<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; j</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Dec 2008 13:22:47 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Global Paradoks &#8211; John Naisbitt kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/global-paradoks-john-naisbitt-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/global-paradoks-john-naisbitt-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2008 06:29:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[j]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/global-paradoks-john-naisbitt-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[
1993’ÜN 14 Martında Pireneler’de Fransa ile İspanya arasına sıkışmış 47.000 nüfuslu Andorra egemenliğini ilan etti. Artık yeni Andorra devletinin kendi uluslararası telefon kodu, olimpiyat takımı, pulu, para birimi ve BM de sandalyesi olabilecek.
Nitekim Temmuz 1993’te 184. üye olarak BM’e katıldı bile. İyi ama, Avrupa ülkeleri bütünleşmeye giderken, tek bir para biriminin eşiğindeyken bu bağımsızlık ta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="linkz01">
<p id="post_message_14435935">1993’ÜN 14 Martında Pireneler’de Fransa ile İspanya arasına sıkışmış 47.000 nüfuslu Andorra egemenliğini ilan etti. Artık yeni Andorra devletinin kendi uluslararası <nobr><span target="blank" style="font-weight: bold; color: #ff0000; line-height: 1.7; border-bottom: #ff0000 3px double" id="linkzHighlighted_1495">telefon</span></nobr> kodu, olimpiyat takımı, pulu, para birimi ve BM de sandalyesi olabilecek.</p>
<p>Nitekim Temmuz 1993’te 184. üye olarak BM’e katıldı bile. İyi ama, Avrupa ülkeleri bütünleşmeye giderken, tek bir para biriminin eşiğindeyken bu bağımsızlık ta neyin nesi?<span id="more-2136"></span></p>
<p>Bu durum, dünyadaki genel eğilimin bir göstergesidir. Bugün dünyanın gidişatı bir taraftan politik bağımsızlık ve kendi kendini yönetmeye, öte yandan <nobr><span target="blank" style="font-weight: bold; color: #ff0000; line-height: 1.7; border-bottom: #ff0000 3px double" id="linkzHighlighted_1467">ekonomik</span></nobr> ittifaklar kurmaya doğrudur. Dünya ekonomisi büyüdükçe küçük oyuncuları güçlenmekte, büyük oyuncuları küçülmektedir.</p>
<p>Yeni kabilecilik (Tribalism)</p>
<p>1993’te dünya sözlüğüne yeniden giren “kabilecilik” kavramını “milliyetçilik” kavramı ile karıştırmamak gerekir. 18. yy’dan II. Dünya savaşı sonuna kadar yaygınlaşan milliyetçilik, kişinin vatanını uluslararası ilkelerden ve bireysel çıkarlardan daha <nobr><span target="blank" style="font-weight: bold; color: #ff0000; line-height: 1.7; border-bottom: #ff0000 3px double" id="linkzHighlighted_1499">önemli</span></nobr> tutmasıdır. II. Dünya savaşı İtalya ve Almanya’nın milliyetçiliğine son vermiş, Batıdaki gücünü de yıkmıştır. Kabilecilik ise kişinin ortak etnik kökeni, dili, kültürü, dini, hatta son zamanda mesleği paylaştığı gruba sadık kalmasıdır.</p>
<p>Bu sadakat da git gide güçlenmekte ve yaygınlaşmaktadır, zira bunlar kişinin bir gruba ait olma duygusunu güçlendirmektedir.</p>
<p><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/global-paradoks-john-naisbitt-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Juri kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/juri-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/juri-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 May 2008 17:09:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[j]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/juri-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Jennifer Witt, kocasını çok seven fakat kocasından devamlı dayak yiyen ve yaptğı şeyleri kocasına yani Lary Witt’ e beğendiremiyen bir çocuk annesi kadındır. Bu yüzden psikolojisi bozulmuş ve doktora gitmektedir. Yediği dayaklar yüzünden de vücudunda oluşan yara bereler içinde doktora gitmektedir.Jeniffer 28 Aralık Günü her zaman olduğu gibi rahatlamak için koşuya çıkar ve eve döndüğü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="PostContent"><strong>Jennifer Witt, kocasını çok seven fakat kocasından devamlı dayak yiyen ve yaptğı şeyleri kocasına yani Lary Witt’ e beğendiremiyen bir çocuk annesi kadındır. Bu yüzden psikolojisi bozulmuş ve doktora gitmektedir. Yediği dayaklar yüzünden de vücudunda oluşan yara bereler içinde doktora gitmektedir.</strong><strong>Jeniffer 28 Aralık Günü her zaman olduğu gibi rahatlamak için koşuya çıkar ve eve döndüğü zaman evinin etrafında bir sürü polis bulur. Polisler Jennifer‘ ı evin üst katına çıkmaması için uyarırlar.<span id="more-1716"></span> Jennifer, etraftaki kan izlerini ve kapıda duran ambulansı görünce kocasının ve oğlunun öldüğünü anlar. Daha sonra polisler Jennifer‘ ın ifadesini almak üzere karakola götürürler. İfadesi alındıktan sonra da Jennifer‘ ı tutuklarlar. Tutuklanma sebebi olarak da kocasının bir yıl önce kendisine yaptırmış olduğu hayat sigortasıdır. Bu sigorta şirketi, Jennifer’ ın kocası Dr. Larry Witt’ in ölümü halinde karısına tazminat olarak 5 milyon dolar tazminat verecekti. Polis bunu gerekçe göstererek Jennifır‘ ı tutuklar. Fakat Jennifer yapmadığına dair hiçbir kanıt gösteremez.</p>
<p>Daha sonra Jennifer’ a yakın dostları, davada kendisini savunması için avukat olarak David Freeman’ ı önerirler. David Freeman birçok dava kazanmış ve haklı bir üne sahip iyi bir avukattır. Yanında Dismas Hardy adında bir avukat daha çalışmaktadır. Jennifer o gün avukatını, yani Freeman‘ ı çağırır, fakat Freeman yanında çalıştığı Hardy‘ yi gönderir. Hardy Jennifer’ ı dinler ve çözülmesi çok zor bir durumla karşı karşıya olduğunu anlar ve araştırmaya koyulur. Olayın geçtiği eve gider, komşularına gider onlarla konuşur. Komşuları Hardy’ ye, Larry ile Jennifer’ ın devamlı kavga ettiklerini anlatır. Hardy bu araştırmaları devamlı Freeman‘ la konuşur ve Freeman, Jennifer’ la konuştuklarına ve araştırmalarına bakark Jennifer’ ın suçlu olduğuna inanır. Fakat Hardy‘ nin içinden bir ses bu cinayeti Jennifer’ ın değil de başka birinin bir çıkar uğruna Larry ve oğlu Matthew Witt’ i öldürdüğüne inanır. Çünkü Jennifer‘ ın kovcası Larry, altı haneli rakamlarla yıllık kazancı ölçülebilen iyi bir tıp doktorudur. Hardy başka bir mirasçının onu öldürebileceği ihtimali üzerinde durur.</p>
<p>Hardy bu araştırmaları yaparken mahkeme kurulmaya başlar. Mahkeme başkanı yargıç Villars, savcı ise Bay Powell’ dır. Bayan Villars o eyaletteki temyiz mahkemelerinden kararı hiç iptal edilmemiş çok katı, özellikle hemcinslerine karşı çok katı davranan bir yargıçtır. Bay Powell’ da eyalet baş savcılığına adaylığını koymuş tuttuğunu koparan bir savcı idi. Ve bunları gören Hardy işin çok zor olduğunu görüyordu. Daha sonra jüri üyeleri seçilmeye başlandı. Jüri seçiminde jüri üyelerinin hiçbirinin akrabalarından polis veya hukukçu olmamasına ve hiçbirinin sabıkalı olmamasına dikkat edilmiştir. Bu şartlara uyacak on iki kişi seçildi.</p>
<p>Yargılama süresi başladığında Bay Powell’ ın elinde bulunan deliller çok kuvvetiydi ve Jennifer hakkında ölüm cezası isteniyordu. Fakat buna karşı Hardy ‘nin elinde bulunan kanıtlar Powell’ ın kanıtlarına karşı kuvvetsizdi.</p>
<p>Hardy Dr. Larry Witt ‘in herhangi bir düşmanının olup olmadığını ve geçmişte yapmış olduğu bir şeyin başka birini sinirlendirip uygun zamanı kollayarak, şimdi yaptığını düşünüyordu. Araştırmaları sonunda geçmişte Dr. Witt’ in bir hastası hamile kaldığı bebeği kendisi düşürmeye çalışmış, fakat fenalaşıp hastaneye kaldırılmış, Dr Witt de kadını kurtaramamıştı. Hastanın ailesi bu ölümden Dr Witt’ i sorumlu tutmuş ve Dr. Witt’ i mahkemeye vermişlerdi ama davayı Dr. Witt kazanmış. Dismas Hardy de bu cinayeti bu aileden birinin yapabileceğini düşünüyordu ve araştırmaya koyuldu. Fakat bu konuda bir şey çıkaramayan Hardy başka ihtimaller üzerinde duruyordu. Bu arada da mahkeme sürüyor ve Bay Powell iyi bastırıyor, yargıcı ve jüriyi Jennifer‘ ın suçlu olduğu konusunda yavaş yavaş ikna etmeye başlıyordu.</p>
<p>Dismass Hardy daha sonra Dr. Witt’ e gelen bir teklif mektubunu değerlendiriyordu. Mektupta doktorlar şirketinin hisse senetleri, belli kişilere belli miktarda satılacaktı. Mektupta 368 tane hisse senedi yaklaşık 20 Dolara satılacaktı. Ama karşılığında bu hisse senetleri ilerleyen zamanlarda on bin dolarla alınacaktı. Ancak işin garip tarafı bu mektubu Dr Witt’ in kendisine uzun noel tatilinde gelmesi ve miyadını bu tatil süresi içerisinde doldurmasıydı. Bunun üzerinde araştırma yapan Hardy, yine bir şey elde edemez. Bu arada devam eden mahkemede, ceza bölümü tamamlanmak üzereydi ve hüküm büyük bir ihtimalle Jennifer’ ı ölüm cezasına çarptıracaktı. Bunun iyice farkına varan Hardy Jennifer‘ ın ölüm cezasından kurtarabilmesi için en azından kocasından çok dayak yediği için dayanamayıp kocasını öldürdüğünü ve bu sebeple cezasının hafifletilmesini istediğini söylemesiydi. Fakat Jennifer bunu söylerse suçu kabul etmiş olacaktı.</p>
<p>Ama Jennifer başından beri ısrarla cinayeti kendisinin işlemediğini söylüyordu. Bu arada Jennifer yargılandığı davada suç olarak eski kocasını da onun öldürdüğü iddia ediliyordu. Çünkü eski kocası Jennifer‘ ı dövüyor ve uyuşturucu kullanıyordu. Bir gün evde kocasını yüksek dozda uyuşturucu aldığından, ölü olarak bulurlar. Bu da eski kocasının zehirlenerek öldürüldüğünü gösteriyor oluyordu. Ama bir şekilde gözden kaçmış ve Jennifer’ dan şüphelenilmemişti. Şimdi ise iyi bir savcı olan Bay Powell bu mahkemeye bunu da dahil edip Jennifer’ ın ölüm cezasını sağlama alıp seçimlerde iyi puan almayı planlıyordu. Bu davayı bütün gazeteler ve televizyonlar izliyordu. Bunlar gelişirken davanın ceza bölümü sonuçlanmış ve 12 kişilik jüri Jennifer‘ ın suçlu olduğuna karar vermişti. Kararla Jennifer‘ ı idama mahkum etmişlerdi. Şimdi temyiz mahkemesi olacak ve kararı 13. Jüri olan yargıç Bayan Viller verecekti. Bütün bu olup bitenleri televizyon ve gazetelerden takip eden Jennifer’ ın annesi Nancy, bu duruma çok üzülüyor fakat kocasından korktuğu için kızının mahkemesine ve ziyaretine gidemiyordu. Nancy kızını ve torununu çok seviyordu. Torununa noel hediyesi olarak oyuncak tabanca almış ve kargoyla göndermişti. Oyuncak tabanca torununa, öldürüldüğünün sabahında ulaşmıştı. Yani bu hediyeden büyükannesi ve anne babasından başka kimsenin haberi yoktu.</p>
<p>Araştırmalardan bir şey çıkaramayacağını anlayan Hardy, ölüm cezasından tek kaçış yolunun kocasından dayak yiyen kadın gibi mahkemeye Jennifer‘ ı göstermekten başka çaresi yoktu. Ama Jennifer bunu bile bile mahkemede söylemeyi kabül etmiyordu. Hardy’ de bunu iyi bilen bir tanık bulup mahkemede konuşturması gerekiyordu. Bu da Jennifer ‘ın psikoloğu Dr. Lightner’ dı. Lightner, Jennifer‘ ı tedavi ettiği sıralarda ona aşık olmuş ve Jennifer da ondan hoşlanmıştı. Hatta sevişmeye kadar varan ilişkileri olmuştu. Ama bunu ikisinden başka kimse bilmiyordu.</p>
<p>Hardy, Dr Lightner‘ i mahkemeye davet etti ve Lightner da kabul ederek mahkemeye davada tanıklık yapmak üzere geldi. Hardy, Lightner’ le aralarında konuşurken, Lightner‘ in Matthew’ e büyükannesi tarafından hediye olarak gönderilen tabancadan söz ettiğini duydu ve Hardy cinayetin Lightner tarafından işlenebileceğini düşünmeye başladı. Çünkü Lightner Jennifer‘ ı sevimiş ve onun için yapmayacağı hiçbir şeyin olmadığını Hardy’ ye söylemişti. Mahkemede Lightner‘ e sıkıştırıcı sorular soruyordu. Daha sonra Lightner yavaş yavaş suçunu itiraf ediyordu. Jennifer koşuya çıktığında Lightner, Wittler’ in evine gelip kocasını uyarmaya çalışıyor, fakat kocasıyla tartışmaya başlıyordu. Evde bir tabanca vardı ve Lightner daha önce eve geldiği için tabancanın yerini biliyordu. Tabancayı aldı ve Larry‘ e doğrulttu o sırada başka bir odadan aniden beliren Mathew’ i gören Lightner paniğe kapılıp Matthew’ i vurmuş bunun üzerine saldıran Larry de boğuşma sırasında vurulmuştu.</p>
<p>Böylelikle suçunu itiraf eden Lightner mahkemede tutuklanıp cezaevine gönderiliyor ve ölüm cezasına çarptırılan Jennifer bu suçtan beraat ediyordu.</p>
<p>Kitabın ana fikri; kadın olmanın ne kadar zor olduğu ve üzerinde taşıdıkları sorumluluklardır. Ayrıca kadınların bu güç şartlara rağmen, her ne olursa olsun ailesini korumaya çalıştığını anlatmaya çalışıyor. Bu kitabın ana fikrinde herkese, özellikle kadınlara iyi niyet ve hoş görü ile yaklaşmamız gerektiği anlatılıyor. Bir başka ana fikirde ise “kimseye önyargılı davranmamalı ve olayları iyice inceledikten sonra bazı şeyler hakkında karar vermeliyiz”mesajı veriliyor.</p>
<p></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/juri-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jaws kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/jaws-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/jaws-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 07:36:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[j]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/jaws-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Köpek balıkları deniz bilimciler ve biyologlar tarafından en az evrim geçirmiş olan ve bu güne kadar bir çok özelliğini koruyarak gelen bir deniz memelisi türü olarak nitelenmiştir. Gerek mükemmel fizyolojik yapıları ile gerekse denizin acımasız avcıları olma özellikleri ile bu tür, daima insanların ilgisini çekmiştir. İnsanoğlunun merakı bu müthiş et obur yırtıcıya karşı duyduğu korkuyu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Köpek balıkları deniz bilimciler ve biyologlar tarafından en az evrim geçirmiş olan ve bu güne kadar bir çok özelliğini koruyarak gelen bir deniz memelisi türü olarak nitelenmiştir. Gerek mükemmel fizyolojik yapıları ile gerekse denizin acımasız avcıları olma özellikleri ile bu tür, daima insanların ilgisini çekmiştir. İnsanoğlunun merakı bu müthiş et obur yırtıcıya karşı duyduğu korkuyu geçmiş ve bu nedenle köpek balıkları ile ilgili yüzlerce çalışma yapılmaktadır.<span id="more-1658"></span> Köpek balıklarının alışkanlıklarını, nasıl çiftleştiklerini, nasıl beslendiklerini ve türlerini araştırmak üzere bir çok dev akvaryum ve yapay havuz oluşturulmuş ve bir çok bilim adamı hayatlarının ve araştırmalarının büyük bir bölümünü bu deniz memelisini tanımaya ve onun hakkında bilgi edinmeye adamıştır.</p>
<p>&#8220;Jaws&#8221; kitabının yazarı Peter Benchley de bu konuda uzun süreli araştırmalar yapan bir yazardır. Benchley sadece köpek balıkları hakkında değil farklı denizlerde yaşayan bir çok canlı türü hakkında bilgi sahibi olmuştur. Benchley bu kitabında köpek balıklarının en tehlikeli ve yırtıcı türü olan Beyaz Dev (Great White) cinsini çok güzel bir tema içerisinde insanlara tanıtmıştır. Daha sonra beyaz perdeye de aktarılan &#8220;Jaws&#8221; okunduğu ve gösterildiği dönemlerde çok büyük ilgi görmüş ve etkisinde kalan kişilerde deniz hakkında daha farklı duygular uyandırmıştır.</p>
<p>Kitapta anlatılan olay Amerika&#8217;nın Kaliforniya eyaletinin güney sahillerinden olan Amity Beach&#8217;de geçmektedir. Ekonomisi tamamen deniz turizmine dayalı olan bu küçük sahil kasabasının belediye başkanı daha fazla turist çekmek maksadıyla sezon arefesinde plajlarının reklamını yaparken genç bir kadının anlaşılmaz bir şekilde bir köpekbalığı tarafından parçalanması turizme darbe vuracağı düşüncesi ile örtbas edilmeğe çalışılır. Bu durumdan en fazla etkilenen ve tedbir alınmasından yana olan kişi kasabanın polis müdürü Brody&#8217;dir. Fakat kasabanın ekonomik gelirini düşünmemekle suçlanarak istenmeyen adam olur.</p>
<p>Deniz sezonunun açılış törenleri için yapılan hazırlıklar sona erer ve binlerce Amerikalı bu güzel sahil kasabasının denizinden faydalanmak için Amity Beach&#8217;e akın eder. Tören günü belediye başkanı konuşma yapar ve daha sonra insanlar akın akın denize girer. Brody tetikte beklemektedir. Tam o sırada beklediği gerçekleşir. Dev bir köpekbalığı insanlara saldırır ve ortalığı kana bular. İnsanlar çaresizlik ve dehşet içinde sahile koşarlar. İş işten geçmiştir. Kasabanın turizm gelirine engel olacağı düşüncesiyle basit bir köpek balığı saldırısı olarak nitelendirilen ilk olaydan sonra tedbir alınmaması bir çok insanın hayatına mal olmuştur.</p>
<p>Olay duyulunca kasabaya Matt Hooper adında bir deniz biyoloğu ve köpek balığı uzmanı gelir. Brody ve Hooper birlikte bu balığı bulup avlamak için tecrübeli bir köpek balığı avcısı olan Quint&#8217;e giderler ve yanlarına gereken malzemeyi alarak tekneyle açılırlar. Dev bidonlara bağlı altı adet zıpkın sürekli hazırda bekletilmektedir. Beyaz devi çekmek için devamlı denize et parçaları ve kan dökerler. Günlerce süren bekleyişten sonra nihayet köpek balığına rastlarlar. Hooper&#8217;ın bilimsel metotları ile Quint&#8217;in tecrübelerine dayalı zorlu metotları çatışmaktadır. Balık, su yüzeyine çıktığında saplamayı başardıkları altı zıpkın ve bunlara bağlı bidonu deniz dibine çekmeyi başarır. Köpek balığının bu üç adamla alay edercesine oynaması hepsinin balığa karşı duyduğu kini artırır. Hooper kafesle dalmaya karar verir. Dokunduğu anda ateşlenen ve mermisi bir fili rahatlıkla öldürecek kadar güçlü olan bir zıpkınla, getirmiş olduğu kafesin içerisinde denize indirilir. Köpek balığı geldiğinde silahını kullanamaz ve balık kafesini darbelerle delince kaçmaya çalışır fakat balık Hooper&#8217;ı parçalar.</p>
<p>Balık daha sonra tekneye saldırır. Parçalanan tekneden denize kayan Quint balığa yem olur. Brody&#8217;e saldırmak için geri dönen balık Brody&#8217;nin yem olarak attığı oksijen tübünü yutar. Tekne tamamen batmak üzere iken silahı ile balığa ateş eden Brody balığın ağzındaki oksijen tübüne isabet ettirir ve patlatır. Balık paramparça olur. Geriye kalan tahta parçalarından birine tutunan Brody sahile doğru yüzer. Terör sona ermiştir.</p>
<p>Kitap okuyucuların hayal dünyalarını harekete geçiren bir eser olmaktan çok, o zamana kadar hakkında pek fazla bir şey bilinmeyen bu deniz memelisini insanlara daha yakından tanıtması açısından kıymetli bir eserdir. Bir anlamda Benchley &#8220;Jaws&#8221; kitabı ile bir ekolün başlatıcısı olmuştur. Kendisinden sonra bir çok yazar ve film yapımcısı Jaws filmine ve kitabına gösterilen ilgiden yola çıkarak bu konuda başka eserler ortaya koymuşlardır. Peter Benchley&#8217;in de bu kitabı yazarken belki de denizin bilinmeyen ve acımasız yönünü anlatarak dünya klasiklerine geçmiş olan &#8220;Mobydick&#8221; i örnek almıştır. Fakat yine de seçmiş olduğu detaylar ve sürükleyici anlatımı ile &#8220;Jaws&#8221; kitabını herkesin okuyabileceği bir macera ve korku eseri olarak insanlığa sunmuştur.</strong><br />
<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/jaws-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jack Welch Ve General Electrıc Yolu kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/jack-welch-ve-general-electric-yolu-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/jack-welch-ve-general-electric-yolu-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 07:35:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[j]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/jack-welch-ve-general-electric-yolu-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[1980&#8242;de Welch&#8217;in General Electric adlı firmayı almasından bir yıl önce, şirket çok iyi kazanıyordu ya da çoğu insan böyle düşünüyordu. 1,5 milyar doları kar olmak üzere 25 milyar dolarlık satışı vardı ve ülke çapında işletme okullarının kullandığı yöntemle ilgili popüler ders kitaplarının bir çoğu onu örnek bir organizasyon diye nitelendiriyorlardı. 
Yine de GE&#8217;nin başkanı Welch [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1980&#8242;de Welch&#8217;in General Electric adlı firmayı almasından bir yıl önce, şirket çok iyi kazanıyordu ya da çoğu insan böyle düşünüyordu. 1,5 milyar doları kar olmak üzere 25 milyar dolarlık satışı vardı ve ülke çapında işletme okullarının kullandığı yöntemle ilgili popüler ders kitaplarının bir çoğu onu örnek bir organizasyon diye nitelendiriyorlardı. <span id="more-1657"></span></p>
<p>Yine de GE&#8217;nin başkanı Welch endişeliydi. Yapısında, ürünlerinde ve boyutlarında başı büyük değişimler yapmazsa, GE&#8217;nin sarsılacağından endişe duyuyordu.</p>
<p>O tarihte GE&#8217;nin 350 biriminin içinde yalnızca aydınlatma, güç sistemleri ve motorlar pazarında liderdi ve yine üç GE ürününün ihracat pazarında iyi bir payı vardı.</p>
<p>İşte böyle bir durumda, Welch yeni stratejisinin en önemli köşe taşı, belirli işletmeleri atıp temizlemek, yalnızca pazara egemen olabilecek işletmeleri elde tutmaktı.</p>
<p>GE&#8217;nin elinde kalacak şirketleri Welch üç çember çizerek tanımlıyordu:</p>
<p>Çekirdek Çember: Aydınlatma, büyük aletler, motor, ulaşım, türbin, inşaat ekipmanı<br />
Teknoloji Çemberi: Endüstriyel elektronik, tıbbi sistemler, malzemeler, uzay, uçak motorları,<br />
Hizmet Çemberi: GE kredi şirketi, bilgi, inşaat, mühendislik, nükleer hız.</p>
<p>Welch bu görüşleri çerçevesinde işe koyuldu ve bu çemberin dışındaki şirketleri sattı. Pazarında lider veya ikinci durumdaki çemberlere girebilecek şirketleri aldı.</p>
<p>Welch&#8217;e göre, GE&#8217;de aşırı şişirilmiş bir bürokrasi mevcuttu ve bu durum, inisiyatifin ve şevkin önünü kesiyordu.</p>
<p>Böylece sorunu teşhis etmiş olan Welch, çözüme mevcut eğitim merkezini geliştirerek başladı. Amacı, öğrenen bir organizasyonu yaratmaktı. Çünkü, ancak küçük bir şirket gibi hareket eden yalın ve çevik bir yapıya ihtiyaçları vardı. Küçük şirketler, daha iyi iletişim sağlar, daha hızlı davranır, liderler açıkça görünür ve daha az israf ederlerdi. Burada anahtar unsur hızdı. Böylece;</p>
<p>- Denetimden hıza,<br />
- Yönetimden liderliğe,<br />
- Kazandıklarını korumadan kazanmaya,<br />
- Bürokrasiye hizmetten müşteriye hizmete yönelen bir yapı oluşturmaya çalıştı.</p>
<p>İşletmenin değişimi çok sancılı olmuş, değişime direnenlerle başa çıkmanın dışında yoğun işten çıkartmalar neticesinde kalan işçilerde bir moral bozukluğu ve endişe durumu hakim olmuştu. Çalışanların kendilerini işletme sahibi gibi hissetmeleri, hız, basitlik ve özgüven sahibi olmaları gerekiyordu. Welch&#8217;in çözümü, kökenine bakmadan iyi fikirleri desteklemek, yakalamak ve uygulamak için tasarlanmış olan &#8220;çözüm-bul&#8221;du.</p>
<p>Çözüm-bul toplantıları, günlük kıyafetleriyle birbirinden ayrılamayan yönetici ve işçi sınıfının ortak hareket etmesini ve fikir üretmesini sağlıyordu. Üç gün sorunlar tartışıldıktan sonra, patron/yöneticiler toplantıya çağrılıyor ve şu üç yanıttan birini vermeleri isteniyordu:</p>
<p>- Öneriyi hemen uygulamaya koymak üzere kabul etmek,<br />
- Öneriye hayır demek,<br />
- Daha fazla bilgi isteyerek kararı ertelemek.</p>
<p>İlk başta çözüm-bul programı yöneticilerle çalışanların arasındaki görünmez duvarları tam olarak yıkamadı. Bunda eski kurum kültürü ve programın yeni bir işten çıkarma aracı olduğu yönündeki söylentilerde etkendi. Oturumlarda ilk önce büyük bir sessizlik hakimdi. Fakat daha sonra programın amacı anlaşılmağa başlandığında ve oturumlarda buzlar kırılmaya başladığında gelişmeler başladı.</p>
<p>Welch, klasik izleyen, gözleyen ve denetleyen yönetici anlayışının geçmişte kaldığını düşünüyordu. Ona göre bu tarz bürokratik yöneticiler yani &#8220;aşırı yönetenler&#8221; şirketin hantallığına katkı sağlıyorlardı. Ona göre yönetim, işlerin nasıl yapılabileceği konusundaki net vizyonu ortaya koymalıydı. Yöneticiler, işi yavaşlatırken, liderler hızlı ve pürüzsüz bir işleyiş için gerekli kıvılcımı verirlerdi.</p>
<p>Bu çalışmalar sonunda Welch kendisiyle birlikte vizyonu paylaşabilecek ve değişimi sırtlayacak yönetici takımını oluştururken, yöneticileri tiplere ayırmıştı;</p>
<p>A Tipi: Taahhütlere uyar ve değerleri paylaşır. En başarılı ve korunması gereken yönetici tipidir.<br />
B Tipi: Taahhütleri gerçekleştiremezse de değerleri paylaşır. Bunlara gelişmeleri için şans verilir.<br />
C Tipi: değerleri paylaşmaz. GE onlardan kurtulmalıdır.</p>
<p>GE&#8217;nin 1981 sonrası büyük gelişim ve yenilenmesinin mimarı Welch gerçek bir liderdir. Çünkü herkesin her şeyin yolunda gittiğini düşündüğü bir anda radikal değişikliklere olan ihtiyacı gören tek kişidir. Bu ileri görüşlülüğü 1981 yılında 21 miyar dolar olan GE&#8217;nin değerini 2001 yılında 280 milyar dolara yükseltmiştir. </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/jack-welch-ve-general-electric-yolu-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Japonya kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/japonya-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/japonya-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 May 2008 10:04:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[j]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/japonya-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Milliyetçilik olur olmaz vesilelerle savrulan sloganlarla, günden güne güçlenen bir akım haline gelir. Siyasi arenadaki &#8216;askerlerin iktidar üzerindeki etkisi&#8217; tartışması, artık kronikleşmiş. Batılılaşma sorunu bir tekerlemeye indirgenmiş : &#8220;Batı&#8217;nın teknolojisini, bilimini, yani &#8216;iyi&#8217; yanlarını alalım, ama gerisine kapıyı kapalı tutup geleneklerimizi koruyalım &#8230; &#8221; Ya ekonomi? İyi olacak ama, sürmekte olan savaş çok kaynak tüketiyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Milliyetçilik olur olmaz vesilelerle savrulan sloganlarla, günden güne güçlenen bir akım haline gelir. Siyasi arenadaki &#8216;askerlerin iktidar üzerindeki etkisi&#8217; tartışması, artık kronikleşmiş. Batılılaşma sorunu bir tekerlemeye indirgenmiş : &#8220;Batı&#8217;nın teknolojisini, bilimini, yani &#8216;iyi&#8217; yanlarını alalım, ama gerisine kapıyı kapalı tutup geleneklerimizi koruyalım &#8230; &#8221; Ya ekonomi? İyi olacak ama, sürmekte olan savaş çok kaynak tüketiyor &#8220;lafları yoğunkaşmıştır.<br />
<span id="more-1595"></span><br />
Bu tablo size çok tanıdık mı geliyor ? biz çok uzaklardan,Japonya&#8217;dan söz ediyoruz. Japonya&#8217;nın yüzyıllara yayılan çelişkilerle dolu savaşı, herkesten çok, doğuyla batı ve değişimle gelenek arasındaki konumu bir türlü netleşemeyen Türkiye için dersler içeriyor.</p>
<p>Amerikalı tarihçi Edwin P. Hoyt&#8217;un Japonların önce iktidara, sonra intihara, ardından tekrar iktidara giden zorlu mücadelesini anlattığı bu çalışma hem Japonlar&#8217;ın hem de bizzat Batı&#8217;nın efsanelerini çürütmekten çekinmiyor. Nesnel,berrak ve sonuç olarak dehşet verici.</p>
<p>Bugün hala, Amerika&#8217;daki birkaç evde, Japon askerlerinin kafataslarından yapılmış hatıra eşyaları bulunduğunu biliyor muydunuz? Hatta bir kendini bilmezin, başkan Roosevelt&#8217;e bir Japon askerinin kaval kemiğinden yapılmış mektup açacağı hediye etmeye kalktığını? Ya da Japonlar&#8217;ın Nanking&#8217;i işgal ettiklerinde yaptıklarının, en az Naziler&#8217;in Aushwitcz&#8217;i kadar dehşet verici olduğunu? İntihar pilotu kamikazeleri biliyorsunuz, peki intiharı kurumlaştırarak hayata geçiren Japon askeri entrikalarını da biliyor musunuz?</p>
<p>Bu Kitapta, sizi, yüzyıllara yayılan savaşın allak bullak edecek ayrıntıları ve birçok büyük dersi bekliyor. Dehşet verici , trajik, bazen &#8216; dayanılmaza dayanmayı&#8217; gerektiriyor. Zaten hiç kimse, efsanelerden dokunmuş bir perdeyi aralayıp arkasındaki gerçeğe çıplak gözle bakmanın kolay olduğunu iddia etmiyor&#8230;Amerikalı tarihçi Edwin P. Hoyt, 1800&#8242;lerden başlayarak Japonların büyük savaşını, eşine az rastlanır bir berraklıkla anlatıyor. Çok yönlü bir savaş bu. Önce, Doğu halklarının Batı tarafından sömürgeleştirilmesine karşı çıkan bir ulus var ortada. Ardından bu &#8216;onurlu&#8217; çıkışın kisvesi değişiyor ve zihniyet netleşiyor: &#8220;Doğu&#8217;nun (ve giderek dünyanın) gerçek imparatoru olalım ve batılılar sömüreceğine biz sömürelim &#8230;&#8221; İçerdeyse başka savaşlar yaşanıyor. Orduyla donanmanın savaşı, ordu ve donanmayla imparatorluğun savaşı,liberal subaylarla şahinlerin savaşı, sivil siyasetle militarizmin savaşı&#8230;</p>
<p>Hoyt, savaşın arka planını, toplumsal &#8211; ekonomik &#8211; siyasi dinamiklerini kafanızda hiçbir karanlık nokta bırakmadan çizerek, atom bombası&#8217;nın atılışına kadar geliyor&#8230; Belki siz de birçok kişi gibi, Japonlar&#8217;ın savaştan çekilmesinin nedeninin atom bombası olduğunu sanıyorsunuzdur. Hayır, İmparator savaşı çok daha önce de bitirmek istiyordu ama, kendisine, yani Japon sistemine göre Tanrı&#8217;ya &#8216;izin&#8217; verilmiyordu. Atom bombası atıldığında da aynı şey oldu ve bir grup asker sarayı bastı&#8230; Sonra ? Sonrasının öncesinden hiç farkı yok, Japonların teslim oluşları, belki de savaşlarından bile daha çok siyasi dersle dolu&#8230; Özellikle Doğu-Batı, değişim-gelenek çatışmalarının hiçbir zaman gündemden inmediği Türkiye İçin&#8230;</p>
<p>Japonlar 1980&#8242;lerde, krallığın liderleri tarafından uzun zaman önce belirlenmiş bir yazgıyı izliyorlardı. Japonlar&#8217;dan Asya&#8217;nın ve belki de dünyanın liderliğini isteyen bir yazgı. Yürekten inanıyorlardı bu yazgıya. Kendi uygarlıklarının ; edebiyatı, sanatı ve yazılı dilini ödünç aldıkları Çin toplumundan ve teknolojiyi ödünç aldıkları ,Batı &#8211; özellikle Amerikan &#8211; toplumu dahil olmak üzere bütün diğerlerinden üstün olduğuna inandıkları gibi.</p>
<p>Bu kitap, yazgısının peşindeki Japonya&#8217;nın hikayesidir. Batı&#8217;nın Japonya&#8217;ya gözünü çevirmesinden; iki büyük hasmın, Birleşik Devletler&#8217;in ve Japonya&#8217;nın 1951 yılında 47 ülkenin de katıldığı bir barış antlaşması imzalanmasına kadar. Mücadele elbette bitmedi ama 1952 yılında, Japonya o güne dek hiç yaşamadığı ve 1980&#8242;lerde gelecek hakkında pek çok soru işareti doğurcak yeni bir aşamaya girdi. Bu kitabın ilgi alanı 1853 &#8211; 1952 yılları arasındaki olaylar ve varsa bu olaylardan çıkarılabilecek derslerdir.</p>
<p>Sonuç olarak Japonlar ilk kez 1860 yılında yapılan ticaret antlaşmasının imzalanmasını kutlamak üzere Birleşik Devletler&#8217;e gittiklerinde Amerikan kültürünün günlük yaşamdaki uzantıları karşısında hayretler içinde kaldılar. İnsanlar balolarda dans ediyor,&#8217;zarif&#8217; hanımlar toplum yaşamında erkeklerle bir arada bulunabiliyordu. Ülkelerine döndüklerinde gözlemlerinin bu bölümünü dedikodu malzemesi olarak saklayıp, binlerce millik uzaklıkları birleştiren demiryollarından, buhar gemilerinden, taş ve demirden yapılmış dev binalardan, su ve kanalizasyon sistemlerinden ayakkabı fabrikalarından, pamuk dokuma hanelerinden demir ve çelik dökümhanelerine, çok sayıda basılan modern gazetelerden, tramvaylardan ve kendilerine tamamen yabancı gelen karmaşık ve mekanik bir toplumun yüzlerce diğer görünümünden bahsettiler. &#8221; Bu&#8230;&#8221; diye anlattılar şoguna. &#8220;Mutlaka göze alınması gereken bir meydan okumadır.&#8221; Bizler de bu mantıktan yola çıkarak tehdidin mutlaka askeri yollardan gelmeyeceğini anlamış olmalıyız. Batı toplumu olarak nitelendirdiğimiz teknolojik olarak gelişmiş toplumlar gerçek anlamda bizler için bir tehdit unsuru oluşturmaktadır ve bu unsura karşı koymanın yolu onlardan öğrenmek ve kendi içimizde bunu her kesime öğreterek teknolojik olarak gelişmektir. Daha sonra da onlardan bağımsızlığımızı kazanmaktır. Gerçekten de Japonya&#8217;nın yaptığı bu olmuştur. 1860 yılında Hollanda&#8217;dan bir gemi aldılar ve bu gemiyi kullanmayı öğretmelerini istediler. Daha sonra japonlar her yerde tersaneler kurdular ve kendi deniz filolarını kurdular. Bu sadece bir örnek. Bugün geldikleri nokta ortada.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/japonya-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstiklal Mahkemeleri kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/istiklal-mahkemeleri-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/istiklal-mahkemeleri-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Apr 2008 04:05:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[j]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/istiklal-mahkemeleri-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Yazarı Ergun AYBARS 
Yazar Ergün AYBARS, bir Cumhuriyet aydını ve nesnel tarihçi kimliğiyle, yakın tarihimizin değişik dönemlerinde görev yapmış olan İstiklal Mahkemelerinin Milli Mücadele yıllarındaki gerçeği, bu mahkemelerin tarihsel işlevlerini Milli Mücadele yıllarında Atatürk Devrimlerinin ne kadar güç şartlarda gerçekleştirilmeye çalışıldığını, bazen duygusallaştırarak ederek, bazen de tarihi bilgi ve belgelere dayanarak, ayrıntılı ve akıcı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><font color="#ff0000">Kitabın Yazarı </font>Ergun AYBARS </strong></p>
<p><strong>Yazar Ergün AYBARS, bir Cumhuriyet aydını ve nesnel tarihçi kimliğiyle, yakın tarihimizin değişik dönemlerinde görev yapmış olan İstiklal Mahkemelerinin Milli Mücadele yıllarındaki gerçeği, bu mahkemelerin tarihsel işlevlerini Milli Mücadele yıllarında Atatürk Devrimlerinin ne kadar güç şartlarda gerçekleştirilmeye çalışıldığını, bazen duygusallaştırarak ederek, bazen de tarihi bilgi ve belgelere dayanarak, ayrıntılı ve akıcı bir şekilde anlatmaktadır. Yazar, İstiklal Mahkemelerini, bilinmeyen yönleriyle ele alarak ve iddialarını somut belgelere dayandırarak kafaları karıştıran karşı tezlere ciddi cevaplar vermiştir. Yazar, mahkemelerin kuruluş sebepleri ve çalışma yöntemlerini, Türk halkının durumunu ve kanunun önemini akıcı bir şekilde anlatmaktadır. <span id="more-1461"></span></p>
<p>Mondros Mütarekesi ile Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış ve itilaf devletleri tarafından işgal edilmeye başlanmıştır. Bu durum karşısında Anadolu&#8217;da Türk halkı yer yer ayaklanmış, kısa bir süre sonra Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün önderliğinde birleşen bu ayaklanmalar, güçlü bir Milli Mücadeleye dönüşmüştür. Türk Devriminin temelleri bu dönem içinde atılarak, savaş ve ihtilal BMM&#8217;nin açılması ile halkın meşru temsilcileri tarafından yönetilmeye başlanmıştır.</p>
<p>İstiklal Mahkemelerinin kuruluşunun sebebini anlamak için Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonraki dönemde Anadolu&#8217;nun genel durumunu, Milli Mücadelenin başlamasını ve karşılaşılan güçlükleri bilmek gerekir. TBMM işgale karşı savaşabilmek için düzenli ordu kurmak, içte oluşan ihanet cephesini yok etmek, güvenliği ve birliği sağlamak, özellikle asker kaçakları sorunlarını çözümlemek zorundaydı. Asker kaçakları düzenli ordu için büyük tehlikeydi. Kuruluşundaki amaç, kuruluş kanununda da belirtildiği gibi, düzenli ordunun kurulmasını ve yaşamasını sağlamak için asker kaçakları sorununu çözmek idi. Kuruluşundan çok kısa bir süre sonra yetkileri vatana ihanet, yolsuzluk, soygun, saldırı, casusluk, bozgunculuk ayaklanma gibi suçları da kapsamına alarak genişledi. Böylece Milli Mücadeleye ve ihtilale karşı işlenen her suç İstiklal Mahkemelerinin görevi oldu.</p>
<p>İstiklal Mahkemeleri; TBMM adına çalışan, kararları kesin ve temyizi bulunmayan, mahkemeler olarak kurulmuştur. Kararların uygulanmasında asker-sivil bütün görevliler sorumlu tutulmuştur. Mahkemeler, verdikleri kararlardan dolayı sorumlu tutulmamıştır. Üç üyeden kurulu olan mahkemelerin üye sayısı sonra dörde çıkarılmış ve sonraları savcılar da mahkemelerde görev almıştır. İstiklal Mahkemelerinin kararları, vicdanı kanaatlerine dayanılarak verilmiştir. Verilen kararlar kesin olup, en kısa zamanda uygulanmıştır. Kararın verilmesi için delile gerek yoktu. Bir kimsenin hakkında suçluluğuna dair vicdani kanaat uyanırsa, hapisten idama kadar her türlü cezaya çarptırılabilirdi. Buna rağmen mahkemelerin kararlarında, delil yine de birinci derecede önemli oldu. Birçok kimse haklarında delil bulunmadığı için cezalandırılmadı. Kararlar verilirken din ve dil farkı gözetilmeksizin herkese eşit davranıldı. Duruşmalar halk önünde açık olarak yapılır, kararlar yine aynı şekilde okunur, yayın yoluyla ve görevliler aracılığıyla halka duyurulurdu.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu 1911-1918 yılları arasında birbiri ardınca üç harbe girmiş ve yenilmişti. Halk, özellikle Birinci Dünya Savaşında her şeyini yitirmişti. Çocukları şehit olmuş, bütün varını ortaya koymasına ve büyük sıkıntı çekmiş olmasına rağmen savaş kaybedilmişti. Yeni bir savaşın kazanılacağına inanılmıyordu. Birinci Dünya Savaşı boyunca Osmanlı Devleti 2.850.000 kişiyi silah altına almıştı. Yalnız Çanakkale muharebelerinde 55.000 şehit olmak üzere 250.000&#8242;e yakın yaralı ve esir vermişti. Gerek muharebelerde ölenler, gerekse hastalıktan ve yaralandıktan sonra ölenlerin sayısı 500.000 kadardı. Hasta, kaçak, kayıp ve esir sayısı 1.565.000 kişiydi.</p>
<p>Halk düşüncesine göre, yeni bir savaş, asker, vergi ve eski sıkıntıların devam etmesi demekti. Bütün bu sıkıntıların yine kendisine yükleneceğini anlıyordu. Anadolu&#8217;da devlet otoritesi kalmamıştı. Hükümet taşra örgütlerini unutmuştu, bölgesel idareler beceriksizdi. Bütün örgütler yıkılmış, particilik kavgaları en küçük kasabaya bile yayılmıştı. Halk ve yöneticiler arasında ilgi kaybolmuş, sivil idare acz içinde ekonomik hayat yıkılmış ve paraya karşı kimsenin güveni kalmamıştı. Ekonomik hayatla birlikte sosyal çöküntü başlamıştı. Savaştan dönenler ailelerini yokluk ve sefalet içinde bulmuşlardı. 1919&#8242;da Anadolu&#8217;da gezmek büyük bir tehlikeydi.</p>
<p>Milli Mücadelenin kazanılmasında büyük etkileri olan İstiklal Mahkemeleri, zamanına göre ulusal inançtan veya ihtiyaçtan doğan devrim ve ihtilal mahkemeleridir. Bu mahkemelerin kurulması ile Milli Mücadeleyi tehlikeye düşürenler burada yargılanacaklardır. Mahkeme üyelerinin Meclis içinden seçilmesi, bölgelerin meclis tarafından saptanması ve kanun yürütme yetkisi doğrudan doğruya Meclise ait oluşu nedeniyle Meclis, İstiklal Mahkemeleri vasıtasıyla olağanüstü yargıya da sahip çıkıyordu.</p>
<p>İstiklal Mahkemeleri başlangıçta sadece kaçak suçlarına bakmak üzere kurulmuştu. Yetkileri kısa bir süre sonra vatana ihanet, casusluk, yolsuzluk, ayaklanma, eşkıyalık, saldırı, bozgunculuk gibi konulara da bakacak şekilde genişletildi. Sonuç olarak, İstiklal Mahkemeleri TBMM içinden seçilmekle Milli Mücadele için halkın arzusuna uygun bir güç ve ulus adına yargılama yetkisine sahip birer kuruluş oldular. Kararları BMM adına uygulandığı için her şeyin üstünde kabul edilecekti.</p>
<p>Üye seçimleri sonucunda, İstiklal Mahkemeleri, Ankara, Eskişehir, Konya, Isparta, Sivas, Kastamonu, Pozantı, Diyarbakır bölgelerinde kurulmuştur.</p>
<p>İstiklal Mahkemeleri içinde en önemlisi Ankara İstiklal Mahkemesi idi. Diğer İstiklal Mahkemelerinin de bölgelerine göre büyük önemleri ve görevleri vardı. Ancak diğer mahkemeler 17 Şubat 1921&#8242;de kaldırıldı. Ankara İstiklal Mahkemesi ise 7 Ekim 1920&#8242;den 31 Temmuz 1922&#8242;ye kadar sürekli çalışan tek mahkeme oldu. Ankara İstiklal Mahkemesi&#8217;nin diğer bir özelliği de bakmış olduğu davaların önemi ile ilgilidir. Bu davalar, Osmanlı Hükümeti, Çerkez Ethem, İngiliz casusu Mustafa Sagir, komünist kuruluşların davaları gibi, içte ve dışta geniş yankı uyandıran önemli davalardır.</p>
<p>İstiklal Mahkemeleri hakkında görüşler ve sonuçlar</p>
<p>İstiklal Mahkemeleri konusunda bir karara varabilmek için, bu mahkemelerin hangi siyasi, askeri, sosyal, olağanüstü durumda çalıştıklarını göz önüne almak ve kendi devrinin koşulları içinde incelemek gerekir. Ulusun topyekün olağanüstü bir tehlike içinde bulunduğu bir dönemde normal hukuk usullerinin kullanılması ve birey haklarının üstünlüğü söz konusu olamazdı. Olağanüstü tehlikelere ancak yine olağanüstü çareler bulunmalıdır. İstiklal Mahkemeleri bu düşüncenin sonucu olarak kuruldular.</p>
<p>Milli Mücadelenin şekillenmeye başladığı dönemde, dış savaşı kazanabilmek için, içte çıkan ayaklanmaları bastırmak, düzenli ordu kurmak ve buna bağlı olarak asker kaçaklarına engel olmak, emniyeti ve güvenliği sağlamak, casusluk, bozgunculuk gibi yıkıcı davranışları yok etmek, sorunları çözümlemek gerekiyordu. Bu sorunların çözümlenmesinde adaletin temel ilkesi olan yargı usulüne bağlılık düşüncesi üstün rol oynadı.</p>
<p>İstiklal Mahkemeleri, Meclisin, olağanüstü durum karşısında kendi içinden seçtiği mahkemelerce &#8220;Ulusal egemenliğin tekliği&#8221; ilkesine dayanarak özellikle, hükümetin ısrarı üzerine olağanüstü yetkiler tanıması sonucu kuruldular. Bu yüzden hukuki olmaktan çok, siyasi ve tarihi zorunluluklara dayanmaktaydı. BMM&#8217;nin olağanüstü tehlike karşısında zaferi kazanmak için aldığı tedbirlerin başında İstiklal Mahkemelerinin kuruluşu gelir. Meclis bu mahkemeleri kurmakla,ulusun çıkarları için her tedbiri almaktan çekinmeyeceğini gösterdi. Hukuki dayanağı, yetkileri ve çalışma usulü bakımından birer İhtilal Mahkemesi olan bu mahkemeleri, ideal bir adalet sistemi saymak düşünülemez. Adaletten uzaklaşmadan, kuruluşunu gerektiren sebepleri ortadan kaldırmak amacı arandı.</p>
<p>Çalışmalarında birtakım hatalara düşülmüş olması, üyelerin kötü niyetinden değil, samimi kanaatlerindendir. B.M.M. İstiklal Mahkemelerini kurmak ve bölgelerini seçmek konusunda büyük bir isabet ve niyet göstermiştir. Mahkemelere seçmiş olduğu kimseler, her türlü etkiden uzak olarak, yalnız büyük ve aziz ideallerin ve memlekette inkılabın korunması için Büyük Millet Meclisi&#8217;nin kendilerine emanet ettiği yüksek yetki ve yargı hakkını yerinde ve gerektiği kadar dikkatle kullanmışlardır. Mahkemeler bu yetkileri kanun üstüne çıkmak için değil, memleketin hayat ve bağımsızlığı için kullanmışlardır. Bu yönüyle İstiklal Mahkemeleri, diğer İhtilal mahkemeleri içinde en adil karar vereni ve hukuki esaslara en çok dayananı olarak ün yapmıştır.</p>
<p>İstiklal Mahkemeleri iç ayaklanma, casusluk, bozgunculuk, soygunculuk, suçlama, görevini kötüye kullananlara ve özellikle asker kaçakları olaylarına karşı yaptığı başarılı çalışmalar sonucunda BMM&#8217;nin otoritesini sağladılar. Asker ve jandarma yardımıyla bu suçların önünü aldılar.</p>
<p>İstiklal Mahkemeleri kuruluşlarında öngörülen amacı, büyük bir başarıyla yerine getirdiler. Bu yüzden Cumhuriyet devrinde, Cumhuriyet ve devrim tehlikeye düşünce, onları yaşatmak için yeniden çalıştılar. İstiklal Mahkemeleri, Fransız ihtilalindeki ve Sovyet ihtilalindeki mahkemeler gibi sınıfsal amaç gütmüyorlardı. Milli Mücadele ortamı içinde milli amaçla çalışıyorlardı. Cezalandırdıkları kimseler, milli amaca aykırı hareket eden, düşmanla işbirliği yapan ve görevini yerine getirmeyen kimselerdi. Görevlerini yerine getirmede büyük başarı sağladılar. Türkiye&#8217;yi çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmak, teokratik devletten laik devlete, ümmetten millileşmeye geçişin temelleri hep bu dönemde atıldı. Bu bakımdan bu dönemin gerçekleştirilmesinde İstiklal Mahkemeleri inkılabın vazgeçilmez organları olarak çalıştılar.</strong><br />
<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/j/istiklal-mahkemeleri-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
