<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; l</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2009 16:19:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Liderlik Sanatı kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/liderlik-sanati-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/liderlik-sanati-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2008 15:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[l]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/liderlik-sanati-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Kitapta, liderlik felsefi açıdan ele alınmakta, toplum ile lider ilişkisi irdelenmekte, kitap, lider olmak isteyenlere yalnızca bir başvuru kitabı olmanın dışında, onlara yol gösterici bir özellik taşımaktadır. Orijinal Çince’de, Zen Derslerinin adı “Zen Okullarından Değerli Dersler”dir. Bunlar ilk önce Çin Zen ustası Miaoxsi tarafından 12 nci yüzyıl başlarında bir araya getirilmişlerdir. Zen dersleri; Song hanedanının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kitapta, liderlik felsefi açıdan ele alınmakta, toplum ile lider ilişkisi irdelenmekte, kitap, lider olmak isteyenlere yalnızca bir başvuru kitabı olmanın dışında, onlara yol gösterici bir özellik taşımaktadır.</p>
<p>Orijinal Çince’de, Zen Derslerinin adı “Zen Okullarından Değerli Dersler”dir. Bunlar ilk önce Çin Zen ustası Miaoxsi tarafından 12 nci yüzyıl başlarında bir araya getirilmişlerdir.<span id="more-2155"></span></p>
<p>Zen dersleri; Song hanedanının ilk dönemlerinde, büyük Zen ustalarının çoğu bilinmedik kaynaklardan gelen, artık varolmayan, ancak Zen okulları ağı ile doğrudan temas yoluyla özgün olarak bulunabilen kişisel öğretileri bir araya getirir. Bazıları ise o zamanki derleyici tarafından,o andaki sözlü geleneklerden faydalanılarak yazılmış olabilir.</p>
<p>Zen dersleri Zen Budist biliminin bir parçasıdır. Zen yazıtları şu anda elimizde bulunan kısmından çok daha geniştir.</p>
<p>Kitapta açık ve toplumsal konulara değinen ünlü öğretmenlerin çeşitli deyişlerine yer verilmiştir.</p>
<p>Bu deyişler günümüz liderlerine ve toplumlara çeşitli mesajlar vermekte, liderin toplumu göz ardı etmeden toplumla birlikte aydınlanmış niteliklere yükselmesini tavsiye etmektedir.</p>
<p>Kitapta çeşitli kaynaklardan elde edilmiş 216 tane deyiş irdelenmiş, liderin hangi özelliklere sahip olmasının gerektiği, topluma bakış açısının önemi ve toplumla birlikte aydınlanmanın önemi çeşitli görüşlerle, günümüzde de faydalanılacak bir şekilde bir araya getirilmiştir.</p>
<p>“Liderin erdemi yoksa o zaman o topluluk çöküşün eşiğindedir.” Günümüz toplumlarında da eğer liderler erdemli değilse toplumlarını kendileri ile birlikte çöküşe götürürler.</p>
<p>Liderler kendi çıkarlarından çok toplumun çıkarlarını ön planda tutmalı, onların istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda toplumlarını çağdaş bir uygarlık seviyesine yükseltmelidirler. Bunu yapmayan lider, halkına liderlik yapamayacak bir duruma düşer ve halkından kopar. Halk da kendisine yeni bir lider arama yoluna başvurur.</p>
<p>“İyi liderler topluluğun aklını kendi akılları kılarlar ve hiçbir zaman akıllarının özel ön yargılara kapılmasına izin vermezler. Topluluğun gözleri ve kulaklarını kendi gözleri ve kulakları kılarlar ve hiçbir zaman gözleri ve kulaklarının taraflı olmasına izin vermezler.”</p>
<p>Liderler halkına karşı dürüst ve tarafsız olmalı, onlara her açıdan eşit yaklaşmalıdır. Yoksa lider toplumun lideri olmaktan çıkar; yalnızca taraf tuttuğu, yakınlık gösterdiği toplumun belli bir kısmına liderlik yapabilecek seviyede kalır.</p>
<p>“Topluluk karşısında insanın davranışları, dinlenme anındayken bile ciddi olmalıdır, konuklara karşı sarf edilen sözcükler tanıdıklara söylenirken de onur verici sözcükler olmalıdır.”</p>
<p>Lider toplumuna hak ettiği değeri vermeli kendini onlardan üstün görmemelidir. Lideri lider yapan kendi toplumudur. Lider toplumuna yakınlık gösterdiği, onlarla birlik olduğu sürece toplumun lideri olmaya devam edecektir. Lideri yücelten onu kendisine önder yapan kendi halkı olduğu gibi onu alçaltacak da kendi toplumu olacaktır.<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/liderlik-sanati-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Leyla&#8217;nın Evi kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/leylanin-evi-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/leylanin-evi-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2008 18:03:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[l]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/leylanin-evi-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Kitapta adı geçen Leyla, yaşlı bir kadın olup savaş zamanında birbirine aşık olan genç bir İngiliz subay babadan ve bir Osmanlı ailesinden olan anneden dünyaya gelmiştir.Leyla’nın evi, sonradan görme Ömer ve Necla çifti tarafından alınınca çok görgüsüz olan Necla,Leyla Hanımı dışarıya atmıştır. Gerekçeleri ise bu kadının yaşlılığından yararlanıp sahte deli raporu almalarıdır.Gazeteci olan ve Leyla’nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitapta adı geçen Leyla, yaşlı bir kadın olup savaş zamanında birbirine aşık olan genç bir İngiliz subay babadan ve bir Osmanlı ailesinden olan anneden dünyaya gelmiştir.Leyla’nın evi, sonradan görme Ömer ve Necla çifti tarafından alınınca çok görgüsüz olan Necla,Leyla Hanımı dışarıya atmıştır. Gerekçeleri ise bu kadının yaşlılığından yararlanıp sahte deli raporu almalarıdır.Gazeteci olan ve Leyla’nın akrabası olan Yusuf gelip kadını iki gündür evinin bahçesinde oturmakta olarak görünce onu alıp Cihangir deki izbe evine götürmüştür. <span id="more-2111"></span>Ev arkadaşı Roxy, Almanya da büyüyen annesi öld-ükten sonra babasıyla yaşayan kötü bir geçmişi olan kızdır.Bu kız,gençlik dönemlerinde rape olan merakından dolayı orada bir grupla tanışmış ve İstanbul’a gelmiştir. Yusuf’la tanıştığında, dünyada böyle iyi insanların bulunduğuna anlam verememiştir.Önceleri Leyla’nın, evlerinde oturmasını istememiştir.Çünkü bu kadın arkadaşlarıyla yaptıkları çalışmalarda ve genel olarak iç karartmaktadır. Bir gün arkadaşlarıyla müzik yaparken oğlanın basması gereken akoru Leyla’nın söylemesiyle ona büyük bir saygı göstermeye başladılar.Gençlerin,maddi sıkıntı çektiği bu dönemlerde Leyla onlara yardımcı olmuş değerli taşını satarak yarısını onlara vermiştir.Ali Yekta Bey ise eski bir uşak olup yalının sahibi bankacı Ömer’in babasıdır.Oğlunu,büyük bir özenle yetiştirmiştir ve onun, hizmet ettiği paşazadeler gibi olması için elinden ne gelirse yapmıştır.Bu nedenle oğlunu çok sevmektedir.Fakat, sonradan görme gelininden nefret etmektedir.Bu adam,artık uşaklıktan kurtulup yalının büyük odasını kendisine verilmesini isteyince Necla bu durumu kabul etmemiştir. Leyla Hanım, bir taraftan evini kurtarma çabalarına girmiştir. Bir gün Ali Yekta Beyle görüşüp durumu anlatmıştır.Ali Yekta Bey, Leyla hanımı büyük bir saygıyla karşılamış ve konuşmuştur. Daha sonra oğluyla konuşan, Ali Yekta Bey oğlunun bu derece vicdansız olmasından dolayı utanç duymuş ve Leyla hanıma durumu açıklamıştır. Bu arada Leyla hanım ve Roxy arasında yakınlaşmalar başlamıştır. Bunu, Roxy‘nin hamile kalıp ilk önce Leyla’ya söylemesinden de anlayabiliriz.Roxy bundan sonra Yusuf&#8217;a evlenme teklif etmiştir. Artık adıyla barışarak,adını bir anneye daha çok yakışacak olan Rukiye olarak kullanmaya başlamıştır.Ali Yekta Bey ise yalıya geldiği bir gün gelinin kendisi hakkında kötü konuştuğunu duyunca cebinden tabancasını çıkarıp Necla’yı vurmuştur.Bundan sonra olaylar Rukiye’nin çocuğunu doğurmasıyla,Yusuf’un kadrolu olarak tam bir gazeteci olmasıyla ve Leyla’nın evine tekrar yerleşip burada eski huzuru bulamamasıyla devam etmiştir.Rukiye doğan çocuğun adını Leyla koymuştur. Mahalleli Leyla Hanım’ın tekrar eski neşesine kavuşması için her türlü yardımda bulunmuştur.Hatta onun bir İngiliz soyundan geldiği için onun mahallede olmasının yanlış olduğunu düşünen Cemile bile onun için uğraşmıştır. Kitap, Leyla hanımın hamakta beyaz çarşaflara sarılı ölüsünün bulunmasıyla ve torunu yerine koyduğu küçük Leyla’ya yazdığı mektupla sona erer.Leyla hanım bu mektupta kendisine ait olmayan yalının,yanındaki küçük evini küçük Leyla’ya bırakmıştır.Leyla’nın evi Leyla’ya… </strong><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/leylanin-evi-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laiklik Çıkmazı kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/laiklik-cikmazi-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/laiklik-cikmazi-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2008 17:53:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[l]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/laiklik-cikmazi-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Sistem açısından değerlendirildiğinde dünyadaki İslam toplumları için; Sömürge toplumlar, bağımsız toplumlar ve azınlıklar, azınlık Müslümanlar şeklinde, bir gruplama, sanırız gerçek durumu yansıtacaktır. 1. Sömürge İslam Toplumları: Özellikle Sovyet ve Çin hakimiyeti altındaki Müslümanlar, böyle bir sömürge statüsü içindedirler. Sömürge toplumunun seçme hakkı yoktur. Ne yöneticisini, ne de içinde yaşayacağı sistemi belirlemede hür bir iradeye sahip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sistem açısından değerlendirildiğinde dünyadaki İslam toplumları için;</p>
<p>Sömürge toplumlar, bağımsız toplumlar ve azınlıklar, azınlık Müslümanlar şeklinde, bir gruplama, sanırız gerçek durumu yansıtacaktır.</p>
<p>1. Sömürge İslam Toplumları: Özellikle Sovyet ve Çin hakimiyeti altındaki Müslümanlar, böyle bir sömürge statüsü içindedirler. Sömürge toplumunun seçme hakkı yoktur. Ne yöneticisini, ne de içinde yaşayacağı sistemi belirlemede hür bir iradeye sahip değildir.0, kendisine sömürgecinin verdiği şablona göre biçimlenmek zorundadır. Çünkü sömürgecinin eli kırbaçlıdır.<span id="more-1887"></span></p>
<p>2.Bağımsız İslam Ülkeleri: Bunların büyük çoğunluğunun, halkı Müslüman ülkeler olarak nitelemek daha doğru. Ülke sömürge statüsünden çıkarken, ya önemli bir dönüm noktasında sistemini belirlerken, ülkenin kontrolü, genellikle sömürgeci yada hakim dünya güçlerine yakın kadroların eline verilmiş. Bunlar güçlendirilmiş bunlara muhalefet edenler ve edebilecek olanlar zaman içinde tas fiye edilmiş, kitleler halinde kıyım yapılmış, halka gözdağı verilmiş bunun arkasından. ülkenin silahlı kuvvetleri ve bürokrasisi, kontrol altına alınmış.</p>
<p>3. İslam&#8217;ın Üstün Değer Kabul Edildiği Ülkeler: Bu gruba giren ülkelerde ise, İslam, hukuki metinlerde üstün değer olarak kabul edilmiş, ancak uygulamada İslam’ın kendi orjinalitesine uygun bir yapılanma temin edilememiştir.</p>
<p>4.Azınlık Müslümanlar: Bunlar, hakim sistemin belirlediği çerçeveye mahkum. Ancak sistemin müsamahası nispetinde yaşayabilirler İslam&#8217;ı.</p>
<p>Sistemler ve Müslüman Toplumlar:</p>
<p>Bugün, İslam toplumlarının, kendilerine uygulanan sisteme karşı tavırları belli noktalara ulaşmış ve sonuç alınmaya başlamıştır. İslam ruhlarda bir gizili parola halinde yaşamıştır. Ve sömürgeciyi zayıf bulduğu ilk fırsatta sözlere, gözlere yansımıştır.</p>
<p>İslam Ülkelerinde “Rejim Sorunu”: Hemen bütün İslam ülkelerinde “rejim sorunu” gündemin temel meselesidir. Yönetimler diken üstünde. Halkla İslam yönelişinin basınç oranını sürekli denetlemekle meşgul. Onu belli bir oranda tutmak, bu oranı aşanları baskı altında tutmak. Sanki sömürge yönetimi gitmiş, yerine “rejim sorunu” bırakmış gibi&#8230; Daha değişik bir ifadeyle, sömürge yönetimlerinin misyonunu, İslam ülkelerindeki çarpık rejim duyarlığı almış gibi. Ve sanki sömürge yönetimleri, İslam ülkelerine bıraktıkları rejim askerleriyle, kendi insiyatiflerini sürdürüyor gibi. Türkiye, Müslüman Türk dünyasına model ülke olarak gösteriliyor.</p>
<p>Sistemde Tıkanma: Ya demokratik kurallar uygulanacak ve İslam’ la yeniden buluşan halk, bir İslami yönetim oluşturacak. Yani laiklik sona erecek&#8230; Ya da laik kapılanma hesabına İslami yönetimin önünü kesmek için demokrasiye son verilecek.</p>
<p>Laiklik bir hürriyet sistemi mi? Laiklik, kişi hürriyetlerini koruma amacından çok, çünkü o hürriyetleri zaten İslam garanti altına almıştı- İslam&#8217;-ı sınırlı bir alana hapsetmek amacıyla İslam ülkelerine yerleştirildiği hususudur. Ve laiklik, İslam ülkelerinde halen bu görevi ifa etmektedir. Bir tür karşı-din söz konusudur. Üstelik, ana misyonu İslam&#8217;ı hayat dışı tutmak olan karşı din. Cezayir’de bu dinin, en katı biçimde uygulanmasına, yani İslam&#8217;ı hayattan silme operasyonuna şahit olunuyor.</p>
<p>Dikkat edilirse muhitler, İslam&#8217;ın bir tek ülkede bile sistem haline gelmesine tahammül edemiyorlar. Batı yalnız İslam dünyasındaki sömürge ortamının kaybolmasından değil, kendi insanının İslam&#8217;la buluşmasından da endişe ediyor. İslam ülkelerinde batılı sistemlere yasamak için tek yol var: Zora başvurmak. Halkı sindirmek. Fakat bunun da ömrü uzun olmaz. Namuslu vicdanlar, bu kaba, çıkarcı. insan haysiyetini ezen çizgiye isyan edecekler ve İslam’ ın insan onurunu yücelten çağrısına olumlu cevap vereceklerdir.</p>
<p>Cezayir”i Anlamak:</p>
<p>Bir kere, İslam ülkelerinde, İslam&#8217;ın hayat haline gelmemesi için uluslararası bir komplo bulunduğu, Cezayir olayları ile bir kere daha meydana çıkmıştır. Fakat, Fransa başta olmak üzere, bize kadar uzanan bir İslam düşmanı cephe, Cezayir&#8217;deki gelişmelere yoğun ilgi göstermekte.</p>
<p>Laiklik için demokrasi ertelenebilir. Ne zamana kadar. Ne zaman İslam’ın iktidar olamayacağı bir topluma imal edilirse, o zamana kadar İslam ülkelerindeki bütün sistemlerde, hala emperyalist ülkelerin şu veya bu şekilde etkisi vardır.</p>
<p>İslam ülkelerinde, sistemin demokratikleşmesi yolunda çabaları hızlandırmak ve baskıcı yönelişleri kesinlikle engellemek gerekir. Şu anlaşılmıştır ki, İslam&#8217;ın gelişmesini önleyen tüm hareketler, halk dışı yönetimlere sırtlarını dayamışlardır. İslam ülkelerindeki istihbarat kuruluşları içinde, uluslararası güç odaklarına bağlı istihbarat kuruluşlarının elemanları cirit atmaktadır.</p>
<p>Bir tek İslam ülkesinde gerçekleşecek bir İslam iktidarı kıyasıya bir cedelleşmeleri göze almak zorundadır. Belki de en yakın bilgi İslam ülkeleri tarafından tuzağa düşürülecektir. Neden bir İslam ülkesinde dahi İslam&#8217;ı İktidarın oluşmasını istemiyorlar. Çünkü sirayet etmesinden endişe ediyorlar</p>
<p>Batı sömürgeciliğine bel bağlayan ve İslam ülkelerinde etkili mevkilere getirilen kimi insanlar, sömürge eğitiminin halkta İslami gururun bir daha dirilmemesiyle pörsüdüğünü zannettiler. Hesaplarını bütünüyle İslamsız bir ülke yapısına göre kurdular Fakat tam mutlak iktidar olduklarına, Batı değerlerinin dünya çapında yükseldiğine inandıkları bir zamanda hükmettikleri toplumların altlarından kaydığını, yeniden kimlik arayışına ve İslam&#8217;la kenetlenmeye yöneldiklerini gördüler. Şaşırdılar, apıştılar. Her biri bir yoruma, her biri bir karsı tedbir arayışına yöneldiler. &#8216;Asker eliyle yerine. oturtulmuş Cezayir Başbakanı işte böyle bir telaşın ürünüdür.</p>
<p>Laiklik Allah&#8217;ı devreden çıkaran ve insanın hükmünü putlaştıran bir doktrindir. Bu doktrinin müeyyidesiz karakteriyle, insanın her türlü olumsuz eğilimini de putlaştırması kaçınılmazdır. Cezayir olayında işaret edilmesi gerekli bir kaç boyut var ki, bu tüm İslam dünyasında ders olacak mahiyet arz ediyor. Burada bunları belirtmekte yarar var:</p>
<p>-Güdümlü yapı, -İslam korkusu, -Orduyu kullanmak.</p>
<p>Cezayir&#8217;de ordu”İslami gelişmeyi durdurmak” ve “laik düzeni korumak üzere harekete geçmiştir. Bunu da sömürge düzeni yanlıları bir umut olarak alkışlamıştır. Türkiye&#8217;deki laik medyanın Cezayir’deki müdahale girişiminden sonra eteklerinin zil çalması da bu yüzden çok anlamlı.</p>
<p>İslam ülkelerinde laik düzene ve bu çerçevede oluşmuş sera malı laiklere korumayı ise, tamamen dış güçler sağlamaktadır. Bir İslam ülkesinde şablonu zorlama yönünde atılacak bir adım, sömürgeciler dışında, bizzat İslam ülkelerinin “sera malı laikler”inden de destek görebilir. Sanki uluslararası bir merkezde düğmeye basılmışçasına, “sera malı laikler” sahiplerinin sesini yansıtmaya başlarlar.</p>
<p>Yine şöyle düşünülse: Batı ve Rusya’nın ana politikalarından biri, öteden beri Türkiye&#8217;yi İslam ve Müslüman Türk dünyasındaki tabii dostlarından tecrit etmektir. Onun için onların arasındaki en güçlü bağ olan İslam&#8217;ı devreden çıkarmış bir grubunu Batı değerleri diğer grubunu ise komünist kültüre göre biçimlendirmiştir. Böylece” Dostsuz bir Türkiye, Dostsuz bir İslam dünyası” vakıası ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de asrın başlarında bir sistem tercihi yapılmıştır. Yeni sistem “ret”lerini ve “kabullerini” önünde bulduğu değerler karsısında belirlemişlerdir. Ve laik sistem hala toplumun imanı haline gelmemiş, yani sosyal bünyede heyecan uyandıracak bir etkinlik sağlayamamıştır. Hala soyut metinler halinde dar bir zümre ideolojisi durumundadır.</p>
<p>Bir laiklik tahlili: Laiklik, insan için kural koyma konusunda, insandan başka üstün varlık tanımama ilkesinden yola çıkar. Laikliğe göre, insanın insandan başka kutsalı yoktur. Her şeyin ölçüsü insan aklıdır. Laiklik, insan için kural koyucu olarak “Allah&#8217;ı kabul etmemektedir” Kutsal&#8217;ın ölçüsü “akıl” olduğu için kural koymak üzere “iman üstü” bir Varlık&#8217;a gerek yoktur “Tutarlı bir laik “ için Allah&#8217;ın insanlar için belirlediği hiçbir kural kabul edilemez.</p>
<p>Öyleyse ilk problem Allah’a inandığını söyleyen, bununla beraber laikliği de ilke olarak benimseyenler içindir. Bunlar, ya Allah&#8217;a inançlarında, ya da laiklerinde samimi ve tutarlı değillerdir.</p>
<p>Yeryüzünün hiçbir ülkesinde laik düzen yoktur. Türkiye’de de yoktur. Tutarlı bir laik düzen yoktur. Dünyanın gerçeği şudur; kimi insanlar Allah karşısında” azınlık konumunda”dır. Allah&#8217;ın hukukundan bir kısmını çalma teşebbüsündedir. “Şu alanı da ben düzenleyeyim ve keyfime göre düzenleyeyim” demektedir bir bakıma.</p>
<p>Tanzimat’tan bu yana süren anayasa çalışmalarının özü de laikleşmeye doğrudur ancak topluma “çağdaş uygarlığı yakalama” çabası olarak takdim edilmiştir.</p>
<p>Anayasa yapanlar, İslam&#8217;ı sınırlı bir alanda tutmak, toplumu laiklik kelimesinde genel ifadesini bulan, ancak özünde Batılı normlar taşıyan değerlere göre inşa etmeyi temel hedef kabul etmişler. Bunun gerekirse” halka rağmen” olmasını da öngörmüşlerdir. Türkiye’de laik devrimlerin asıl koruyucusu ordudur. Bizde sanıldığının aksine asker yapımı bir anayasadan ziyade, sivil yapımı bir anayasadan korkulur. Çünkü sivilden korkulur. Çünkü sivil ile din arasında daha yakın irtibatlar olabileceği, bunun da sistemin laik karakterini sulandıracağı endişesi vardır.</p>
<p>Bugün Anayasa sancısı yeniden gündemdedir. Tüm toplum kesimleri Anayasanın “sivil” kesimlerce yeniden yapılabilmesi “şans”ının doğmasından mutlu görünmektedir.</p>
<p>Türkiye, 1. Dünya Savaşı sonrasının şartlarına göre programlanmış bir ülkedir. Bu yıllar Türkiye’nin mağlup yıllarıdır. 2000’lerin eşiğinde ise, dünya önemli bir değişim geçiriyor. Mağlubiyete programlı İslam toplumları, bu çemberi yıkıyor üstelik çağın başındaki şartları sorguluyor. İslam toplumlarında oluşan bu sorgulayıcı, başkaldırıcı ve kendi dünyasını arayıcı karakteri İslam dünyasının 2000&#8242;ler dünyasında kullanacağı ciddi imkan ve fırsatlar olarak değerlendirmek gerekir.</p>
<p>Türkiye’nin Batılı güç odakları karşısında yaşadığı “kendisini anlatamama” dramını, içerde, Müslümanlar hakim batılılaşmış güçler karşısında yaşıyor.</p>
<p>Dikkat edilirse, temel mesele “iktidar”da toplanmaktadır. Batıcı kesim dini belli bir konuma hapsederek iktidar olduğunu ve iktidarının devamının buna bağlı olduğunu düşünüyor. Dini alandaki bir güçlenmenin, ülkede dindarların çoğalmasının, kendi iktidarı için tehlike olduğuna inanıyor.</p>
<p>İrtica tehlikesi derken, batıcının kendi iktidarı için gördüğü tehlikedir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin zayıflama sürecine girdiği bir dönemde, yönetim kademeleri yeniden toparlanma. yollarını ararken karşılarında batı modelini bulmuş ve “batının yükselme yollarını takip edersek, bu çıkmazdan kurtulur, güçlerimizi yeniden toparlayabiliriz.” kanaatine ulaşmışlardır.</p>
<p>Batı ırkçılarının İslam&#8217;a Bakışı: Camii yapımını önlemek ve Kur&#8217;an Kursu açılmasını denetim altına almak. Yabancı göçmen derneklerine yapılan tüm devlet yardımlarını kesmek.</p>
<p>Batı&#8217;nın Türkiye ve diğer İslam ülkelerinde, İslam&#8217;ın yükselişini böylesine yakından ve tedirginlikle takip etmesinin sebebi, yeniden İslam merkezli bir dünyanın oluşması karşısında duyduğu endişedir.</p>
<p>Yakın geçmişte Bulgaristan&#8217;da Müslüman Türklere karsı ciddi bir kıyım yaşandı. “Kimlik katliamı” ve “kimlik isyanı” biçiminde özetlenecek bu Bulgar zulmü ve Türk direnişinin, Türkiye’deki değişik sosyal muhitlerde farklı çağrışımlar uyandırdığını sanıyoruz.</p>
<p>Türkiye, adalet uygulamasın diye, İstiklal Mahkemeleri yargılamalarını yaşamış bir ülke. 0 mahkemeler, cinayetlere hukuk kılıfı giydiren sayısız kararlar vermiş. Atıf Hoca, rejimin boy hedefi haline getirilip darağacına yollanmıştı.</p>
<p>Anayasa mahkemesi üyeliğine aday gösterilen bir yargıcın evinde TV bulunup bulunmamasının bir değerlendirme unsuru haline geldiğini görüp de adalet adına ürpermemek elde değil. Öyle yargıçlar da vardır ki bu ülkede, adeta inananlara karşı savaş veriyorlar.</p>
<p>Türkiye’de giyotine kelle verip, kelle kurtarabilen bir basın gücü var. Öyle ki ideolojik pek çok dava, önce basında sonuçlanıyor. Sütunlarda mahkum oluyor, yada kurtuluyorsunuz.</p>
<p>Başörtüsü karşısında, kimi baroların ve barolar birliğinin koyduğu tavır karşısında, bu müessesenin sırf adalet peşinde koştuğunu düşünmek imkansızlaşıyor.</p>
<p>Son.-zamanlarda, yargının ideolojik-politik boyutunda, laik eylemlere paralel bir tırmanış görülmektedir. Ülkemiz, adeta istiklal mahkemeleri ortamının dindar avcılığına soyunan insanlara tanık olmaktadır.</p>
<p>163 Sonrası:</p>
<p>Son düzenlemelerin anlamı: Şimdi, dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türkiye’de kendi sisteminde bazı tashihlere yöneliyor.</p>
<p>Komünizm için: Son zamanlarda yapılan düzenlemeler, onlara “hürriyet” vermekten daha çok, sistemin sofrasına buyur etmektedir.</p>
<p>İslam için: Sistem, son düzenleme ile, Müslüman tanıdığı hareket imkanını biraz genişletmiş olmaktadır.</p>
<p>Cumhuriyet Muhasebesi:</p>
<p>Cumhuriyet yapılırken, Milli Mücadele şartları unutulmuştur. Cumhuriyet topluma dayalı yönetim demekti rama Türkiye&#8217;de yönetimin hep bir tarafları halktan kaçırılmıştır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de “halka rağmen” gerçekleştirilen bir devrimin, en azından başlangıçta, “devrimler yerleşinceye kadar” baskıya yönelmesi kaçınılmazdı. Türkiye&#8217;de de böyle olmuştur. İlk dönemlerin devrim yerleştirmekte kullanılan araçlar M.. Kemal&#8217;in Meclis kürsüsüne koyduğu tabanca ve “gerekirse bazı kelleler gider” sözünden kaynaklandığını sandığımız İstiklal Mahkemeleri olsa gerektir. Baskı metodu İnönü döneminin de ana seçeneği olur ancak bu durumun böyle devam etmesi de mümkün değildir.</p>
<p>Laik Kemalist -Baskıcı kesim rejim değişikliğinin gerçekleştiği günden beri kendisini, ülkenin tek sahibi olarak görmektedir ama, iste bu hesaplanan biçimde gerçekleşmedi. Din hesapları aştı. Anayasa Mahkemesi kararı: “Devlet laik olunca, ulus çoğunluğunun belli bir dine bağlı olması da. düzenlemelerin dinsel gereğe dayanmasını haklı kılamaz”.</p>
<p>TC. kurulduğundan beri milli eğitimde temel problemlerden biri din eğitimi olmuştur. TC. başından beri bu problemi sağlıklı bir çözüme kavuşturamamıştır. Onun için 60 küsur yıldır Türkiye&#8217;deki temel tartışma konuları arasında “Din Eğitimi” vardır.</p>
<p>Tevhid -i Tedrisat Kanunu, medreseleri kapatırken, din eğitimini de devletin kontrolüne almıştır. Kanuna amaç olarak “vatandaşlar arasında eğitim birliğini sağlama” düşüncesi ilan edilmiştir. Bir yanda din eğitim, diğer yanda laik eğitim veren okulların bulunması, devrimlerin “ortak kültür”de insanlar yetiştirme hedeflerine aykırı bulunmuştur. Eğer halk oyu bütünüyle etkili olabilse, yani tam demokratikleşme sağlanabilseydi herhalde bütün eğitim kademelerinde, din eğitiminin etkili biçimde uygulanması ve çocukların İslami bir kimlik kazanması yoluna gidilirdi.</p>
<p>Halk istiyor ki, çocuk İmam Hatip türü güvenilir bir okuldan geçsin. Burada temel kimliğini alsın. Müslümanlığın şuuruna ersin. Ondan sonra sağlam bir kişiliği olacaktır.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/laiklik-cikmazi-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lider Ve Demagog kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/lider-ve-demagog-kitap-ozeti-3.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/lider-ve-demagog-kitap-ozeti-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 07:28:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[l]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/lider-ve-demagog-kitap-ozeti-3.html</guid>
		<description><![CDATA[Yazar Şevket Süreyya AYDEMİR, &#8220;Lider ve Demagog&#8221; isimli eserinde Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluş yıllarından bu yana Türkiye tarihindeki çatışmaları inceleyip bunlara ışık tutmaya çalışmıştır. Yazar, eserinde, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni bekleyen tehlikeleri ve tehditleri irdelemiş; zamanın aydınlarına ve gençlerine düşen görevleri açıklamış ve toplumu bu konularda uyarmıştır. Parlamenter sistem içindeki parçalanmaları, ileride kurulabilecek hükümetler açısından çıkabilecek tehlikeleri göz önüne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazar Şevket Süreyya AYDEMİR, &#8220;Lider ve Demagog&#8221; isimli eserinde Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluş yıllarından bu yana Türkiye tarihindeki çatışmaları inceleyip bunlara ışık tutmaya çalışmıştır.</p>
<p>Yazar, eserinde, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni bekleyen tehlikeleri ve tehditleri irdelemiş; zamanın aydınlarına ve gençlerine düşen görevleri açıklamış ve toplumu bu konularda uyarmıştır.<span id="more-1654"></span> Parlamenter sistem içindeki parçalanmaları, ileride kurulabilecek hükümetler açısından çıkabilecek tehlikeleri göz önüne sermiştir. Bunun yanında demokrasi rejimini bekleyen tehlikeleri de eserinde açıklamıştır.</p>
<p>Lider, bir önder şahsiyettir. Demagog ise liderin taklitçisi, siyaset adına oyun bozanlık yapan sahtecisidir. Bu sahtekarlar, eğitimden yoksun yada eğitimi yetersiz ülkelerde hiçbir vicdan sorumluluğu duymadan halk önünde esen rüzgara göre konuşan, kendine geçer akçe saydığı ucuz sloganlarla halk önünde düzenbazlık yapanlardır. Örneğin; bizdeki din ticaretini ustaca yapanlar Demagoglardır. Onlar eyyamcı, günün ve değişen rüzgarların karaktersiz adamlarıdır. Önder şahsiyet olan lider ise kendisine Tanrı&#8217;nın sunduğu kabiliyetlerle beraber ömrü boyunca edindiği kültürlerin, yaşadığı tecrübelerin bir ürünüdür.</p>
<p>Lider kendini bildiği gibi, hem içinden geldiği toplumu, hem de dünyanın gidişini gerçek durum ve sorunlarıyla bilir. Bu husus onu macera atılımları ve demagojik akımlardan korur. Liderde eylem ve bilgi disiplini vardır. İşte bu disiplin onun karakterini oluşturur. Bu karakter, hem onu güçlendirir hem de inanılan ve önder bir insan yapar.</p>
<p>Ülkemizde bugün için demagoglar sahnededir. Ancak bunlar yalnız değildir. Halkın sağduyusu ve yetişmekte olan aktif çocuklarımız oyunları bozabilecektir. Bugüne bakıp ta ümitsizliğe düşülmemelidir, çünkü ümitsizliğe düşeceğimiz gün, iç ve dış düşmanlarımızın beklediği gündür.<br />
(Makale 30 EYLÜL 1974&#8242;de Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanmıştır.)</p>
<p>Fikir Atatürk&#8217;çülüğü ve Kelime Atatürk&#8217;çülüğü</p>
<p>Fikirlerin ve doktrinlerin büyük talihsizliği, bir gün gelip kelimeleşmeleridir. İnsanlığa yeni fikirler getiren ve yeni doktrinleri veren düşünür ve önderlerinde bir gün gelip donmuş putlar haline sokulmalarıdır.</p>
<p>Şimdi Türkiye&#8217;mizde fikirleri ve doktrinleri kelimeleştirme, fikir ve doktrinlerin önderlerini put haline getirmenin büyük gayretleri ile karşı karşıyayız. Bu çabalar ulu önder Atatürk&#8217;e yöneliyor. Dikkat etmeliyiz ki Atatürkçü fikirler, kelime Atatürkçülüğüne dönüştürülmeye çalışılıyor. Bilgisizlik, tembellik veya taassup yüzünden ne Atatürk&#8217;ü nede Atatürkçülüğü dondurmaya hakkımız yok. Biz asıl Atatürk&#8217;e yönelelim. Yalnız sözde kalan şekil ve suret haline getirilmiş Atatürk&#8217;e değil; hakiki, yaşayan ve uzun süreli ilkeler koyan Atatürk&#8217;e…Çünkü hakiki Atatürkçülük, sadece O&#8217;nun adını haykırmak değil, O&#8217;nu anlamak, izah etmek ve savunmaktır.<br />
(Makale 24 OCAK 1962 tarihinde Yön Dergisinde yayımlanmıştır.)</p>
<p>Kemalizm Orta Malı Değildir<br />
Ne liberalizm, ne sosyalizm, yalnız Kemalizm diyerek Atatürkçülüğü kendi maksatlarına uygun kullanmak isteyen menfaat gruplarının dikkati çekilerek, Atatürk&#8217;ün mirasının ortalık malı olmadığı, Kemalizmin ise bir eskici dükkanından kiralanan, kırk kalıba uydurulmuş bir elbise gibi, her boya, her boyaya uysun diye çekilip çekiştirilecek bir sahipsiz mal olmadığı vurgulanmaktadır.<br />
(Makale 11 NİSAN 1962&#8242;de Yön Dergisinde yayınlanmıştır.)</p>
<p>Artık Devletçilik Yetmez<br />
Türkiye&#8217;de devletçilik öldü diyen bir kısım siyasiler ve müteşebbisler; Atatürk&#8217;ü devletçiliğe mecbur eden tarihi, siyasi, iktisadi zorlukları, yani tek kuruş sermaye yardımı görmeyen 1922-1929 Türkiye&#8217;sini bilmiyorlar. Atatürk&#8217;ün elinde doğan devletçilik kimlerin elinde ölüyor. Ancak yanlış olan bir husus var; devletçilik ne ölmüş, nede öldürülmüştür. 1945-1950 arasında ihmal ve inkar 1950-1960 yılları arasında ise soysuzlaştırılmıştır. 27 Mayıs&#8217;tan sonrada uyuşturulmuştur. Şimdi ise kansız ve hastadır ama yaşamaktadır</p>
<p>Bu gün için eski devletçilik yetmeyecektir. Her sahayı içine alan özel teşebbüse yer veren, yalnız iktisadi bir devlet işletmeciliğinden çok, milli hayatın içinde sosyal bir düzen olacaktır. (Makale 12 EYLÜL 1962&#8242;de Yön Dergisi de yayımlanmıştır.)</p>
<p>İnkar Edilmek Kahramanların Kaderi<br />
Mustafa Kemal Atatürk dünyaya gelmiş en büyük liderlerden biridir. Bize bıraktığı değerler ve müesseseler sayesinde Cumhuriyeti yaşıyoruz. Cumhuriyeti bize emanet eden bu lidere yapılan saldırılara karşı tek bir vücut halinde; duyarlı ve ilgili olmamız gerekmektedir. En önemli görevimiz budur. Kahramanlar daima yaşatılmalıdır.<br />
(12 NİSAN 1970&#8242;de Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanmıştır.)</p>
<p>Kıyamet Alametleri<br />
Kıyamet dağların, taşların devrilmesi, dünyanın parçalanması demek değildir. Kimi ülkelerde sınıflar dolarken, ders saatlerinde kahvehaneler dolarsa, oralarda kitaplıklar çalışırken bizde boş kalırsa, oralarda kafaların içi olgunlaşırken bizde kafaların dışı saç sakal oyunları ile çirkinleştirilir ve değerli zamanlar yağmaya verilirse işte o zaman kıyamet kopmuştur. (Makale 03 EYLÜL 1974&#8242;te Cumhuriyet Gazetesinde Yayınlanmıştır.)</p>
<p>Artık Biraz Disiplin<br />
Demokrasi, bir halk eğitimi işidir. Eğitim, eğer yetersiz ise, o rejimde demokrasi adına ya demagog, yada halktan kopmuş laf ebesi politikacılar konuşur. Ülkenin ürettiği temel ürünlerin dışardan ithal edilmeye başlanması, ihraç edilen mallardan elde edilen gelirlerin petrol ödemelerine harcanması iktisadi tutsaklığın ta kendisidir. Bu olayların düzeltilip, disiplin altına alınması gerekmektedir. Bu da elbet hükümet denilen kuruluşun, her alanda haysiyet ve itibarını kurmak, korumak ve yerleştirmekle olur. Daha önceden gelen aksaklıklar, yetersizlikler olabilir. Ama bunlar ciddi bir devlet anlayışı ve gerçek bir devlet adamlığının &#8220;irade&#8221; ve ileri görüşlülüğü ile, elbette ki düzeltilebilir. Bu koşul disiplinle olacaktır. (Makale 11 KASIM 1974&#8242;de Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanmıştır.)</p>
<p>Kaptanlar Kavgada<br />
Devletin yaşantısında itici güç olacak yerde fren olmak durumuna düşülürse o rejimde bir düzensizlik ve şüphe pekala mümkün olacaktır. Şu an milli iradeyi temsil eden şahısların kaprisleri, şahsi yetersizlikleri, nazları ve af olunmaz hataları düşündürücüdür. Artık bir milli seferberlik lazım, milletin duyduğu tedirginliği ortadan kaldırmak gerekmektedir. Buda parlamento sayesinde olacaktır. Parlamentonun içinde bulunanlar kaprislerini bırakmalı, çelişme ve dalaşma yerine sorunlara çözüm bulmalıdırlar.<br />
(Makale 09 ARALIK 1974&#8242;de Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanmıştır.)</p>
<p>Doğum Ağrısı mı Tükeniş mi?<br />
Milletçe yeniden uyanış, yeniden bir doğuş, yeniden bir düzenleme sağlayacak, laf ebeliği yapmayan, yeni insanlara, gerçek aydınlara gereksinim vardır. Bugün memleketimizde, kavramlar öyle karışmış, akımlar öyle soysuzlaşmış ve adına politika denilen sefaletle, politikacı denilen şaşırmış insanlar öylesine birbirine girmiş, öylesine itibarsızlaşmışlardır ki, bu durumu Bizans&#8217;ın son günlerine benzeten yazarlar bile görülmüştür. İşte bu durum içerisinde;<br />
Milletçe yeniden uyanış, yeniden bir doğuş, yeniden bir düzenleme sağlayacak, laf ebeliği yapmayan, yeni insanlara, gerçek aydınlara gereksinim var.<br />
(Makale 22 MART 1976&#8242;da Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanmıştır.)</p>
<p>SONUÇ<br />
Şevket Süreyya AYDEMİR&#8217;e göre gerçek aydın; hem bilginin ve fikrin bayrağını yüceltir, hem de çağdaşlık ve milliyetçiliğin tohumlarını ülkemizde filizlendirebilir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/lider-ve-demagog-kitap-ozeti-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lüzumsuz Adam kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/luzumsuz-adam-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/luzumsuz-adam-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2008 20:17:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[l]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/luzumsuz-adam-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Haftanın 7 günü aynı şeyleri yapan Mansur Bey her zaman ki gibi kahvesine gider ve kahve sahibi Yahudi bayanla kapuçinolu fransızca sohbetine başlar.Daha sonra kütüphaneye giderek bir Fransızca dergi alır.Çünkü bu dergi yarınki sohbetine yardımcı olacaktır.Öğlene doğru işkembecisine gider ve ekşi ekşi limonlu işkembesini içer Bayram’ın dükkanında. Akşam Fransızca dergisindeki bilmediği kelimeleri tercüme ederken uyuyakalır.Fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haftanın 7 günü aynı şeyleri yapan Mansur Bey her zaman ki gibi kahvesine gider ve kahve sahibi Yahudi bayanla kapuçinolu fransızca sohbetine başlar.Daha sonra kütüphaneye giderek bir Fransızca dergi alır.Çünkü bu dergi yarınki sohbetine yardımcı olacaktır.Öğlene doğru işkembecisine gider ve ekşi ekşi limonlu işkembesini içer Bayram’ın dükkanında. Akşam Fransızca dergisindeki bilmediği kelimeleri tercüme ederken uyuyakalır.Fakat saat 4:30’daki akşam gezintisi için uyanacaktır elbette.<span id="more-1558"></span>Gezinti sırasında akşam olduğunu pastahanesinin perdesi çekilnce anlar.Portakalını alır ve meyhaneden çıkan insanları izlemeye başlar.Daha sonra karşı meyhaneye girer,her zamanki içkisini içer ve her zaman olduğu gibi zurnacı ,zurnasının kamış düdüklerinden birini değiştirirken masasından kalkar.<br />
Yedi seneden beri mahallesinden çıkmayan Hünsar Bey bir gün mahalesinden çıkmaya karar verir.<br />
İstanbulun güzelliği onu büyülemiştir ve aklına ne gelir biliyor musunuz? Dükkanla,evi satıp,gazinodaki alnı dar kızı metres tutup,daha sonra bir Boğaziçi vapuruna binip,Bebek’le Arnavutköy önlerinde oturduğu tabureden kalkıp,kendisini denizin içine bırakıvermek.</p>
<p>Kitabın Anafikri</p>
<p>Her gün aynı şeyleri yapan bir adamın gerçekleştirdiği faaliyetler en ince detayına kadar anlatılıyor.Rutin faaliyetleri gerçekleştirmesine rağmen ,içinde daha değişik şeyler yapma isteğinde olan başka bir insan var ve bu da diğer kişilerle olan ilişkilerinde ve düşüncelerinde açığa çıkıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/luzumsuz-adam-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Language Instinct (Dil İçgüdüsü) kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/language-instinct-dil-icgudusu-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/language-instinct-dil-icgudusu-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Apr 2008 08:34:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[l]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/language-instinct-dil-icgudusu-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Dil konusunda hemen herkesin ilgiyle okuyacağı bu kitap, dilin temelde bir içgüdüden kaynaklandığını iddia etmektedir. Çoğu bilim adamı, hayvanların genetik miras yoluyla sahip oldukları içgüdüsel yeteneklerin varlığını kabul etmektedir. Zira sonar kullanabilen yarasaların veya binlerce kilometrelik yolu kat eden göçmen kuşların, bu becerileri yaşam süreleri boyunca deneme yanılma yoluyla öğrenmeleri mümkün değildir. Böylesine karmaşık becerilerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dil konusunda hemen herkesin ilgiyle okuyacağı bu kitap, dilin temelde bir içgüdüden kaynaklandığını iddia etmektedir. Çoğu bilim adamı, hayvanların genetik miras yoluyla sahip oldukları içgüdüsel yeteneklerin varlığını kabul etmektedir. Zira sonar kullanabilen yarasaların veya binlerce kilometrelik yolu kat eden göçmen kuşların, bu becerileri yaşam süreleri boyunca deneme yanılma yoluyla öğrenmeleri mümkün değildir. Böylesine karmaşık becerilerin zihni kapasitesi oldukça sınırlı hayvanlar tarafından kısa bir sürede öğrenilmesi adeta imkansızdır. Bu imkansızlık, bilim adamlarını hayvanların genetik yapısında var olan içgüdüsel mekanizmaların varlığını kabullenmeye zorlamaktadır. <span id="more-1439"></span></p>
<p>İnsanlara özgü dil içgüdüsünün varlığını kabullenme konusunda ise aynı bilim adamları tereddüt göstermektedirler. Çoğu bilim adamı dilsel bilgi ve becerilerin diğer becerilerin de geliştirilmesinde başvurulan genel öğrenme mekanizmalarının kullanılması yoluyla geliştirildiğine inanmaktadır. Dile özgü içgüdüsel bir mekanizmanın varlığını iddia etmek bu bilimadamlarına göre gereksizdir. &#8220;Dil İçgüdüsü&#8221; kitabının yazarı Steven Pinker ise dilsel içgüdünün varlığının en az diğer içgüdülerin varlığı kadar zaruri olduğunu savunmaktadır.</p>
<p>Hayvanlarda içgüdünün var olduğuna inanan bilim adamları bu yargıya hayvanların düşünsel kapasitesinin sınırlılığı ve bu sınırlılığa rağmen kazanılan becerinin kompleksiliğinden yola çıkarak varmaktadırlar. Aynı uslamlama, anadilini edinen çocuklar için de geçerlidir. Zihni gelişiminin henüz başında bulunan, en basit aritmetik hesaplamaları yapmaktan çok uzak olan bir çocuğun dilbilimcilerin dahi hala tam olarak çözümleyemediği gramer yapısını birkaç yıl içersinde öğrenip kullanmaları doğuştan gelen dile özgü içgüdüsel bir mekanizmanın varlığını zaruri hale getirmektedir. Böyle bir destekten mahrum çocukların dilbilgisi gibi soyut ve karmaşık bir sistemi değil birkaç yıl içersinde yaşamları boyunca çözmeleri mümkün değildir. Zira aynı sistemi irdeleyen dilbilimciler hiçbir dilin gramerinin tam olarak nasıl işlediğini açıklayamamaktadırlar. Binlerce bilim adamının yüzlerce yıldır çözümleyemediği bir sistemi küçük bir çocuğun birkaç yıl içinde çözümleyebilmesi, sonar kullanan yarasalarda olduğu gibi, ancak içgüdüsel bir altyapının varlığı ile izah edilebilir.</p>
<p>Pinker, dilin kendine özgü doğuştan gelen bir mekanizma tarafından ele alındığını çeşitli delillerle ispat etmektedir. Bunların en çarpıcı olanlarından biri gelişmiş dil becerilerine sahip zeka özürlü insanlardır. Genel zeka seviyesi açısından en basit aritmatik işlemleri yapamayacak ve hatta günlük zaruri ihtiyaçlarını dahi gideremeyecek kadar zeka özürlü bazı insanların, dil kullanımları açısından diğer insanlardan farksız seviyede olmaları dilin diğer zihinsel mekanizmalardan bağımsız çalışan bir sistem tarafından ele alındığının en açık göstergelerindendir.</p>
<p>Pinker, dilsel mekanizmanın varlığını ispat ederken nörolojik çalışmalara da atıfta bulunmaktadır. Çeşitli sebeplerle beyinsel hasar görmüş insanlarda yapılan araştırmalar dilsel faaliyetlerin beynin belirli bölgeleri tarafından ele alındığını göstermektedir. Ayrıca MRI, PET gibi gelişmiş beyin tarama teknikleri ile sağlıklı insanlar üzerinde yapılan araştırmalar bu bulguları destekler mahiyettedir.</p>
<p>Pinker&#8217;a göre insanı diğer canlılardan farklı kılan en önemli özelliklerden biri olan dil, ne sahip olduğumuz gelişmiş düşünsel kabiliyetlerin sonucu olarak ne de çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Zira hayvanlar, özellikle maymunlar, üzerinde yapılan deneyler hayvanların kelime bilgisini geliştirebildiklerini ancak gramer yapılarını bir türlü öğrenemediklerini göstermiştir. El kol hareketleri ile yüzlerce kelimeyi anlayıp kullanabilen ve bazı karmaşık zihinsel problemleri çözebilen bu maymunlar, zeka özürlü çocukların bile kullandıkları gramer yapılarını öğrenememektedirler. Çevresel ve zihinsel açıdan daha avantajlı maymunların bunca çabaya rağmen dilbilgisi kurallarını çözümleyemeyişi insana has içgüdüsel bir yetinin varlığı ile açıklanabilir.</p>
<p>İnsanı diğer canlılardan ayıran bu genetik altyapı, hem kendisi hem de anne-babası sağır olan çocukların dil edinim deneyimlerinde de kendisini göstermektedir. Anne-babasından dilsel veri adına sadece kelime bazında izole işaretler alan bu çocuklar öğrendikleri bu (işaret) kelimeleri kullanarak sıfırdan dilbilgisi kuralları olan yepyeni bir işaret dili (sign langauage) oluşturmaktadırlar. Oluşan bu yeni dil dünyada bulunan diğer dillerde de bulunan gramer kurallarını içermektedir. Pinker, çevresel faktörlerin yardımı olmadan oluşturulan bu dilin ancak dile has genetik yapı ile açıklanabileceğini iddia etmektedir.</p>
<p>Bütün bu veriler çoğu bilim insanının ileri sürdüğü &#8220;dil kişinin genel zihinsel mekanizmasının çevresiyle etkileşiminin ürünüdür&#8221; savını çürütmekte, insanın doğuştan gelen, içgüdüsel, dile özgü bir mekanizma sayesinde dil becerilerini geliştirdiğini göstermektedir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/l/language-instinct-dil-icgudusu-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

