cumhuriyetin tarihsel gelişimini incelemek, bunu uygulayacak toplumların kökleri, gelenekleri ve değerleri açısından son derece önemlidir. Cumhuriyeti modern ve devasa boyutlarda bir bina olarak düşünürsek üstüne kurulacağı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cumhuriyet; kimine göre bir yaşam biçimi, kimine göre sadece bir idare şekli. Bazı milletlerce tartışma götürmeden kabullenilmiş, bazılarınca yüzyılı aşkın bir süredir tartışılan, eleştirilen bir rejim.</p>
<p>Her şeyden önce Cumhuriyetin tarihsel gelişimini incelemek, bunu uygulayacak toplumların kökleri, gelenekleri ve değerleri açısından son derece önemlidir. <span id="more-1634"></span>Cumhuriyeti modern ve devasa boyutlarda bir bina olarak düşünürsek üstüne kurulacağı tarihi köklerin sağlam, toplumun geçmişten gelen kültür ve geleneklerine uygun olması şarttır. Buna bağlı olarak Cumhuriyet ve demokrasinin tarihsel gelişimini Antik Yunan’dan başlayıp, İtalyan şehir devletlerine, Fransız devrimine ve oradan da günümüze kadar değişik bakış acılarıyla inceleyelim.</p>
<p>Antik Atina’da yurttaş “fikir vermeye ve kamu alanında görev almaya“ katılan kişiydi. Yunan düşüncesinde özgürlük, öz yönetim, aktif yurttaş gibi kavramların yanı sıra Cumhuriyetin bir diğer öğesi olan laiklikte göze çarpmaktadır. Yunan görüşü Hıristiyanlık dünya görüşü ile bazı tezatlar ortaya çıkarıyordu.</p>
<p>Orta çağ Avrupa’sında, Hıristiyanlık çerçevesi içinde karmaşık bir krallık, prenslik, dukalık ağı oluştu. Aynı zamanda şehirlerde de yeni yeni güç merkezleri gelişti. Şehirlerin ve şehir federasyonlarının geçimi ticaret, imalat ve yüksek düzeyde sermaye birikimine bağlıydı. Bu şehirler farklı sosyal ve politik yapılara sahiplerdi ve belirlenen bağımsız sistemlerle yönetiliyorlardı. Bu şehirlerin en iyi bilinenleri Floransa, Venedik, Siena gibi İtalyan şehir devletleriydi. Ama tüm Avrupa da yüzlerce şehir merkezi gelişti. Bu şehir Cumhuriyetleri hükümetin, tanrı tarafından verilmiş bir lordluk olarak görülmesi gerektiği varsayımına açık bir başkaldırıyı temsil ediyorlardı.</p>
<p>Bu dönemde Marsilius, Machiavelli ve Rousseau gibi yazarların fikirleri büyük oranda yol gösterici oluyor. Marsilius hükümetin, tek bir grup için değil, ortak yarar veya halk kitlesi için çalıştığı zaman düzenleyici işlevini yerine getirdiğine dikkat çeker. Yurttaşı ya hükümette yada onun “ hukuki işlevinde” görev alarak “ sivil topluma katılan kişi “ olarak tanımlıyor. Kişisel özgürlüğün ana şartı politik katılımdır. Yurttaşlar kendilerini yönetmezlerse başkalarının idaresi altına girerler.</p>
<p>Machiavelli’ de yurttaş katılımının, bağımsızlık, öz yönetim ve zaferin şartı olarak gören Cumhuriyetçi geleneğin yani korumacı Cumhuriyetçiliği açıklıyor. Yani bütün önemli politik güçlerin, kamu hayatında aktif bir rol oynamasını sağlayan karışık anayasa veya karışık hükümete bağlı, “ halk” , monarşi, aristokrasi arasında güç dengesi olduğunu belirtiyor. Rousseau’ nun fikirlerini ise bir eserinde yazdığı şu cümleler açıkça özetliyor;</p>
<p>“Egemenlik temsil edilemez, aynı nedenden dolayı devredilemez de, halkın vekilleri onun temsilcileri değildirler, olamazlarda. Onlar sadece halkın memurlarıdır. Hiçbir konuda son kararı veremezler. Halkın bizzat tasdik etmediği bir yasa hükümsüzdür, hatta yasa bile değildir. İngiliz halkı özgür olduğuna inanıyor. Onlar yalnızca parlamento üyelerini seçerken özgürler; üyeler seçilir seçilmez halk onların kölesi haline geliyor, bir hiç oluyor.”</p>
<p>Bununla birlikte o dönem Cumhuriyetinin aksaklıklarından da bahsedilmeden geçilmiyor. Özellikle şehir devletleri ve Avrupa’daki merkezler göz önüne alınırsa Cumhuriyetin küçük toplumlarda rahat uygulandığı görülüyor. Ancak kalabalık toplumlarda uygulanması zorlaşıyor. Ayrıca kadınlar ve yoksulların siyasetten dışlanması uzun süre tartışma konusu olmuştur.</p>
<p>İşte Cumhuriyet geçmişte bu düşüncelerle yoğrulup, Fransız devrimi ile şekillenerek günümüze kadar geliyor.</p>
<p>Ayrıca günümüzde Cumhuriyet bazı milletlerce yalnış adlandırılmıştır. S.S.C.B., İran İslam Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti örneklerinde görüldüğü gibi bu ülkelerin Cumhuriyet rejimi ile yakından uzaktan hiçbir alakası olmadığı bir gerçektir. Kendilerini Cumhuriyet olarak adlandırmışlar ancak geçmişten gelen geleneklerini alışkanlıklarını ve kültürlerini terk edemedikleri için bu rejimi uygulamamaktadırlar.</p>
<p>Bizdeki Cumhuriyetin tarihsel gelişimine baktığımızda 19. Y.Y. içerisinde Tanzimat fermanıyla, Islahat fermanıyla, birinci meclis ve Meşrutiyetle, Anayasayla ve ikinci meşrutiyetle bir değişim amacı görülüyor. Ancak Tanzimat fermanında bir İngiliz etkisi sezinlenmektedir. “ padişah olsun, bu ümmet de biraz yönetilme biçimine katılsın, fazla istibdat olmasın, biraz daha hürriyet olsun “ deniyor. Bazı alışkanlıklar-dan vazgeçilemiyor. Halk yıllardır bağlandığı geleneklerden kopamıyor.</p>
<p>Cumhuriyetçi katılım bizim açımızdan ele alındığında ise ilginç tartışmalar ve soru işaretleri ortaya çıkarıyor. Çünkü kurulmak istenen Cumhuriyette müthiş bir Fransız damgası var. Fransa’daki gelişmeyi, oradaki kavramları bize aktarma çabası çok açık. Bu Cumhuriyeti kuranlarda özellikle Rousseau etkisi göze çarpar. Rousseau’ nun kendisinin dışındaki başka özel iradeleri, grup iradelerini, kiliseyi tanımayan bir anlayışı var. Hatta dini bile gerekirse sivilleştirmeyi yani Cumhuriyetin kendisini bir din ve ahlak olarak ortaya koyup, her şeyi eğitilmiş vatandaş kavramı üzerine oturtmaya çalışan bir model bu. Yüzyıllarca Osmanlı egemenliğinde Monarşi ile yönetilen halk, M. Kemal’ in yönetiminde Cumhuriyete geçiş yaparken bu değişimin neler getireceğini ve beraberinde neleri götüreceğini tartışacak kültür ve eğitime seviyesine sahip miydi?</p>
<p>M. Kemal “ biz bir yüzyıldır uğraştık, o yol çıkmazdır, bunu bırakıyoruz, şimdi yeni bir tecrübeye girişiyoruz.” derken alkış tutan eller, bu girişilen mücadelenin alkışla değil, ancak kültürle, okulla buna bağlı olarak bireysel katılımla özgürlüğe ve demokrasiye ulaşacağını biliyorlar mıydı? Eğitim ve kültüre önem verilmediği takdirde zaten sosyal bir karakteri olmayan Osmanlı toplumuna batıdaki meclis ve anayasa fikrini taşıdığınız zaman problemler çıkması kaçınılmazdı. Batıdaki sosyal zeminle buradaki sosyal zemin aynı olmadığı için yeni bir siyaset felsefesini beyinlere yerleştirmek zorundasınız.</p>
<p>Yurtdışından ithal edilen teknolojinin tutunması, parçalarının üretimi ve temini konusunda her zaman sorunlar çıkar. Cumhuriyette bizim batıdan ithal ettiğimiz bir siyasal teknoloji olarak düşünülürse, bunun toplum, kültür, eğitim gibi ana ve yedek parçalarını üretememenin, bir araya getirememenin sıkıntısını çekiyoruz. Bu sıkıntıları aşmanın ya da azaltmanın tek yolu insan hakları, meclis, doğal hukuk, laiklik, demokrasi gibi Cumhuriyet kavramlarının topluma doğru bir şekilde anlatmaktır. Anlatmalısınız ki insanlar bilgi sahibi olabilsinler; çünkü bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamaz. Katılımın, öz yönetimin de can damarı fikir alış verişidir.</p>
<p>Cumhuriyet, Osmanlıdan bize miras kalan çorak siyaset toprağına Atatürk’ ün aziz elleriyle diktiği narin fidandır. Bu fidan eğitilmiş, bilgiyle donatılmış beyinlerden çıkacak fikirlerle sulanmazsa kuruyup gitmeye mahkum olacaktır.</strong><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/c/cumhuriyet-alkisla-olmaz-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

