<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; e</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2009 16:19:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Stephen R. COVEY -Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/stephen-r-covey-etkili-insanlarin-7-aliskanligi-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/stephen-r-covey-etkili-insanlarin-7-aliskanligi-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2008 06:28:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[e]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/stephen-r-covey-etkili-insanlarin-7-aliskanligi-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ANA BÖLÜMLERİ : 1. Giriş 2. 1.Alışkanlık: Proaktif Ol 3. 2.Alışkanlık: Sonunu Düşünerek İşe Başla 4. 3.Alışkanlık: Önemli İşlere Öncelik Ver 5. 4.Alışkanlık: Kazan/ Kazan Diye Düşün 6. 5.Alışkanlık: Önce Anlamaya Çalış, Sonra Anlaşılmaya 7. 6.Alışkanlık: Sinerji Yarat 8. 7.Alışkanlık: Baltayı Bile 9. Yazar Hakkında Stephan R. Covey çevresiyle yaşadığı problemleri anlatmaya başlar ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="post_message_14448678">KİTABIN ANA BÖLÜMLERİ :</p>
<p>1. Giriş<br />
2. 1.Alışkanlık: Proaktif Ol<br />
3. 2.Alışkanlık: Sonunu Düşünerek İşe Başla<br />
4. 3.Alışkanlık: Önemli İşlere Öncelik Ver<br />
5. 4.Alışkanlık: Kazan/ Kazan Diye Düşün<br />
6. 5.Alışkanlık: Önce Anlamaya Çalış, Sonra Anlaşılmaya<br />
7. 6.Alışkanlık: Sinerji Yarat<br />
8. 7.Alışkanlık: Baltayı Bile<br />
9. Yazar Hakkında<span id="more-2135"></span></p>
<p>Stephan R. Covey çevresiyle yaşadığı problemleri anlatmaya başlar ve ilk olarak kendi çocuğundan örnek verir , ve çocuğuna gösterdiği ilginin aslında “sen becerikli değilsin korunman gerekiyor” mesajını verdiğini anlar. Bunun üzerine çeşitli araştırmalara başlar ve dünya görüşünün gözle görmek değil, anlamak algılamak ve yorumlamak olan paradigmanın gücünden bahseder. İnsanların farkına varmadan yaşadıkları paradigmaların insan karekteriyle bağdaştıran R.Covey paradigmanın kişilik etiği sonucu olduğunu , değişimin gücü, görmek ve olmak, ilke merkezli paradigmalara yaşanmış güzel örneklerle okuyucusuna anlatmıştır.Covey yedi alışkanlığa gelmeden önce yaşamımızda güçlü bir etkisi olan alışkanlıklarımızın bilgi, beceri ve arzunun kesişmesi olarak ifade eder. Diğer bir boyutta alışkanlıklar bizleri sürekli olgunlaşma modeline , yani bağımlılıktan bağımsızlığa, oradanda karşılıklı bağımlılığa götürdüğünü anlatır. Şimdi etkili insanların yapmış oldukları yedi alışkanlıktan birincisine gelelim.</p>
<p>1.PROAKTİF OL:</p>
<p>R.Covey , Henry David THOREAU’nin ünlü sözü insanların yaşam düzeyini bilinçli çabayla yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum derken insanları hayvanlardan ayıran öz bilinç ya da kendi zihinsel sürecimizi düşünebilme yeteneğinden bahsederek bazı alışkanlıkların insanların DNA’sında bulunduğundan bahsetmiştir. Etkili insanların birinci alışkanlığı olan proaktivite iş yönetimi literatüründe sıkça kullandığımız fakat bir çok sözlükte yer almayan bir sözcük olup inisiyatif anlamına gelen yalnız inisiyatifi ele almaktan çok daha öte bir anlamı vardır. İnsan olarak kendi yaşamlarımızdan sorumlu olduğumuzu davranışlarımız, koşullarımız değil, kararlarımızın işlevidir. Değerlerimizi duygularımızdan üstün tutabiliriz. Bazı şeylerin olması için hem inisiyatifimiz hemde sorumluluk vardır. Sorumlu olduğumuzu bilmek ise diğer bütün alışkanlıkların temelidir.</p>
<p>2.SONUNU DÜŞÜNEREK İŞE BAŞLA:</p>
<p>Yaşamınızın sonunun bir hayali sahnesiyle paradigmasıyla başlamaktır. Sonunu düşünerek işe başlamak, varacağınız yeri iyice belirleyerek başlamak demektir. Şu anda bulunduğunuz yeri ve attığınız adımların her zaman doğru yönde olduğunu anlamanız için nereye gittiğinizi bilmektir. Boş zaferler kazanmak için çaba sarf edilmemeli. Bizim için nelerin çok önemli olduğunu bilmeliyiz. Eğer merdiven doğru duvara dayanmamışsa attığımız her adım bizi yanlış bir yere doğru hızla götürür.</p>
<p>3.ÖNEMLİ İŞLERE ÖNCELİK VER:</p>
<p>R.Covey bu bölümde üçüncü alışkanlığı açıklamasında 1. ve 2. Alışkanlıkların kişisel meyvesi , pratikte gerçekleşmesi olarak anlatmaktadır. 1. Alışkanlıkta yaratıcı sensin, yönetim sende diye açıklayan R.Covey bunun temelinde insanlara özgü doğuştan gelen dört özel yetiden bahseder. Bunlar hayal gücü, vicdan, özgür irade, özbilinç. 2.Alışkanlık, ilk yada zihinsel yaratım temelinde hayal gücü yani gözümüzün önüne beynimizle getirebilme ve vicdan. 3.Alışkanlık fiziksel yaratımdır. Yani 1. ve 2.Alışkanlıkları yönetebilme özeliği. Liderlik ve yönetimden bahsedilmiş olan bu bölümde her iki unsurun birbirinden tümüyle farklılığından bahsedilmiştir ve etkili bir yönetim, önemli işlere öncelik vermektir, diyerek önemli işlerin neler olduğuna liderler karar verir demiştir. Ayrıca bunların gün gün öncelikli olarak gerçekleşmesini sağlayan yöneticilerdir. Yönetim disiplindir, kararları uygulamaktır.</p>
<p>4.KAZAN / KAZAN DİYE DÜŞÜN:</p>
<p>Kazan, yaşamı bir rekabet arenası değildir. Güçlü yada zayıf, iyi yada kötü, kaybetmek yada kazanmak ama bu tür düşünce tarzı yanlıştır. Bu ilke daha çok güç ve mevkiye dayanır. Başkalarıyla ilgili ilişkilerimizde insana özgü eşsiz yetilerin, özbilinç, hayal gücü, vicdan ve özgür irade her birinin kullanılmasını gerektirir. Yani karşılıklı öğrenme, karşılıklı etkileme ve karşılıklı yararları içerir. Kazan / Kazan ilkesi bütün ilişkilerimizde başarının temelini oluşturur ve yaşamın beş boyutunu kapsar. Karakterle başlar, ilişkilere doğru ilerler, bundan anlaşmalar doğar, beslenir ve süreci içerir.</p>
<p>5. ÖNCE ANLAMAYA ÇALIŞ SONRA ANLAŞILMAYA:</p>
<p>Bu ilke insanlar arasındaki etkili iletişim anahtarıdır. Biri konuşurken dört düzeyde dinleriz; umursamıyor, aslında onu dinlemiyor olabiliriz. Yada dinliyormuş gibi yaparız. Seçerek dinliyor, konuşmanın sadece belirli bölümlerini duyuyor olabiliriz. Dikkatle dinliyor, ilgi gösterip enerjimizi söylenen sözlere yöneltiyor olabiliriz.Ama pek azımız beşinci düzeyi; empati dinlemeyi yani kendisini karşısındakinin yerine koyarak dinlemeyi deneriz. Anlaşılmaya çalışmak ise Etos, Patos, Lagos’ tur. Bunlar nedir?</p>
<p>Etos: Sizin kişisel inanırlığınızdır.</p>
<p>Patos: Empatik yanınızdır, duygudur.</p>
<p>Lagos: Mantıktır. Sunuşun, akıl yürüten kısmıdır.Üçünü bir arada deneyin</p>
<p>6. SİNERJİ YARAT:</p>
<p>Sinerji ilke merkezli liderliğin özüdür. Sinerji? Bir bütün parçalarının toplamlarından daha büyük olması demektir. İki tahta parçasını bir araya koyduğumuz zaman, ayrı ayrı taşıyabilecekleri ağırlıktan daha fazlasını kaldırır.Bu bir sinerjidir. Kadın ile erkeğin dünyaya bir çocuk getirmeside bir sinerjiktir. Sinerjinin özü farklılıklara değer vermektir. Onlara saygı göstermek güçlü yanları üzerine inşa etmek, zayıf yanlarını telafi etmektir.</p>
<p>7.ALIŞKANLIK:</p>
<p>Baltayı bile kendi kendimizi korumak ve geliştirmektir. Doğamızın dört boyutunu fiziksel, ruhsal, zihinsel ve sosyal yani duygusal olarak yenilemektir.” Baltayı bilemek” temelde bu dört yönlendirmenin hepsini birden ifade etmektir. Bunu yapmak içinde daha öncede bahsettiğim gibi proaktif olmak gerekmektedir. Bu yaşam boyu kendimize yapabileceğimiz en önemli yatırımdır. Biz kendi çalışmalarımızın aracısıyız ve etkili olup baltayı bu dört biçimde bilemek için düzenli olarak zaman ayırmanın önemini kavramak zorundayız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/stephen-r-covey-etkili-insanlarin-7-aliskanligi-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esrarlı Ada &#8211; Jules Verne</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/esrarli-ada-jules-verne.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/esrarli-ada-jules-verne.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 14:45:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[e]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/esrarli-ada-jules-verne.html</guid>
		<description><![CDATA[8 Mart 1865 yılında Pasifik Okyanusu’nda bir hortum garip uğultularla devam etmektedir.Bu hortumun içinde top gibi bir balon vardır.Balonun içinde beş kişi vardır.Balon denize çok yakındır.Bu yüzden yolcular ceplerindeki altın paralara varıncaya dek herşeyi denize atarlar.Yolcular en sonunda balonun sepetini atmaya karar verirler.Bunun sonucunda balon yelken gibi rüzgarın etkisiyle yükselmeye başlar ve yolcuları bir adaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>8 Mart 1865 yılında Pasifik Okyanusu’nda bir hortum garip uğultularla devam etmektedir.Bu hortumun içinde top gibi bir balon vardır.Balonun içinde beş kişi vardır.Balon denize çok yakındır.Bu yüzden yolcular ceplerindeki altın paralara varıncaya dek herşeyi denize atarlar.Yolcular en sonunda balonun sepetini atmaya karar verirler.Bunun sonucunda balon yelken gibi rüzgarın etkisiyle yükselmeye başlar ve yolcuları bir adaya çıkarır.Balonda beş kişi olan yolcular adada dört kişilerdir.Mühendis Smith ve onun köpeği olan Top kaybolmuştur.<span id="more-2064"></span><br />
1865 yılının şubat ayında Amerikan iç savaşı devam etmektedir.Kuzeyli General Grant, Richmont kentini kurtarmak isterken bir çok subayı ile düşmanın eline esir olarak düşmüştür.Bu insanlar yardım almak için bu balona binmişlerdir.Ancak hortum bu insanları bu ıssız adaya düşürmüştür.Yolculardan biri Yüzbaşı Cyrus Smith’tir.Mühendis ve bilim adamıdır.Yolculardan diğeri New York Herald gazetesinde muhabirlik yapan Gideon Spilet’tir.Cyrus Smith yanındaki zenci uşağının özgürlüğünü bağışlamıştır.Ancak zenci uşak olan Nebukadnazar efendisini yalnız bırakmamıştır.Diğer bir yolcu ise iyi bir denizci olan Pencroff’tur.<br />
Adaya ayak basan yolculardan denizci olan Pencroff hemen bir ada üzerinde olduklarını anlamıştır.Yolcular mühendisi arama işini geç olduğu için ertesi güne bırakmışlardır.Ertesi gün Nebukadnazar efendisini büyük bir umutla arar.Arkasında ise Pencroff, Spilet ve Herbert gelir.Ancak hiç kimseyi bulamazlar.<br />
Arama bittikten sonra Pencroff’un bulduğu granit kayalardan oluşan mağarayı barınak olarak kullanırlar.<br />
Ertesi gün yolcular havlama sesiyle uyanırlar.Bu duydukları ses Top’un sesidir.Hemen sesin geldiği yöne doğru giderler ve orada Top’u ve Cyrus Smith’i buldular.Ertesi gün kendini toplayıp ayağa kalkar ve daha sonra hep beraber adayı incelerler.Yapılan incelemelerden sonra Cyrus Smith uzun süre daha bu adada kalacaklarını söyler.Yolcular bu adaya Lincoln adını verirler.<br />
Yolcular büyük bir beceriklilik sonucunda bıçak, fırın, körük, demir,çelik ve çelik baltalar yaparlar.<br />
Bir gece Pencroff’un yiyeceğinin içinden bir kurşun çıkar ve çok şaşırırlar.Bunun sonucunda Smith bu adaya insan uğradığını düşünür.<br />
Bir gün yiyecek bulma işinden dönenler barınaklarında birilerinin olduğunu anlarlar.Barınağa bakarlar ve bir çok maymun görürler.Maymunların hepsi kaçar ancak bir tanesini kaçmayı başaramaz.Yolcular bu maymunu eğitmeye karar verirler.<br />
Bir gün Mühendis Smith sekstans yapar ve bulundukların yerin enlemini ve boylamını ölçer.Bulundukları yer 153 derece doğu ve 37 derece güney paraleli üzerindedir.Ancak atlasta bu ölçülerde bir yerin olmadığını görürler.Bu ölçülere en yakın olan yer Tabor Adası’dır.<br />
Uzun bir süredir uğraştıkları gemiyi en sonunda yaparlar ve geminin adını “Uğurlar Olsun” koyarlar.<br />
Bir gün denizde bir şişe bulurlar.Şişede “kazaya uğradım&#8230;Tabor Adası&#8230;153 derece boylam&#8230;37 derece güney enlemi” yazıyordur.Yolcular bu kazazedeyi bulmaya karar verirler.<br />
Ertesi gün Pencroff, Herbert ve Spilet yla çıkarlar.Tabor Adası’nda kazazedeyi bulurlar ve kazazedeyi kendi adalarına getirirler.Adam adını Ayrton olduğunu söyler ve sözlerine şöyle devam eder:<br />
-20 Aralık 1854 yılında İskoçyalı Lord Glenervan “Duncan” adlı buharlı gemisiyle Avustralya önlerine demir attı.Gemide Fransız coğrafya bilgini, lordun karısı,İngiliz ordusundan bir yüzbaşı ve Kaptan Grant’ın çocukları olan bir genç kız ve çocuk vardı.Bir gün üzerinde boylamı yazmayan ancak enlemi 37 derece olan bir mesaj buldular.İşte gemi Kaptan Grant’ı aramak için Avustralya’ya gelmişti.Lord ve arkadaşları bir çiftliğe geldi.Ben bu çiftlikte çalışır gibi yapıyordum.Gerçek amacımız ise birer haydut olan arkadaşlarımızla çiftliği yağmalamaktı.Lord’a Kaptan Grant’ın tayfalarında olduğumu söyledim ve gemide ayaklanma çıkardım.Daha sonra Duncan’ı ele geçirmek istedim.Duncan’ın kaptanına lordun ağzından bir mektup yazdırdım.Daha sonra gerçek kimliğim anlaşılınca Melbourne’ye gelip mektubu Kaptan Austin’e verdim.Ancak Fransız coğrafya bilgini mektubu yanlış yazdı ve böylece ben de yakalandın.Lord, Kaptan Grant hakkında bütün bildiklerimi anlatmamı istedi.Ona karşılık ben de beni yalnız bir adaya bırakmalarını istedim.Lord, sözünde durdu ve Tabor Adası’na bıraktı.Şans eseri Kaptan Grant ve iki denizciyle bu adada karşılaştık.<br />
Bir gün adaya gelen korsanlar Ayrton’ı kaçırırlar ve adanın her yerini yakarlar.Bu sırada incelemede olan yolculara bir not gelir ve Ayrton’ı ararlar ve onu bir kulübede bulurlar.Korsanlar ise ölürler.Ayrton’ın korsanların nasıl öldüğüne bir anlam veremez.<br />
Bir sabah dağın zirvesinden beyaz dumanların yükseldiğini görürler.Smith, “yanardağ faaliyetini gösterecek” der.Mühendis teller yardımı ile bir telgraf yapar ve telgraftan “çabuk çiftliğe gelin” diye bir mesaj gelir.Yolcular hep birlikte çiftliğe giderler.Dev bir mağaranın içine girerler.Kayığa binip bir gemiye yaklaşmışlardır.<br />
Geminin içine giren yolculardan Mühendis Smith:<br />
-Kaptan Nemo!Bizi çağırmıştınız işte geldik.<br />
-Demek adımı biliyorsun<br />
-Sadece bu kadar da değil.Geminizin adı da Natilus.<br />
Kaptan Nemo sinsi bir hastalığın pençesi altındaydı.Kaptan Nemo öyküsünü anlatır ve sonra “Eee!..şimdi söyleyin bakalım benim hakkımda ne düşünüyorsunuz?” der ve ölür.<br />
Dışarı çıktıktan sonra Smith yanardağın faaliyete geçeceğini söyler.Ertesi gün yanardağda büyük bir patlama olur.Tam patlama sırasında Ayrton Duncan gemisini görür.Duncan gemisi Kaptan Grant’ın oğlu Robert’ın yönetimindeydi.Kaptan Robert Kaptan Nemo’nun büyük bir fedakarlık yaparak Tabor Adası’na bir mesaj bıralır.Robert da bu mesaja göre bu adaya gelir ve bütün yolcuları alıp Amerika’ya geri getirir.<br />
Amerika’ya gelen yolcular burada da birbirlerinden ayrılmazlar.<br />
Geniş bir çiftlik alarak burada çalışırlar.Spilet de “Yeni Lincoln Postası”adıyla yeni bir gazete çıkarır.<br />
Bu yolcular kalan hayatlarına böyle güzel bir macera eklemiş oldular.<br />
3)Kişiler:<br />
General Grant, Cyrus Smith, Gideon Spilet, Nebukadnazar, Pencroff, Herbert, Ayrton, Kaptan Nemo, Robert,Top<br />
4)Ana düşünce:<br />
Bazı kişiler sevdikleri kişiler için bir çok engeller aşarlar.Bazen ise bu engelleri aşmak için bir çok kayıp verirler.<br />
Ancak bu kayıplar bu kişileri hiç etkilemez.Çünkü o kişiler bu iyilikleri kayıp vereceklerini bildikleri halde yapmışlardır.<br />
5)Yapıtın dili:Türkçe<br />
6)Genel Yargı:Her türlü şekilde engeller aşılabilir ve o engellerden doğan sonuçlara katlanılabilir.</strong><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/esrarli-ada-jules-verne.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eğil Dağlar kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/egil-daglar-kitap-ozeti-3.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/egil-daglar-kitap-ozeti-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 14:44:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[e]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/egil-daglar-kitap-ozeti-3.html</guid>
		<description><![CDATA[.KİTABIN ÖZETİ: Kitap İstiklâl Harb’inin, günü gününe yazılmış , en yakın tarihidir. Kitap bölümlerden oluşmakta ve her bölümde ayrı bir anektot anlatılmaktadır. Kitap yazıldığı yıllarda Milli Mücadele’nin inandırıcı bir desteği ve o yıllardaki Türk düşüncesinin bir zaferi olmuştur. Kitapta daha çok Türk Askeri’nden ve İstiklâl Harbi kahramanı Mustafa Kemal Paşa anlatılmaktadır. Eser 88 müstakil nesir ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>.KİTABIN ÖZETİ:<br />
Kitap İstiklâl Harb’inin, günü gününe yazılmış , en yakın tarihidir. Kitap bölümlerden oluşmakta ve her bölümde ayrı bir anektot anlatılmaktadır. Kitap yazıldığı yıllarda Milli Mücadele’nin inandırıcı bir<br />
desteği ve o yıllardaki Türk düşüncesinin bir zaferi olmuştur. Kitapta daha çok Türk Askeri’nden ve İstiklâl Harbi kahramanı Mustafa Kemal Paşa anlatılmaktadır.<span id="more-2063"></span> Eser 88 müstakil nesir ve on bin satırdan meydana gelmektedir. Kitabın adı ise bir asker türküsü olan şu mısralardan gelmektedir;<br />
Eğil dağlar eğil, üstünden aşam<br />
Yeni tâlim çıkmış varam alışam</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/egil-daglar-kitap-ozeti-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekonomide Dışa Açık Büyüme kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/ekonomide-disa-acik-buyume-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/ekonomide-disa-acik-buyume-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2008 08:22:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[e]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/ekonomide-disa-acik-buyume-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Bu kitabın konusu, temelde Türkiye&#8217;nin 24 Ocak 1980 kararlarıyla benimsediği &#8220;Serbest piyasa ekonomisi ile dışa açılma&#8221; modelini çözümlemek ve irdelemektir. Kuramsal çerçeve ve tarihsel denemelerden faydalanarak yaşanan bunalımın nitelikleri kadar dışa açık büyüme modeliyle gerçekleştirilecek politikalar demetinin etkilerini inceleme amacını gütmüştür. Bunalımla bunların karşılıklı etkileşiminin ekonomiye yüklediği uzun süreli maliyet ortaya konmuştur. Başlangıçta iyi giden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu kitabın konusu, temelde Türkiye&#8217;nin 24 Ocak 1980 kararlarıyla benimsediği &#8220;Serbest piyasa ekonomisi ile dışa açılma&#8221; modelini çözümlemek ve irdelemektir. Kuramsal çerçeve ve tarihsel denemelerden faydalanarak yaşanan bunalımın nitelikleri kadar dışa açık büyüme modeliyle gerçekleştirilecek politikalar demetinin etkilerini inceleme amacını gütmüştür. Bunalımla bunların karşılıklı etkileşiminin ekonomiye yüklediği uzun süreli maliyet ortaya konmuştur. Başlangıçta iyi giden bazı ekonomik göstergelerin bile nasıl kötüye gittiği gösterilmiştir. Tünelin ucundaki ışığın gözükmediği ortaya konmuştur.<span id="more-2049"></span></p>
<p>Kitap iki ana bölümden oluşmuştur. Birinci ana bölümde dışa açılmanın etkilerine ilişkin kuramlara kısaca değinilerek, büyüme ile dış ticaret ve cari işlemler bilançosuna ilişkin kuramsal çerçeve çizilmiş ve dünyadaki çeşitli ülkelerin dışa açılma sürecinde yaşadıkları anlatılmıştır. İkinci ana bölüm ise Türkiye&#8217;ye ayrılmıştır. Yeni gelişen ülkeler arasında Türkiye&#8217;nin yeri saptandıktan sonra T.C.&#8217; nin kuruluşundan 24 Ocak kararları da dahil olmak üzere geçen sürede Türkiye&#8217;nin yaşadığı dışa açılma deneyimleri anlatılmıştır. Bu iki ana bölümde anlatılanlar aşağıda kısaca ortaya konacaktır.</p>
<p>I NCİ BÖLÜM; YENİ GELİŞEN ÜLKELERDE DIŞA AÇIK BÜYÜME</p>
<p>&#8220;Dışa Açılma&#8221;, iktisat yazınında bir ülkenin uluslararası pazarla bütünleşmesi anlamında kullanılan geniş kapsamlı, ama sınırları belirsiz bir terimdir. &#8220;İçe Dönük&#8221; ekonominin tersine çevrilmesi, iç yapının dünya ekonomisinden gelen etkilere açılması ve buna göre şekillenmesi amacını içermektedir. Ancak bir ülkenin &#8220;Dışa Kapalı&#8221; ya da &#8220;Dışa Açık&#8221; diye siyah-beyaz çizgilerle, kesin biçimde ayrılması söz konusu değildir. Bunun yerine ülkeler kapalıdan açığa doğru olacak biçimde sıraya dizilebilirler. Ne var ki bu da ancak içinde bulunulan tarih için yapılabilir. Ülkeler tarihlerinin bir döneminde açık iken başka bir tarihin başka bir döneminde daha kapalı olabilmektedir.</p>
<p>Ülkenin dünya ekonomisiyle bütünleşmesi mal, (faktör dışı) hizmet, sermaye ve işçi hareketleriyle gerçekleşir. İlk ikisinin ülkenin yarattığı gayri safi milli hasılaya oranının yüksek ve dış ticarete devlet müdahalesinin en az düzeyde olduğu; sermaye hareketlerinin ülke içi tasarruf ya da yatırımındaki oranının yüksek ve devlet denetiminden arınmış bulunduğu ülkeler, dışa çok açık dünya piyasalarıyla bütünleşmiş sayılırlar. Gerçekte, uluslar arası işçi hareketlerinin bunun bir öğesi olması gerektiği halde, kavramın tanımına bu öğe çoğu kez dahil edilmemektedir.</p>
<p>II NCİ BÖLÜM; DÜNÜ, BUGÜNÜ VE GELECEĞİ İLE TÜRKİYE&#8217;NİN DIŞA AÇIK BÜYÜMESİ</p>
<p>Dışa açık büyümede ekonominin ulaştığı gelişme düzeyi ve sanayileşme derecesi, dünya koşulları yanında, söz konusu stratejinin başarısı açısından başlıca önemli etkenlerden biridir. Bunun için öncelikle Türkiye&#8217;nin gelişmekte olan ülkeler arasındaki yeri saptanmaya çalışılmış ve böylece uygulanan politikaların başarılı olup olamayacağı hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>1978 petrol krizi öncesi son olağan yıl olan 1977 yılı verileri ile Türkiye&#8217;nin gelişmişlik düzeyi, sanayileşme düzeyine, eğitim düzeyine, dışa açıklığına, sanayileşme oranına bakılarak gelişmekte olan ülkelerin ortalarında olduğu ortaya konmuştur.</p>
<p>1980&#8242;lerde ise gelişmekte olan ülkeler üst ve alt olmak üzere ikiye ayrılmaya başlanmıştır. 1970&#8242;lerde gelişmekte olan ülkelerin ortalarında olan Türkiye&#8217;nin üst gelişmekte olan ülkeler grubuna sıçradığı ve grup içindeki yerinin de ortalarda olduğu belirtilmiştir. Son olarak da bu bölümde Türkiye&#8217;nin ihracatının mal bilişimindeki tarım mallarından sanayi mallarına doğru bir değişim olduğu vurgulanmıştır.</p>
<p>24 Ocak 1980 istikrar programı açıklanmadan önce Türkiye&#8217;nin o güne kadar dışa açılma denemeleri açıklanmıştır. Üç ana dönem incelenmiş olup bunlar; 1923-1929 yılları arasındaki açıklığı, 1950-1954 yılları arasındaki ABD dış yardım programı yardımıyla serbest piyasa ekonomisi ile dışa açılma ve 1973-1977 Avrupa Para Piyasasına açılmadır. Bu dönemlerin ortak özellikleri ise her üçünün de ihracat artışına dayalı büyümeyi içermesidir. Buna karşılık ithalatın serbestleştirilip yabancı sermaye ithal etme ile dış borçlanmayı arttırmayı içermektedir. Her üç deneme de amacına ulaşamamıştır. Yani uygulanan politikalar sürdürülememiştir. Her üç dönemde ekonomiyi dışa açmak için yoğun iç ve dış baskı olmuştur.</p>
<p>Türkiye 1930-1946 yılları arasında dünyaya kapalı bir iktisadi yapı içinde olmuştur. Türkiye savaş sonunda iç ve dış baskılar sebebiyle, ithalatını arttırmak ve batılı ülkeler arasına girmek için Marshall yardımı almıştır. Fakat bu yardımın kabul edilmesi bazı tavizleri gerektirmiştir. Deneme 1958 yılında kambiyo krizi ile sonuçlanmış ve ülke IMF güdümünde bir istikrar programı uygulamaya koymuştur.</p>
<p>1973 yılında başlayan petrol fiyatlarındaki ciddi artışlar OPEC ülkelerinde büyük miktarda dış fazla ve gelişmekte olan ülkelerde büyük miktarlarda açıklar ile sonuçlanmıştır. Fazla veren ülkeler dolarları batılı ülkelerin bankalarına yatırmışlar ve bu paralar petro-dolar olarak adlandırılmıştır. Açık veren ülkeler, IMF&#8217; den çok zor şartlarda ve daha yüksek faizlerle borç almak yerine petro-dolarlar ile bu açıklarını finanse etmişlerdir. Türkiye de bu süreci yaşamış ve petrol krizinin etkilerini geciktirmiştir. Ancak 1978 yılındaki ikinci petrol krizinden sonra bu politikayı sürdürememiştir. Deneme 1978 yılında kambiyo krizi ile sonuçlanmış ve ülke IMF güdümünde bir istikrar programı uygulamaya koymuştur.</p>
<p>Bu dönemlerden çıkan sonuçlar ise; dışa açılma hep iç ve dış baskıların kesiştiği dönemlerde başlamış ve dünyada yaşanan bir kriz ile sonuçlanmıştır. Hepsinde ihracatın arttırılması hariç bütün her şey gerçekleştirilmiştir ve kısa vadeli borç birikimi sürdürülemez hale gelince kriz patlamıştır. Bütün denemelerde ekonomik yapı tam incelenmeden kaldıramayacağı bir yük yüklenmiştir.</p>
<p>Sonuç bölümünde, kitabın yazıldığı tarihlerdeki hedefler ve bunlara ilişkin politikalar üzerinde durulmuştur. İrdelenen bu hedefler ise; uluslar arası dayanışma, ihracat artışı yerine cari işlemler bilançosu dengesi, ithalat ve döviz rejimi liberasyonu yerine dış borçlanmayı sınırlandırma, konvertibilite yerine istikrarlı büyüme hedefine dönük döviz rejimi, enflasyonla salt para politikası yerine politikalar demetiyle mücadele, salt ihracat artışı yerine, ithal ikamesiyle desteklenen ihracat artışı, yabancı sermayeyi hedefsiz davetiye yerine teknolojik birikim, ihracat ve büyümeye dönük yabancı yatırımlar için teşvik, salt özelleştirme yerine sosyal denge, teknolojik değişme için özelleştirme ve sosyal hedefleri alt üst eden istikrar yerine sosyal hedefli büyüme olmuştur.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/ekonomide-disa-acik-buyume-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Etnik Tuzak kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/etnik-tuzak-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/etnik-tuzak-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2008 08:21:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[e]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/etnik-tuzak-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Yazar kitabında konu olarak 1994 yılı itibariyle dünya dengelerindeki değişmeyi, yeni oluşumları, Türkiye&#8217;nin stratejik açıdan önemini ve izlemesi gereken politikaları, Türkiye&#8217;nin sosyolojik ve kültürel durumunu, Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve özellikle etnik bölücülük konusunu ele almıştır. Kitaba etnik tuzak isminin verilmesinin sebebi, Avrupa&#8217;daki siyasî ortamın 19. yüzyılın etnik ve dinî motiflerine döndürülmeye çalışıldığı ve adeta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazar kitabında konu olarak 1994 yılı itibariyle dünya dengelerindeki değişmeyi, yeni oluşumları, Türkiye&#8217;nin stratejik açıdan önemini ve izlemesi gereken politikaları, Türkiye&#8217;nin sosyolojik ve kültürel durumunu, Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve özellikle etnik bölücülük konusunu ele almıştır.</p>
<p>Kitaba etnik tuzak isminin verilmesinin sebebi, Avrupa&#8217;daki siyasî ortamın 19. yüzyılın etnik ve dinî motiflerine döndürülmeye çalışıldığı ve adeta Ortodokslar arası bir yakın işbirliğine gidildiği bir ortamda, gelişme gücüne sahip ülkelerin önünün etnik tuzaklarla, azınlık senaryoları ile kesilmeye çalışıldığı görülmektedir. <span id="more-2048"></span>Önemli olan etniklik iddiası ileri sürülen sosyal gurubun, o ülkedeki ana kültür kimliğinden farklı olup olmadığının bilimsel olarak ortaya konması değildir. Kitle haberleşme araçlarını veya medyayı elinde bir politika silâhı olarak tutan süper güç veya güçler, eğer kendi menfaatlerine uygun olarak yapay bir etnikleştirme peşinde iseler; hedef alınan ülkelerin aydınları ve siyasetçileri de dış etkilere oldukça açık ve bilgi noksanı içinde iseler, o ülkeyi bir takım tehlikeler bekliyor demektir.</p>
<p>İşte günümüzde de Türkiye üzerinde birtakım oyunlar oynanıyor ve ülkemizdeki aydın kesim de buna alet olmaktadır. Almanya&#8217;nın Wresbaden eyaletinde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye ve Orta Doğu bölgesi 47 etnik guruba ayrılmıştır. Bu guruplandırmanın hangi kritere göre yapıldığı bilinmemektedir ve bu araştırmanın tamamen siyasî maksatlı olduğu açıktır. Türkiyede ırk yönünden, kültür yönünden ve konuşulan dil bakımından böyle bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Türkiye&#8217;de yaşayan insanlar arasında büyük farklılıklar yoktur. Türkiye&#8217;de yaşayan insanların % 98&#8242;i kendini Türk olarak adlandırmaktadır. Türkçe&#8217;den başka bir dil bilen kişi oranı ise % 8&#8242;dir. Türkiye&#8217;de etnik guruplandırma yapılamayacağı gibi asimilasyon kavramından da söz edilemez. Asimilasyon (eritme) azınlık gurubun ana gurupla sosyal mesafeye dayanan özelliklerinin ve hayat tarzının hakim guruba uydurulması sürecidir.</p>
<p>Türkiye kendi üzerinde oynanan oyunlara karşı uyanık olmak zorundadır. Türkiye gerektiğinde bu etnik oyunları kendine düşmanca tavır sergileyen ülkelere karşı kullanabilmelidir. Örneğin Fransa&#8217;nın Alsas-Loren&#8217;deki politikaları, Amerika&#8217;nın etnik yapısı, İran ve Yunanistan&#8217;daki Türklerin durumu, İngiltere&#8217;nin İrlanda ile problemleri gerektiğinde bu ülkelere karşı koz olarak kullanılmalı ve uluslar arası gündeme getirilmelidir. İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkemizde etnik bölünme yaratmak isteyen ülkelerdeki yapı da ülkemizdekinden pek farklı değildir. İngiltere&#8217;de Galli, İskoç, İrlandalı da bulunur ama milletin adı İngiliz&#8217;dir. Fransa&#8217;da Bask, Brotön, Oksitan ve Frank asıllılar vardır ama milletin adı büyük çoğunluğu teşkil eden hakim gurubun ismini taşır: Fransız&#8230;</p>
<p>Bu durum İspanya&#8217;da da böyledir; Belçika&#8217;da da. Bu ülkelerin hiç birinde bölgesel dillerle eğitim-öğretim yapılmaz. Yabancı dille eğitim ve öğretim ile yabancı dil öğrenimi arasındaki fark hesaba katılmalı ve bizde uygulatılmak istenen yerel bir dille eğitim-öğretimin sakıncalı olduğu dikkate alınmalıdır. Bu yerel dilin daha doğrusu lehçenin doğru dürüst bir alfabesi bile yoktur. Mahalli yöreler arasında farklılıklar göstermektedir.</p>
<p>1991 yılında Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasıyla, Türkiye ve Türk dünyasının önünde yepyeni bir gelecek oluşmuştur. Türkiye&#8217;nin bölgedeki önemi artmıştır. Türkiye&#8217;nin artan önemi ve etkinliği müttefiklerimiz de dahil birçok ülkeyi rahatsız etmektedir. Amerika&#8217;nın, Almanya&#8217;nın, Rusya&#8217;nın ve İran&#8217;ın, Türkiye&#8217;nin önünü tıkamaya çalışacağı açıktır. Bölgenin petrol ve doğalgaz kaynakları kısacası enerji potansiyeli tüm dünyanın iştahını kabartmaktadır. Bu değişimi yıllar önce Atatürk hayattayken görmüş ve yapılması gerekenleri daha o yıllarda belirtmişti. Biz yıllar sonra bu gelişmeyi göremedik, kendimizi bu gelişmeye hazırlayamadık. Bölgede etkinliğimizi arttırmak için daha fazla çaba göstermeliyiz ve bölgede yaşayan kardeşlerimizle aramızdaki ortak dil ve kültürün geliştirilmesi konusunda ortak çalışmalar yürütmeliyiz.</p>
<p>Sosyoloji uzmanı olan yazara göre Türkiye&#8217;nin önündeki önemli problemlerden biri de sosyal ve kültürel hayattaki yozlaşma ve aile yapısının bozulmaya çalışılmasıdır. Günümüzde kadın konusunda bazı dergi ve kuruluşların birçok toplantı düzenledikleri görülmektedir. Bu çevrelerin cinsel özgürlük ve kadının militanlaştırılması konusundaki faaliyetleri gözden kaçmamaktadır. Bugün aile her toplumda vazgeçilemeyen ve alternatifi olmayan bir müessesedir. Aile yapısının zedelendiği toplumlarda da bu böyledir ve bu toplumlar normal aile ilişkilerini özendirici politikalar uygulamaktadırlar. Toplumun istikrarlı bir yapıya kavuşması için sağlam bir aile yapısına ihtiyaç vardır. Dinimizde ve kültürümüzde kadının çalışması konusunda herhangi bir engel yoktur. Türkiye&#8217;deki tartışma &#8221;kadın çalışsın veya çalışmasın&#8221; şeklinde olmaktan ziyade, kadının çalışması halinde mutlaka kendini aileden soyutlayacağı varsayımına dayandırılmaktadır. Kadın böylece aileden kurtulacak ve özgürleşecektir. Oysa evliliklerin %&#8217;20 azaldığı Batı toplumlarında &#8221;bugün çalışma hayatında yer alan kadını aile içi fonksiyonlarına nasıl kavuşturabiliriz?&#8221; sorusuna cevap bulmaya çalışılmaktadır. Kadının, erkeğin ve çocukların aile ortamı içinde sosyal çevrenin doğurduğu gerginlikleri gidereceği, mutluluk ve moral bulacağı beklentisi vardır. Batı ülkelerinde bugün evlilik dışı cinsel ilişki, kocasız annelik gibi hususlar &#8220;social deviance&#8221; sosyal sapma olarak görülmektedir. Aile yapısını bozucu medya ve televizyon yayınları engellenmeli ve aile yapısının korunması için gerekli önlemler alınmalıdır.</p>
<p>Sonuç olarak yazar kitabında Türkiye&#8217;nin önünü tıkamak, gelişmesini önlemek için Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve bu oyunları engellemek için yapılması gerekenleri, uygulanması gereken politikaları incelemektedir. Sosyoloji uzmanı olan ve Türkiye gerçeklerini iyi bilen yazar, konuyu kapsamlı bir şekilde ele almış, yapılan yanlışları ve yapılması gerekenleri açıkça belirtmiştir. Etnik bölünme, toplum üzerindeki televizyon ve medyanın etkisi, çağdaşlaşma, asimilasyon ve kültürel kimlik konusundaki tespitleri dikkate değerdir. Bence de siyasette yıllarca tartışma konusu olan Garplılaşmak, Türkleşmek ve İslâmlaşmak fikirleri günümüzde bir senteze doğru gitmektedir. Bugünün koşullarına ve ihtiyaca göre Türk aydını ve politikacısı bu 3 tarzın hepsini kullanmak ve değerlendirmek zorundadır. Bağnazlığı ve tutuculuğu bırakıp ülke yararlarını ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutmak zorundadırlar. Dış politikada daha akılcı, cesur ve uzun vadeli politikalar üretilmelidir.</p>
<p>Tarih boyunca ve günümüzde, ülkenin aydın kesimi arasında yer alan biz ordu mensupları, oynanan bu oyunların farkında olmalı ve çevremizdeki insanları bu konuda bilinçlendirmeliyiz. Konuşurken dikkat edilmeyen ve yanlış kullanılan birkaç kelime ve kavramla bile bu tür oyunlara kolayca alet olunabileceği unutulmamalıdır. Ülke yararına olan birçok konuda olduğu gibi biz askerler bu konuda da başı çekmeli ve diğer vatandaşlarımıza örnek olmalıyız.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/etnik-tuzak-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enflasyon, Kriz, Ayarlamalar kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/enflasyon-kriz-ayarlamalar-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/enflasyon-kriz-ayarlamalar-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2008 08:20:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[e]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/enflasyon-kriz-ayarlamalar-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Enflasyon bir toplumu oluşturan ekonomik birimlerin toplu olarak ekonomide mevcut miktardan daha fazla mal ve hizmet talep etmeleridir. Talebe göre arz edilen mal ve hizmet miktarı daha az olduğundan fiyatlar yükselecektir. Bununla birlikte, enflasyonist bir süreçte toplam talebin parasal değeri mal ve hizmetlerin değerinden daha hızlı artmaktadır. Kitapta enflasyonist süreç bu bağlamda, ekonomik birimlerin ekonomiyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Enflasyon bir toplumu oluşturan ekonomik birimlerin toplu olarak ekonomide mevcut miktardan daha fazla mal ve hizmet talep etmeleridir. Talebe göre arz edilen mal ve hizmet miktarı daha az olduğundan fiyatlar yükselecektir. Bununla birlikte, enflasyonist bir süreçte toplam talebin parasal değeri mal ve hizmetlerin değerinden daha hızlı artmaktadır. Kitapta enflasyonist süreç bu bağlamda, ekonomik birimlerin ekonomiyi dengeye getirici fiyat artışından sonra taleplerini niçin artırmaya devam ettirdikleri anlatılmıştır.</p>
<p>Öncelikle enflasyon çeşitleri olan; hiper enflasyon, yüksek enflasyon ve düşük enflasyonun tanımları, sebepleri ve sonuçları, yani ekonomiye verdikleri tahribat ortaya konmuştur.<span id="more-2046"></span></p>
<p>Cagan&#8217;a göre hiper enflasyon aylık enflasyon oranı % 50 ve yukarısıysa hiper enflasyon olarak tanımlanır. Sebepleri ise; karşılıksız para basımı, savaş ihtilal ve sivil savaşlar, zayıf hükümetler, ve bütçe üzerindeki dışsal şoklar olarak ortaya konmuştur. Buradaki en önemli hususun ise para arzındaki sürekli genişleme olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda senyoraj, enflasyon vergisi ve hoş olmayan moneterist aritmetik kavramlar anlatılmıştır.</p>
<p>Bir sonraki bölümde dünyada yaşanan ünlü hiper enflasyonlar tarih sırasına göre anlatılmış, bunlar; Altın standardında enflasyon, Avusturya hiper enflasyonu, Macaristan hiper enflasyonu, Polonya hiper enflasyonu, Alman hiper enflasyonudur. Yine ayrıca o dönemde hiper enflasyon sürecine girmeyen Çekoslovakya anlatılmıştır.</p>
<p>Daha sonra enflasyonun niçin kötü bir şey olduğu kısaca anlatılmıştır. Bunlar; paranın satın alma gücünü aşındırması, beklenmeyen enflasyonun borçlu lehine alacaklı aleyhine olması, belirsizliğin planları rassal ve spekülatif yapması ve fiyatların farklı oranlarda artarak gelir dağılımını bozması olarak ortaya konmuştur.</p>
<p>Bir sonraki bölümde ise, ekonomik birimlerin davranış ve bekleyişlerinin, kamu bütçesinin, döviz yönetiminin, toplam arzın, finans sisteminin, satın alma gücü rekabetinin enflasyonu nasıl geri beslediği anlatılmıştır.</p>
<p>Bunun yanında enflasyon olayının uluslar arası yönü olan döviz kuru rejimleri, bunların çeşitleri, yararları ve zararları ortaya konmuştur. Bu açıdan reel döviz kuru kavramı anlatılmış ve aşınması gibi kavramlar ayrıntılı olarak ortaya konmuştur. Döviz kuru politikaları ile sermaye hareketleri arasındaki bağ kurulmuştur.</p>
<p>Ticaret politikalarından olan ticaretin daraltılması, serbestleştirilmesi ve uluslar arası rekabet politikaları ile maliye ve para politikalarının ekonomiye nasıl etki ettiği, büyüme, enflasyon, işsizlik üzerinde nasıl sonuçlar doğurduğu incelenmiştir.</p>
<p>Müteakiben ortodoks, ortodoks olmayan (heteredoks) ve IMF tipi istikrar programları, bunların uygulaması olan aşamalı ve şok yaklaşımlar anlatılmış ve bunların para ve maliye politikaları ile nasıl destekleneceği anlatılmıştır. Ayrıca yükselen reel faiz oranlarının etkileri, ücret ve fiyat kontrollerinin yeterli olup olmayacağı gibi teknik hususlar irdelenmiştir.</p>
<p>Bir sonraki bölümde ise, enflasyonu durdurmanın diğer yan etkileri izah edilmiş ve toplumda meydana gelen fiyat ücret gibi endeksleme ile para ikamesi veya dolarlaşmanın nasıl başladığı ve ne gibi sonuçlar doğurduğu anlatılmıştır.</p>
<p>Bilahare ortodoks, ortodoks olmayan (heteredoks) ve IMF tipi istikrar programlarının dünyadaki uygulamaları anlatılmış, benzer yanları, farklılıkları ve başarıları-başarısızlıkları irdelenmiştir. Bu konuya ek olarak 1998 yılında yaşanan Güneydoğu Asya Ekonomik krizi detaylı olarak anlatılmıştır.</p>
<p>Kitap, son bölümünü ise ayrıntılı olarak son 20 yılda yaşanan ekonomik krizlere ayırmıştır. Yani; 24 OCAK 1980, 5 NİSAN 1994 ve 1 OCAK 2000 istikrar kararları teker teker anlatılmıştır. Hepsindeki sebepler dünya konjonktürü ile birlikte ele alınmıştır. Uygulanan istikrar programları başarılı ve başarısız yanları ve bir sonraki krize nasıl gidildiği, eski hatalardan ders alınmadığı vurgulanmıştır. </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/e/enflasyon-kriz-ayarlamalar-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

