<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; m</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2009 16:19:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Murtaza Kitap Özeti (Orhan Kemal)</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/murtaza-kitap-ozeti-orhan-kemal.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/murtaza-kitap-ozeti-orhan-kemal.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 17:32:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[m]]></category>
		<category><![CDATA[Murtaza]]></category>
		<category><![CDATA[Murtaza Kitap Özeti]]></category>
		<category><![CDATA[Murtaza özet]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Kemal Murtaza]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/?p=2244</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Konusu: Murtaza’nın unvan namus şeref işini hakkıyla yapma uğruna yaşadığı olaylar edindiği düşmanlıklar ve yaptığı mücadele anlatılır. Kitabın Anafikri : İnsanın sorumlulukları vazifesi hayatındaki her şeyden önce gelmelidir. Yardımcı Fikirler: 1)İnsan vazifesini hakkıyla yerine getirmelidir. 2)İnsan hayatında sorumluluklarına paradan daha çok önem vermelidir. 3)İnsan vazifesini yaparken akrabalarına yakınlarına torpil geçmemelidir 4)Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken iyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kitabın Konusu: Murtaza’nın unvan namus şeref işini hakkıyla yapma uğruna yaşadığı olaylar edindiği düşmanlıklar ve yaptığı mücadele anlatılır.</p>
<p>Kitabın Anafikri :  İnsanın sorumlulukları vazifesi hayatındaki her şeyden önce gelmelidir.<br />
<span id="more-2244"></span><br />
Yardımcı Fikirler:</p>
<p>1)İnsan vazifesini hakkıyla yerine getirmelidir.<br />
2)İnsan hayatında sorumluluklarına paradan daha çok önem vermelidir.<br />
3)İnsan vazifesini yaparken akrabalarına yakınlarına torpil geçmemelidir<br />
4)Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken iyi yetiştirmelidirler.<br />
5)İnsan hayatında paradan daha önemli şeyler olduğunu unutmamalıdır.<br />
6)Çalışanlar görevlerinde üstlerine karşı saygılı olmalıdır.<br />
7)İnsanları düşünceleri alay konusu yapılmamalıdır.<br />
8)Çocuklar babalarını kandırmamalıdır ve karşı gelmemelidirler.<br />
9)Resmi yerlerde memur gibi üst görevlilere torpil geçilmemelidir.</p>
<p>Kitabın Özeti:</p>
<p>Murtaza Yunanistan’dan mübadeleyle Çukurova’ya gelmiş bir muhacirdir.Kolağası Hasan dayısı gibi asker olup savaşarak şehit olmak en büyük isteğiydi.Mübadele yapıldıktan sonra Çukurova’ya gelen muhacirler topraklarını satıp konaklar evler alacak kadar zengin olmuşlardır.Murtaza ve onun gibi düşünenler ise ezan seslerine kavuştukları için şükretmiş mal mülk istememişlerdir.Murtaza mal mülk istemese de ailesi istemiştir.Erkek kardeşi zengin olmayı başarmıştır.Annesi parasızlıktan ölmüştür.Kız kardeşiyle Murtaza İstanbul’a gelmişlerdir.Murtaza Çukurova’da bir kızı tanımış beğenmiştir.Kızı beğenmesinin ası nedeni kızın babasının da Murtaza gibi düşünüp zengin olma derdine düşmemesidir.Murtaza daha sonra bu kızla evlenmiştir.Kız kardeşi de birisiyle evlenmiştir.Murtaza’nın en büyük hayali dayısı gibi askerlik ile ilgili bir görev alıp savaşlarda şehit olmaktı.Ama istediği olmadı askerlikle ilgili bir meslek bulamadı.O da üniforma giyebilmek için mahalle bekçisi oldu ve işini titizlikle yaptı.Hırsızlara, haksız kazanç sağlayanlara, mahalleyi rahatsız edenlere göz açtırmadı çünkü ona göre her ne meslek olursa olsun önemeliydi ve düzgün yapılmalıydı.Mahalleli bundan rahatsız oldu ve türlü türlü oyunlar yaptıysadalar Murtaza’dan kurtulamadılar.Mahallelinin komiseri de Fen Müdürü olan arkadaşı Kamüran’ın fabrikadaki bozulan disiplinini görünce ona Murtaza’yı tavsiye etti.Böylece Murtaza fabrikaya gece kontrolü oldu.Murtaza hep erkek çocuğunun olmasını istedi, onun dayısına benzemesini ve onun gibi  asker olup savaşlarda şehit olmasını istedi.Kız çocuklarından sonra erkek çocuğu oldu adını da Hasan koydu.Hasan istediği gibi dayısına benzemedi.Futbola düşkün oldu babasının istediği gibi askeri okula gitmedi sanat okuluna gitti.Murtaza da umudunu yeni doğan çocuğu Hasan’a sakladı.Murtaza yeni doğan çocuğunun da ismini Hasan koymuştu.Murtaza küçük oğlu Hasan’ın istediği gibi olduğunu sanıyordu.Oysa Hasan babasını kandırıyordu.Babası büyüyünce hangi okula gideceksin diye sorduğunda Kuleli Askeri Lisesi dediğinde Murtaza çok seviniyordu dünyalar onun oluyordu.Aslında Hasan babasını kandırıyor babasından para alabilmek için öyle söylüyordu.Murtaza bunu anlamıyordu.Murtaza çalışmaya başladığı fabrikada işçiler tarafından sevilmedi.Çünkü işçiler işten kaytarıyor işlerini aksatıyorlardı.Murtaza’da onlara engel olduğu için işçiler onu sevmediler onlarda mahalledekiler gibi türlü oyunlara başvurup işten atılması için çalıştılar ama başarılı olamadılar.Çünkü fen müdürü Murtaza’ya güveniyor ona tam yetki veriyordu.Öyle ki hemşerisi  Nuh bile buna şaşırıyordu.Bunun nedeni ise fabrikanın bozulan disiplininin Murtaza’nın sayesinde düzelmesiydi.Murtaza’nın küçük oğlu Hasan babasını kandırmakla kalmadı ve bir gün bakkaldan ekmek çaldı.Murtaza bunu duyunca çok üzüldü adeta yıkıldı.Bakkal mahkemede Hasan’ı affedip cezasını iptal ettirecekti ama Murtaza oğlunun bu yaptığını ona hiç yakıştıramadı ve onu affetmedi mahkemede hakime cezasını çekmesi gerektiğini söyleyip salonu terk etti.</p>
<p>ANA DÜĞÜM:Murtaza dayısı gibi savaşarak şehit olabilecek mi?</p>
<p>ARA DÜĞÜMLER:</p>
<p>1)Murtaza askerliğe yakın olarak hangi mesleği bulacak?</p>
<p>2)Mahalleli Murtaza’yı kovabilecek mi?</p>
<p>3)Murtaza’nın erkek çocukları dayısına benzeyecek mi?</p>
<p>4)Murtaza fabrikada tutunabilecek mi?</p>
<p>5)Fen müdürü işçilerin şikayetlerini kabul edecek mi?</p>
<p>6)Murtaza fabrikaya giren hırsızı yakalayabilecek mi?</p>
<p>7)Murtaza’nın kızı Firdevs hastalığından kurtulabilecek mi?</p>
<p>8)Murtaza küçük oğlu Hasan’ın onu kandırdığını anlayacak mı?</p>
<p>9)Murtaza’nın küçük oğlu Hasan ceza alacak mı?</p>
<p>10)Murtaza küçük oğlu Hasan’ı affedecek mi?</p>
<p>FİGÜRLER:</p>
<p>Murtaza:Romanın ana kahramanıdır.Sivri uzun burunlu, kalın kapkara kaşlı, geniş alınlı, yeşil gözlüdür.Sorumluluklarını vazifesini çok iyi bilir,vazifesini her şeyi üstünde tutar cesur bir muhacirdir.</p>
<p>Murtaza’nın Karısı:Mavi gözlü, zayıf, paraya önem veren ünvana şerefe önem vermeyen bir kadındır.</p>
<p>Kamüran:Fabrikanın fen müdürüdür.Laubali her şeyi ciddiye almayan ama gerektiğinde de ciddi ve doğru davranmasını bilen her zaman Murtaza’nın arkasında olan peşin hükümlü olmayan çapkın eğlenceye düşkün akıllı biridir.</p>
<p>Akile Hala:Zeki yardımsever düşünceli hep Murtaza’nın yanında olan onu düşünen biridir.</p>
<p>Kontrol Nuh:Kalın kemikli, geniş yüzlü tilkiyi andıran bir yüzü vardır.Laubali işini ciddiye almayan, yalaka, çıkarlarını düşünen, Murtaza’dan nefret eden Fen müdürünün hemşerisi şımarık biridir.</p>
<p>Azgın Ağa:Kaba bıyığı püskül püskül kaşları bir doksan boyunda iri yarı zamanında savaşlar katılmış mert bir adamdır.</p>
<p>Hasan:Murtaza’nın büyük oğludur.Zayıf uzun boylu annesi gibi mavi gözlü akıllı biridir.Babasını sevmez futbola düşkündür.</p>
<p>Hasan:Murtaza’nın küçük oğludur.Murtaza büyük oğlu dayısına benzemediği için küçük oğlunun da adını Hasan koymuştur.Ama küçük oğlu Hasan da babasını sevmez ve onu kandıran kötü biridir.</p>
<p>ZAMAN:Romanın geçtiği zaman verilmemiştir.Kitapta</p>
<p>Murtaza 1925’lerden sonraki mübadelede Türkiye’ye göç etti.</p>
<p>1946-47’lerde yurdun her yanı demokrasi naralarıyla çalkalandığı…</p>
<p>gibi cümlelerin yanında;yarın,gece yarısı,ikindi saati,bir saat 45 dakika,öğle,akşam üstü gibi kozmik zamanlar da kullanılmıştır.</p>
<p>MEKAN:Çukurova,Yunanistan, İstanbul, kahvehane,fabrika,iplikhane,dokumahane,mahalle,</p>
<p>karakol,lokanta,ev,bakkal dükkanı olayların yaşandığı yerlerdir.</p>
<p>ANLATICI-ANLATIM ŞEKİLLERİ VE ANLATIM TEKNİKLERİ:Olaylar kamera sessizliğinde gözlem yapılarak anlatılmıştır.Yani gözlemci figür bakış açısı kullanılmıştır.Romanda geriye dönüş tekniği de kullanılmıştır.Leitmotif tekniğine yer verilmiştir.Murtaza’nın ‘Yukarda Allah Ankara’da devlet burada da ben’ sözü romanda geçen leitmotif örneğidir</p>
<p>BAKIŞ AÇISI:.</p>
<p>Anlatıcı; beğenen taktir ve tasdik eden, tenkit yönelten ve özeleştiride bulunan bakış açısı sergilemiştir.</p>
<p>DİL:Yazar herkesin konuştuğu ortak dili kullanmıştır ve herkesin anlayabileceği bir dil kullanmıştır.Yabancı terimlere yer vermemiş sade yalın anlaşılır bir dil kullanmıştır.</p>
<p>ÜSLUP:Yazar hem uzun hem kısa cümlelere yer vermiştir.Tasvirlerde bulunurken uzun cümleler kullanmayı tercih etmiştir.Edebi sanatlara, tamlamalara yer vermemiş akıcı olmasına özen göstermiştir.Bazı tekrarlanan tasvir cümleleri romanın akıcılığını bozsada roman bundan olumsuz şekilde etkilenmemiştir.</p>
<p>HÜKÜM VE SONUÇ:Orhan Kemal yazılarında gerçeklilik çizgisinde yalın açık bir anlatım kullanır.Bu romanında bu özelliğini devam ettirmiştir.Değişik olarak o kendine has köy, Anadolu tasvirlerine yer verememiştir.Bunun nedeni olarak romanın İstanbul’da geçmesini gösterebiliriz.Eserde kendi görüşlerini direkt olarak ifade etmemiştir ama kahramanları aracılığıyla zaman zaman düşüncelerini yansıtmıştır.</p>
<p>Orhan Kemal Murtaza romanında dönemin şartlarını açık anlaşılır okuyucuyu sıkmayacak şekilde sade gerçekçi bir dille anlatmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/murtaza-kitap-ozeti-orhan-kemal.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Metal Fırtına kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/metal-firtina-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/metal-firtina-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 11:32:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[m]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/metal-firtina-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Karanlık doğanın örtüsü haline gelmişti sessizliğin içinde böcek çığırtıları bile duyulmuyordu.. Bu donmuş an önce hafif bir titreşimle bozuldu.On iki askerden oluşan öncü gözetme timinin başındaki Üst Teğmen Alper en önde hızla aşağıya doğru koşuyordu.Çok büyük bir askeri birimin karargah merkezine bakan bir tepeden gözlem yapmışlardı. Askerlerin sessizliğe alışmış kulakları derinden gelen sesin varlığını algıladı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="linkz01">
<p id="post_message_14154421"><strong>Karanlık doğanın örtüsü haline gelmişti sessizliğin içinde böcek çığırtıları bile duyulmuyordu..<br />
Bu donmuş an önce hafif bir titreşimle bozuldu.On iki askerden oluşan öncü gözetme timinin başındaki Üst Teğmen Alper en önde hızla aşağıya doğru koşuyordu.Çok büyük bir askeri birimin karargah merkezine bakan bir tepeden gözlem yapmışlardı.<br />
Askerlerin sessizliğe alışmış kulakları derinden gelen sesin varlığını algıladı bu bir bu bir helikopter sesiydi.<span id="more-2176"></span><br />
Yine helikopter sesleri gelmeye başlamıştı bu sefer sesler birden çoktu aniden irkildi Üsteğmen .Serdar G3 ünü alarak helikopterlere ateş açmaya başlamıştı üsteğmen de silahına sarılıp ateşlemeye başladı ve biraz sonra sesler kesildi ve oradan ayrıldılar.<br />
Harekete geçen zırhlılarsa çok uzakta amerikan JSTAR gözetleme uçakları tarafından anında tespit edilmişti.<br />
En baştaki zırhlıda Binbaşı Haşim ERALP bevardı.Telsizden emri verdi zırhlılar harekete geçti bombardıman başlamıştı siperlerin üstünden hızla geçtiler.<br />
Daha sonra karşıdan düz bir ışık gibi görülen bomba içinde Binbaşı nın bulunduğu zırhlıya çarptı ve onu paramparça yapmıştı.,<br />
Başbakan içindeki sızıyı bastırmaya çalışarak “Binler cemi paşam Allah aşkına söyleyin” diyerek sordu.<br />
“Zırhlı tugayımıza saldırı düzenlendi tankların neredeyse hepsi gitti” diye cevap verdi.<br />
Günler geçmişti artık Genel Kurmay Harekat Merkezi anne baba günüydü.<br />
ABD Savunma Başkanı “Donalt Rumsfeld” bakan la konuşmak istiyordu derken kapıda Genelkurmay Başkanı “Howord Strike” göründü.Yüzünde karanlık bir ifade vardı.<br />
“Sayın Başkan; şu an itibariyle Metal Fırtına operasyonu başlamış bulunuyor” dedi.</p>
<p>Ve Büyük harp Başlamıştı</p>
<p>Iraktan başlayarak ülkemize girmişlerdi yavaş yavaş tüm şehirlerimizi etkileri altına almışlardı başkentimiz olan Ankara’ya kadar ulaşmışlardı Anıtkabiri bombalamışlardır.</p>
<p>İstanbul’a kadar ulaştılar…</p>
<p>Ersin sıska bir çocuktu yaşı yirmi üç olmasına r1ağmen son dört yıldır hiç dışarı çıkmıyordu kendisinin bir karabasanın içinde olduğunu zannediyordu.Kendilerini korumak için girdikleri boduruma kadar geliyordu silah sesleri ersinin beyni patlayacakmış gibi oluyordu.Ya bir şeyler yapacaktı yada kendi kendisini yok edecek yada bir girdabın içine atacaktı kendisini.</p>
<p>82. hava indirme tümeni komutanı Tümgeneral Josep Reed harp kıyafetlerini giymişti.Helikopterler çalışmıştı pervane seslerinden başka bir ses duyulmuyordu.Askerlere helikopterlere binme emrini verdi tam tamına yüz elli dört helikopter vardı komutanda kendisi için ayrılmış helikoptere binip yola çıktılar.</p>
<p>İstanbul’a ulaşmışlardı helikopterler boğaz kö<acronym title="Page Ranking">pr</acronym>üsünü ortadan vurarak Asya ve Avrupa’yı ayrıldılar ve sonunda İstanbullu ele geçirdiler…</strong></p>
<p><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/metal-firtina-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mutlu Ölüm kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/mutlu-olum-kitap-ozeti-3.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/mutlu-olum-kitap-ozeti-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jul 2008 20:37:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[m]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/mutlu-olum-kitap-ozeti-3.html</guid>
		<description><![CDATA[Patrice Mersault düzenli adımlarla Zagreus’un villasına doğru yürüyordu. O saatte hastabakıcı pazara çıkar, villa ıssız olurdu. Zagreus pencereye bakıyordu. Kapının önünden yavaşça bir otomobilin geçtiği duyuldu. Tabancanın namlusunu sağ şakağının üzerinde hissettiğinde, gözlerini dışarıdan ayıramadı. Ama ona bakan Patrica gözlerini yaşlarla dolduğunu gördü. Gözlerini kapadı. Geriye bir adım attı ve ateş etti. Artık Zagreus değil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="post_message_14255375"><strong>Patrice Mersault düzenli adımlarla Zagreus’un villasına doğru yürüyordu. O saatte hastabakıcı pazara çıkar, villa ıssız olurdu. Zagreus pencereye bakıyordu. Kapının önünden yavaşça bir otomobilin geçtiği duyuldu.<br />
Tabancanın namlusunu sağ şakağının üzerinde hissettiğinde, gözlerini dışarıdan ayıramadı. Ama ona bakan Patrica gözlerini yaşlarla dolduğunu gördü. Gözlerini kapadı. Geriye bir adım attı ve ateş etti.<br />
Artık Zagreus değil di beyimn, kemik,kan kabartısı için yara gözüküyordu yalnızca. Patrice koltuğun diğer yanına geçerek tabancayı onun rline verdi. <span id="more-2170"></span>Şakanın izasın kadar kaldırdı ve düşmesi için bıraktı. Daha sonra hızlı adımlarla yürümeye başladı. Küçük alanın dışandaki bir küme çocok dışında kimseler yoktu.<br />
Nisan ayı olduğu için her taraf cıvıl cıvıldı. Havanın bu ışıllığı, gögün bu verimliği altında insdanların tek amacı mutlu bir yaşam sürmekti.<br />
Mersoul tı nın içinde herşey susuyordu. Hızlı adımlarla evine gitti, valizini bir köşeye bırakıp sakat adamın böyle bir acı içinde olmasını dayanamadığını düşündü. Mersault hastaudı. Üçüncü bir aksırıkla sarsıldı ve ateşten titrediğini hissetti.<br />
Zagreus’un villasının yanındaki küçük alanda öksürdüğü günden bu saate dek, gövdesi kendisinin bütün etkinliklerini titizlikle yürütmüş onu dünyaya açmıştı. Mersault’un içinde karnından başlayıp boğazımna doğru usul usul yol açan çakıltaşı gibi birşey yükseliyordu. Mersault daha hızlı soluk almaya başlamıştı.<br />
Lucienne’ye baktı rahatça gülümsedi. Kendini yatağında n attı, içindeki usul yüksekliğini duydu. Lucienne’in dolgun dudaklarına ve onun ardındaki toprağın gülümseyişine baktı.<br />
‘Bir dakika ,bir saniye’ sonra diye düşündü. Yükselme durdu ve taşlar arasında bir taş olarak yüeğinin sevinci içerisinde devimsiz dünyaların gerçekliğine dönüştü.<br />
Kitabın Ana Fikri<br />
İnsanlar hayatında birçok engellerle karşılasırlar. Bunları yenmek bizim elimizdedir. Durumlar ne olursa olsun hatata sıkı sıkı sarılınmalıdır.<br />
Kitaptaki Olay ve Şahısların Değerlendirilmesi<br />
Mersault : Mutlu ölümün başkişsidir.<br />
Zagreus : Yaşlı iki tekerleğe mahkum edilmiş sakat bir kişdir. Villasında bakıcı ile yasamaktadır.<br />
Marthe : Marseult’un sevğilisidr. Daha sonra Marseult tan ayrılır ve onu Lucienne’ ye kaptırır.<br />
Kitap Hakkında Şahsi Görüşler<br />
Bu roman, hem çağdaş bir yapıt, hem de yazar-yapıt-okur ilişkisinin göz kamaştırıcı bir örneğidir. Fransız çevirisi olduğu için yabancı kelimeler vardır.<br />
Yazar Hakkında Bilgi<br />
1945’te Fransa’da doğdu. Adı Albert Camus’dır. Denizci bir ailenin çocuğudur. Özel öğretmenlerden İngilizce, Yunanca, Latince öğrendi. 1865’te Deniz Akademisini bitirdi. ‘Gül’ anlamına gelen Pierre Loti adını Tahitililer taktı. On iki yıl denizlerde dolaştı. Her gittiği yerin insanlarını, yaşama biçimlerini, tarihini, törelerini yakından tanıma imkanı buldu. Birkaç kez İstanbul’a geldi; Türkleri çok sevdi; iyi bir Türk dostu olarak tanındı. İstanbul’da bir caddenin Pierre Loti adını taşıması bu sevgi dolayısıyladır<br />
Eserleri<br />
Aziyade, Loti’nin Evlenmesi, Sipahi Aşkı, Madam Krizantem</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/mutlu-olum-kitap-ozeti-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Medya Ve Demokrasi kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/medya-ve-demokrasi-kitap-ozeti-4.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/medya-ve-demokrasi-kitap-ozeti-4.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2008 15:51:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[m]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/medya-ve-demokrasi-kitap-ozeti-4.html</guid>
		<description><![CDATA[MEDYA VE DEMOKRASİ Bilinen anlamda basın özgürlüğünü ilk destekleyen Euro-Amerikan devrimi özellikle on sekizinci yüzyıl boyunca, devlet sansürünün sınırları konusunda çeşit çeşit yeni ve iyi işlenmiş fikirlerin geliştirilmesine neden oldu. Modern anlamda basın özgürlüğü fikrinin doğum yeri olan İngiltere’de en azından dört farklı sav ile karşılaşıyoruz. 1. Teolojik yaklaşım, devlet sansürünü Tanrı’nın insanlara ihsan eylediği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MEDYA VE DEMOKRASİ</p>
<p>Bilinen anlamda basın özgürlüğünü ilk destekleyen Euro-Amerikan devrimi özellikle on sekizinci yüzyıl boyunca, devlet sansürünün sınırları konusunda çeşit çeşit yeni ve iyi işlenmiş fikirlerin geliştirilmesine neden oldu. Modern anlamda basın özgürlüğü fikrinin doğum yeri olan İngiltere’de en azından dört farklı sav ile karşılaşıyoruz.</p>
<p>1. Teolojik yaklaşım, devlet sansürünü Tanrı’nın insanlara ihsan eylediği akıl adına eleştiriyordu. Bu görüş ruhsata ve sansüre bağlı olmasını buyuran bir hükümet kararına karşı, Tanrı aşkı ile “özgür ve bilgili ruhun” serpilip gelişmesi için özgür basına arka çıktı.<span id="more-2154"></span></p>
<p>2. Basının davranışlarının bireyin haklarına uygun olması fikri.</p>
<p>3. Faydacılık kuramı, kamuoyu üzerindeki devlet sansürünü istibdata verilmiş bir açık kart olarak görüyor ve yönetilenlerin mutluluğunun en üst düzeye çıkarılması ilkesine aykırı buluyordu.</p>
<p>4. Basın özgürlüğünün dördüncü savunması, Hakikat’e yurttaşlar arasındaki kısıtlamasız tartışma yoluyla ulaşılacağı düşüncesine dayanıyordu. Basın özgürlüğüne ilişkin tüm bu savların sorunsuz oldukları söylenemez ama bu görüşler erken modern toplumların ilk gelişmesini derinden etkilediler. On dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar gerek Amerika’da gerekse İngiltere’de “basın özgürlüğü” cesur ve bulaşıcı ütopik bir kavram olarak işlevini sürdürdü. Yöneten sınıfları sıkıştırmaya yaradı. Devletin ifade özgürlüğüne getirdiği kısıtlamaları dramatize etti. Medeni haklar ve siyasal demokrasi mücadelesine hız kazandırdı. Özgür basının yaygınlaşması yazılı metinlerin görünümüne hem katkıda bulundu hem de ondan yararlandı; metinler laik bir nitelik kazandıkları gibi, okunmaları da kolaylaştı. Fakat basın özgürlüğünün ilk Avrupalı ve Amerikalı savunucuları bu ütopik vizyonun birçok kör noktalarla malul olduğunu da görememişlerdi. İlkin basının kendi kendini sansür etmesi olayını hesaba katmadılar; çünkü fikirlerini topluluk önünde ifade etme yeteneğine “doğal olarak” sahip olan kişilerin karşısında başlıca dış tehdidin siyasal iktidardan geleceğini varsaydılar. Baskılar nedeniyle basın özgürlüğü savunucularının sansür sorununa negatif özgürlük paradigmasıyla bakmaları anlaşılabilir bir tutumdur. Söz ve basın özgürlüğü negatif özgürlük anlamına geliyordu; yani, bu özgürlük bireylerin yada bireylerden oluşan grupların önceden bir dış engelleme olmaksızın düşüncelerini dile getirme özgürlüğüydü ve yalnızca bu özgürlüğü tüm diğer bireylere garanti eden ve hükümet tarafından yaptırımlarıyla uygulanan yasalara tabiydi. İşin can alıcı noktası, basın özgürlüğünü savunan bu kuramların felsefi anlamda yeterince çoğulcu olmamalarıdır. Her şeyin tartışılması mübahtı, bir şey hariç: Kendi dünya görüşleri. Tüm ideologlar gibi, tüm dünya için geçerli olmayı hak etmiş evrensel bir dil olduklarını varsayarak kendilerini eleştirilere karşı korumaya çalıştılar.</p>
<p>Konuya eleştirel gözle bakan biri sorabilir: Mademki basın özgürlüğü hakkındaki modern ideal daha en başından bu kadar kusurluydu, onu doğumundan üç yüzyıl sonra niçin tartışalım? Bu deneme işte bu çetin sorulara cevap vermeye çalışıyor. Basın özgürlüğü hakkındaki eski söylemin güçlü ve zayıf yanlarının değinilmesinin günümüzde önemli olduğunu savunuyor.</p>
<p>İlk yaklaşım Pazar rekabetinin basın ve yayın özgürlüğünün kilit koşulu olduğunda ısrar ediyor; bu özgürlüğü de devlet müdahalesinden özgürlük olarak, bireylerin düşüncelerini dış kısıtlamalar olmaksızın iletebilme hakları olarak anlıyor. Devlet sansürü, bireysel seçim, yasal düzenlemenin kaldırılması yani “deregülasyon” pazar liberallerinin tezinin temel kavramıdır.</p>
<p>Özel ellerde bulunan bir basın ve çok kanallı bir yayım sistemi özgürlüğün kalesidir. Kültürel ayrıcalıkların ve devlet baskısının savunucularının baş belasıdır. Pazar liberalleri devletçe korunan medyanın pederşahiliğine karşı çıkıyorlar. Onlara göre, kamu hizmeti yayımcılığı fikri en başından yolunu sapıtmıştı. Aslında, kamu hizmeti yayımcılığı kişisel ihtiyaç ve kaygıların temsilini sınırlar. Seçme alanını sıkıştırır, daraltır, azaltır. Televizyonda hükümetin dayandığı varsayım şöyle anlatılmıştır. “Ne seyretmek istediklerini seçmeyi insanlara bırakamazsınız, onların neyin onlar için iyi olduğunu bilen ve düşünceleri birbirine yakın insanlarca denetlenmeleri gerekir.” Medyanın tekelci kamusal düzenlenmesi artık haklı gösterilemez. Devlet korumasındaki medyanın keyfi finansmanının ve sansürünün en iyi panzehiri, Pazar rekabetinin tarafsız ve tüketiciye-duyarlı üleşim sistemidir. Kamu hizmeti tekellerinin ortadan kalkması, radyo-televizyon yayımcılığının erginliğe ulaştığının bir işareti olacaktır. Pazar liberalizminin muhalifleri ve özellikle sola eğilimli olanları, bu önerilerden telaşa kapılmış durumdalar. Diğer yandan deregülasyonun İtalya’da yarattığı yoz sonuçları değerlendirmek gerekiyor. Örneğin, haber-eğlence programları (barok televizyon parçaları haline dönüştürülmüş ağız sulandırıcı mahkeme duruşmaları) ve iç gıcıklayıcı striptease’li yarışma programları bunlar arasında sayılıyor. Artık kalitenin yerini ticaret kurtlarının ölçüleri almıştır.</p>
<p>Çok kanallı seçim demek çok kanallı saçmalık demek olduğuna göre &#8211; ucuz yarışma programları, reklamlardan farkı olmayan içi boş eğlence programları &#8211; daha fazla seçenek daha iyi değil, daha kötü medya demeye gelecektir. Pazar liberallerinin, pazarın bireysel seçim özgürlüğünü arttırdığı iddiası da kuşkuludur. Sınırsız Pazar rekabeti aslında belirli yurttaşların, özellikle azınlıkların ve geçici çoğunlukların seçim özgürlüğünü ağır biçimde zedelemektedir. Yayımcılar rekabete tutuştuklarında en iyi yöntemin kitlelere cazip gelecek programlarla tam ortadaki kesime seslenmek olduğunu biliyorlar. Bunun sonucu, programlarda çeşitliliğin sınırlanması ve birbiriyle örtüşmesi oluyor. Muhaliflerin Pazar liberali fetişi ile ilgili söyleyebileceklerinin özü şu: Pazar rekabetinin iletişim özgürlüğünü garantili olarak sağladığının inanılır olduğu günler çok geride kaldı. Bugün ise basın özgürlüğünün dostlarının şunu anlamaları gerekiyor: İletişim pazarları iletişim özgürlüğünü kısıtlamaktadır; pazara girmek isteyenlere engeller koyarak, tekellere izin vererek, seçenekleri sınırlayarak ve enformasyonun egemen tanımını kamusal yarar kavramından uzaklaştırıp özel olarak tasarruf olunabilen bir metaya yaklaştırarak yapmaktadır bunu.</p>
<p>Basın ve yayım özgürlüğü konusundaki Pazar liberali görüşünü bozup çürüten tek şey Pazar rekabeti fetişi değil. Bu görüşün devlet kurumlarının sorumsuzluk ve keyfi erkine duyduğu sempati de çoğu kez ona puan kaybettiriyor. Günümüzde tüm demokratik rejimlerin göbeğinde despotizm çekirdekleri bulunuyor. Eski modern mutlakıyetçi devletlerin, parlamentolar tarafından yönetilen geç modern anayasal devletlere tarihsel dönüşümü sona erdi.Artık yeni bir siyasal sansür dönemine, Demokratik Leviathan çağına giriyoruz. Bu çağda hayatın yaşamsal parçaları çeşitli eski ve yeni kalemlerle donatılmış, sorumsuzluk siyasal kurumlar tarafından biçimlendirilmekte. Birbiriyle bağlantılı beş siyasal sansür türü özel ilgiye değer.</p>
<p>1. Olağanüstü hal erkleri : Hükümetlerin, medyanın bazı bölümlerini zorbalıkla sindirerek yola getirme girişimleri talimatlar, tehditler, yasaklamalar ve tutuklamalarla Batı demokrasilerinde de kendisini hissettirmeye devam ediyor. Ön engelleme ve yayım sonrası bu baskı türünün iki tekniği.</p>
<p>2. Silahlı gizlilik : Modern devlet erki, gizlilik perdesinin arkasına saklanmış polise ve askeri organlara dayanarak başarılı olur.</p>
<p>3. Yalan söylemek : Siyasette yalan söylemek demokratik rejimlerin özelliklerinden biridir.</p>
<p>4. Devlet reklamcılığı : Erken modern devletin yöneticileri; özellikle mutlakıyetçi evrede, kendilerini toplumda birliğin kaynağı ve ilkesi olarak görüyorlardı. Siyasal liderlerin televizyon ve radyo mülakatlarında kayrılarak yansıtılması, devlet reklamcılığının daha az göze çarpan, ama hiçte önemsiz sayılamayacak bir örneğidir.</p>
<p>5. Korporatizm : 20. yüzyılda hükümetin işlevlerinin özel kesimin örgüt ağları tarafından yerine getirilmesi, pazarlık , ihsan yada sözleşme ile yapılması, sıradan bir olay haline geldi.</p>
<p>Batı demokrasilerinin bu beş yönelimi kaygı vericidir. Bunlar gösteriyor ki, normal olarak ne yurttaşlara, ne kitle iletişim araçlarına karşı sorumlu ne de hukuk devletine tabi olan siyasal erk toplamı çoğalmaktadır. Eğer hukuk devleti keyfi devlet erkinin siyasal yaşamdan sistematik olarak ayıklanması ise ve keyfi erk kamunun değerlendirmesi ve eleştirisinden muaf ve çevresine karşı duyarsız ve ondan öğrenmeye yeteneksiz erk olarak tanımlanıyorsa, o zaman denilebilir ki, batı demokrasilerinde hukuksuzluk artmaktadır. Bütün bunlar çarpıcı bir paradoksu yansıtıyor.</p>
<p>Pazar liberallerinin çoğu sansürsüz bir özgür iletişim pazarından söz etmeye bayılıyorlar, ama iş bu yönelimleri eleştirmeye gelince hemen geri kaçıyorlar; yurttaşların hukuk devletini genişletme, siyasal erkin keyfiliğine ve gizliliğine set çekme çabalarına karşı antipati dolu, hatta düşmanca bir tutum takınıyorlar. Onların Pazar özgürlükçülüğü siyasal ve kültürel otoriterliğe duyulan derin bir yeni-muhafazakar bağlılıkla yan yana yaşıyor. Bu deneme şimdiye kadar “deregülasyon”a karşı çıkanların iki zayıf noktasını vurgulamaya çalıştı. Pazar liberallerine karşı ve kamu hizmeti iletişiminden yana ortaya koydukları savın üçüncü bir zayıf yanı, yukarıdakilerle ilgili bir kör noktası var: Kamu hizmeti medyasını toplum önünde haklı gösterme girişimlerinin inandırıcı olmaması. Eğer iletişim medyası bir kamu hizmeti olarak savunulacaksa, oynayacağı rollerin ve yapacağı işin önemi açık ve mantığa uygun bir biçimde anlatılmalıdır. Ne yazık ki, kamu hizmeti medyasına ilişkin çağdaş sav ağır bir meşruiyet sorununa paçayı kaptırmıştır. Kamu hizmeti medyasının hastalığı ötekilerden bile daha geneldir; bu hastalık, eski temsil biçimlerini zayıflatmakta ve parçalamaktadır.</p>
<p>Kamu hizmeti yayımcılığı yalnızca eğlendirme amacından daha yüce amaçlar güder. Bu anlamda, nitelikli yayımcılığın kazandığı pratik başarıları küçümsemek doğru olmaz. Gene de, var olan kamu hizmeti medyasına bir kalite, denge ve evrensel erişim timsali olarak bakmak miyopluk olur. Kamu hizmeti medyasının egemen tanımı, kendi varlığını kalite edebiyatına başvurarak haklı göstermekle de stratejik bir hata yapıyor. Pazarı savunanlarında kalite konusunda ayrı bir görüşü var. Terimin anlamsal bulanıklığından yararlanarak ve onu daha da bulandırarak kamu hizmeti modelini akıl karıştırıcı ve tepeden bakmacı olmakla eleştiriyorlar. Onlara göre, izleyici bağımsız tüketicilerden oluşmuştur ve en pratik kalite ölçüsü onların yaptıkları seçimlerdir.</p>
<p>Peki, yeniden tanımlanmış, genişletilmiş, daha erişilir ve sorumlu bir kamu hizmeti modeli pratikte nasıl bir şey olacak? Kamu hizmeti medyası, başlangıçtaki modelinin geri dönülmez ve derin bir bunalıma girdiğini hiç unutmaksızın “gayrimetalaştırıcı” başarılarını örnek alıp ilerletmeli. Farklı yaşam biçimleri, beğeniler, görüşler arasında uyumlu bir birlik oluşmasına, despotik devletlerin ve Pazar güçlerinin egemenliği altında olmayan tarafından yönetilen yurttaş çoğunluğunun siyasal güç kazanmasına yardımcı olmalıdır. Onların çok katmanlı anayasal devletlerin çerçevesinde yaşamasını sağlamalıdır. Bağımsız kendi kendisini örgütlemiş, devlet kurumlarının dar sınırlarını aşan sivil toplumlarda çalışan ve tüketen, yaşayan ve seven, kavga eden ve uzlaşan yurttaşlarına karşı sorumlu tutulabilen devletlerdir.</p>
<p>İletişim medyası, siyasal yöneticilerin yada iş adamlarının kişisel kazancı yada karına değil, kamu kullanımına yada tüm yurttaşların zevk almasına yaramalıdır. Bunları sağlamada önceliklerden birisi, çağdaş devlet erkinin sansür yöntemlerinin gözler önüne serilmesi ve kaldırılmasıdır. Bir diğeri, hem siyasal erkin sürekli başına ekşiyen hem de çalışan, sevişen, kavga eden ve başkalarını hoş gören yurttaşların başlıca iletişim araçları olarak hizmet veren devlet dışı medyanın gelişmesi. Bu öncelikler uygulamaya konulduğunda kamu hizmeti yayımcılığına ilişkin şimdiki egemen tanım radikal olarak değişecektir; hem de Pazar liberalizminin cazibesine teslim olmadan. Kamu hizmeti iletişiminden söz edildiğinde artık akla, devletçe finanse edilip korunan, ama devlet-dışında kalan ve yurttaşların büyük bir bölümü arasında fikir dolaşımını sağlayan iletişim kurumları gelecektir.</p>
<p>Bu denemede savunulan kamu hizmeti modeli, özgür ve eşit iletişime ilişkin bu temel ilkelerin hakkını yememeye çalışmaktadır. Çünkü bu model, evrensel amaçla çoğulcu amaç arasında ortadan kaldırılması mümkün olmayan, modern bir ikilem bulunduğunun bilincindedir: Evrensel yaklaşımda amaç, tüm yurttaşların fikirlerini topluca açıklamalarını sağlayacak haklara sahip kılınmasıdır; çoğulcu yaklaşımda ise amaç belirli yurttaşların kendi fikirlerini topluca açıklamalarını sağlayacak alanlar açarak gerçek bir çeşitlilik sağlarken, kimi diğer yurttaşların ifade gücünü denetim ve sınırlama altına almaktır. Dahası burada ana çizgileriyle verilen yeni kamu hizmeti modeli toplumsal çeşitlilik olgusuna daha uygundur-bölgeler arası, kır ve kent, genç ile yaşlı, zengin ile yoksul, meslekler, etnik kimlik, dil, cinsiyet ve cinsel tercihten kaynaklanan farklılıkların gittikçe daha belirleyici olduğunu unutmamak gerekir. Demokrasinin bilgili yurttaşlara ihtiyacı var. Onların demokratik araçlar sayesinde aklı başında anlaşmalara varma yeteneği, ancak farklı fikir kaynaklarına eşit ve açık erişim sağlayabilmeleri durumunda filizlenip gelişebilir.<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/medya-ve-demokrasi-kitap-ozeti-4.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meslek İntiharı kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/meslek-intihari-kitap-ozeti-4.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/meslek-intihari-kitap-ozeti-4.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2008 06:32:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[m]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/meslek-intihari-kitap-ozeti-4.html</guid>
		<description><![CDATA[Meslek İntiharı kitap özeti Kitap sekiz bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde meslek intiharının nedenleri sıralanmakta intihara yol açan başlıca işletme sorunları gösterilmektedir. İkinci bölümde değişik yönetim anlayışları ve bunları etkileyen faktörlerin tarihsel gelişimi anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde meslek intiharının akışı gösterilmektedir. Dördüncü bölüm ve beşinci bölümler sorunu oluşturan insanla ve çevreyle ilgili nedenleri tartışmaktadır. Altıncı bölümde meslek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="linkz01">
<p id="post_message_14435886">Meslek İntiharı kitap özeti<br />
Kitap sekiz bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde meslek intiharının nedenleri sıralanmakta intihara yol açan başlıca işletme sorunları gösterilmektedir. İkinci bölümde değişik yönetim anlayışları ve bunları etkileyen faktörlerin tarihsel gelişimi anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde meslek intiharının akışı gösterilmektedir. Dördüncü bölüm ve beşinci bölümler sorunu oluşturan insanla ve çevreyle ilgili nedenleri tartışmaktadır. Altıncı bölümde meslek intiharının sürecini daha iyi anlayabilmemiz için yapılan araştırmalar anlatılmaktadır. Yedinci bölümde sorunun çözümü irdelenmektedir. Sekizinci bölümde konu üzerindeki bulgular ve öneriler aktarılmaktadır.<span id="more-2141"></span><br />
Bu araştırma Meslek intiharı sorunu ile ve yetenekli genç insanların bir işletmede kısa süre çalıştıktan sonra orayı terk etmeleri veya umulan randımanı gösteremeyerek etkinliklerini yitirmeleri olayı ile ilgilidir. Sorun yönetim tarafından kişinin kendisinde gelişen bir tür patolojik olayın sonucu olarak düşünülmektedir. Bu çalışmaların bulguları ise kişinin kendi yapısından çok kişiler arası ilişkilerden ve onların çalıştıkları verimli olmalarının beklendiği işletme ortamı ile ilgili olduğunu göstermiştir. Şirket yönetiminin bu araştırmanın meslek intiharına iş ortamı ile işletmedeki yönetim anlayışının yol açtığı biçimindeki sonuçlarından tümüyle memnun olduğu da söylenemez.<br />
Duygusal sorularla çevresel sorunlar arasındaki ilişkiler uzun süreden beri bilinir. Ünlü İsviçreli Psikiatrist Poul Eugene Bleuler klasik araştırması Dementia Praucox’da dikkatleri “Harici koşulların kişinin psikolojik yapısını bozulmasında önemli bir rol oynadığı” gerçeği üzerinde toplamıştır. Bir çok sorunu işletmedeki duygusal ortamla ilgili olduğu ve meslek intiharı sorunları çözmeye yönelik çabaların işletme atmosferini göz önünde tutması gerektiği kabul edilir oysa işletmenin üst yöneticisinin bu psikolojik havanın oluşumunda geniş ölçüde sorumlu olduğu o kadar kabul görmez.<br />
İşletme amaçları açık olmadığı bu amaçlara ulaşmak için bir plan oluşturulmadığı öncelikler belirlenmediği ve sorumluluklar kesin olmadığı için kişisel isteklerle işletmenin sınırlı kaynakları arasında kıyasıya bir rekabet başlar. Kişiler arasındaki böylesine yoğun bir rekabet başka alanlarda çok daha yararlı olabilecek bol miktardaki enerjinin boşa harcanması demektir. Aynı zamanda bu şiddetli mücadeleler bu tür bir hayattan hoşlanmayanların veya bunu beceremeyenlerin gerek mesleki gerekse fiziki intiharına yol açmaktadır.<br />
Açık olmayan ve çatışan sorumluluklar kişiler arasında kimin ne yaptığı konusunda rekabet oluşturur. Yönetimin kişilerin kendi sorunlarını yönetimin yardımı olmaksızın çözebilecekleri biçimindeki beklentisi daha büyük güçlükler oluşturur.<br />
Bir idarenin yokluğunda işbirliğini reddedenler istediklerini fazlasıyla alırlarken işletmenin yararı için işbirliği yapanların bu yönleri kötüye kullanılmış olur ayrıca giderek daha uzun süreli çalışmalar zihinsel yorgunluğa ve sorunları çözmekte daha az yaratıcı olmaya yol açar. Bir zaman sonra meslek intiharının çok erken aşamalarında otaya çıkan sorunlar görülmeye başlanır bu sorunlar:<br />
1-Gerçekçi olmayan amaçlar koyma<br />
2-Ciddi ölçüde endişe gelişimi<br />
3-Fazla iş yükü<br />
4-Kişisel beceri eksikliği ile ilgili sorunlar<br />
5-Yabancılaşma<br />
6-Bağ kuramama<br />
Belirsiz tanımlarla işe başlama ve uygun kaynak ve yeterli yetki verilmediği halde Müdürlerin astları daha fazla sorumluluk<br />
almaları için sıkıştırmaları genellikle astların kendilerini fazlaca zorlamalarına ve kendileri için gerçekçi olmayan beklentiler koymalarına yol açar. Gerçekçi olmayan amaç ve beklentiler insanları endişeye daha fazla mesai yapmaya yöneltir. Gerçekçi amaçlasa ulaşma tatmininden yoksun bırakır.<br />
Müdürlerin astları daha fazla sorumluluk almaları için sıkıştırmaları genellikle astların kendilerini fazlaca zorlamalarına ve kendileri için gerçekçi olmayan beklentiler koymalarına yol açar. Gerçekçi olmayan amaç ve beklentiler insanları endişeye daha fazla mesai yapmaya yöneltir. Gerçekçi amaçlasa ulaşma tatmininden yoksun bırakır. İnsanlar belli bir baskı altında faaliyet gösterdiklerinden işbirlikçi bir ortamın parçası olan küçük incelikler için zaman ayıramaz .İnsanlarla bağ kurma konusundaki eksiklikler bağlantıları devam ettirmek için yeterli zaman ayırmamanın sonucudur.<br />
Giderek kişi çevresine daha fazla yabancılaşmayı randıman düşüşü ve işletmeden daha çok soyutlanma izler.<br />
Şimdi Meslek İntiharının Belirtilerine Gelelim;<br />
1-İşlerini bırakır yeteneklerinin çok altında basit işere yönelirler.<br />
2-Hırçınlaşır ve üstlerine göre bile bile işten atılmalarına neden olacak şeyler olabilirler.<br />
3-Tam randımanlı çalışmayı bırakır ve giderek “iş başında emekli“olurlar.<br />
4-Günlük hayatın getirdiği gerilimlerle paniğe kapılırlar. Gelişen teknolojiye ayak uyduramaz. Bir süre kendilerini teknolojinin gerisinde, işe yaramaz biri olarak görürler.<br />
5-Baş ağrısı, sırt ağrısı ve ülser gibi alışılagelmiş şikayetlerde bulunmaya başlarlar.<br />
6-Aktarılınca yetersiz kişiler olarak değerlendirilme saplantısıyla sessizce çökmeye başlarlar.<br />
Bu belirtilerle birlikte özsaygının zedelenmesi sorununda ortaya çıkar. Yöneticinin beklediği şey görevlerin az yetki ve sınırlı kaynaklardan yerine getirilmesidir. Genel olarak şartlar üstlerinin değerlendirmelerini kabul etme eğilimi içindedirler. Başarı yokluğuyla birlikte özsaygıda zedelenir. Kişilerin özsaygı kaybıyla mücadele edecekleri bir çok yol vardır. Bunlardan biride fiziksel intihardır.<br />
Bu Ana Kadar Meslek İntiharının Süreci Geçirdiği Değişik Aşamaları İnceledik. Bunları Kısaca Özetleyecek Olacak Olursak:<br />
1-Belirsiz sorumluluğun kabulü<br />
2-Kişide sorumlulukları ve bunların sınırları konusunda çelişkilerin oluşması<br />
3-Yöneticiden destek ve çözüm istemesi.<br />
4-Akranlardan destek istemesi(gayri resmi sistem)<br />
Şimdi ise yöneticilerin kadroları üzerindeki yönetim şekillerini inceleyelim .Astların bağlılığına dayalı yönetim altında gelişen hoşgörülü yönetim, insanlara ne kontrol nede serbestlik duygusu verir. gerçekte kontrolcü olmama iddiasına rağmen bu tür hoşgörülü yönetim bir yöneticinin kullanabileceği en kontrollü tekniktir. Hoşgörülü yönetici, fark ettirmeden denetleyerek kontrolü elde tutar.<br />
İşletmelerde gelişmenin önemli bir engeli yöneticilerin özellikle de personel yönetilenlerinin, organizasyon sorunlarını tek tek kişilik sorunları olarak görmeleridir. Buna göre sistemler fonksiyonel alt birimlere ayrılabilirler. Böylelikle her alt bölüm kendi içerisinde düşünülerek kriterler oluşturulabilir.<br />
Gelişen bir toplumda ki sorunlardan biride Kişilerin tatmin olmayışıdır. İnsanlar sıkı çalışırlar ve daha fazla kazandıkça kendilerine daha yüksek amaçlar koyarlar. Tapacak çok şeyin oluşu tatmin olmama konusunda sürekli bir baskı hissedilir:Bu özellikle yönetim kademeleri için geçerlidir. İşler ne kadar rutinleştirilirse insanların kafaları daha yaratıcı uğraşlar için serbest kalabilir. Sırada işlere alışan insanlar ve işlerinin sıkıntısından şikayetçi olmayanlar az yetenekli olanlardır. Giderek başka yerleri olmadığı için bu durumu kabullenirler.<br />
Başarılı olanları yıpratıp yok etmek isteriz, çünkü onların yeni alanlara yönelik yetenekleri bizim canımızı sıkar.<br />
Her yerde insanlar güçlerinin zorlanması ve daha çok sınavdan geçmesi arayışındadırlar. Bu onlara yaşam denilen maceradaki değerlerini kanıtlamaları için fırsat sağlar. Onlar en az direnç ortamını değil harcadıkları her çabaya karşı kendilerine kişisel değerlerinin en çok kanıtını sunan ortam ararlar.<br />
Bu Araştırmaların Önünde Engel Teşkil Eden Bir Dizi Etkenler Vardır.<br />
1-Şirkette randıman değerlendirmelerinin olmayışı ve kimin gerçekten verimsiz kullanıldığını objektif olarak değerlendirmenin zorluğu<br />
2-Meslek intiharının tam bir tanımlamasının olmaması İşletmede intihar oranlarının arttığını veya azaldığını gösterecek istatistiklerin yokluğu.<br />
3-İntiharlarda görülen azalmanın uygulanan bir takım önlemlerden mi yoksa meslek intiharına en fazla eğilimi olan yetenekli insanların azalmasından mı kaynaklandığını belirlemeye yarayacak bir kontrol grubunun olmayışı<br />
4-Her aşamada doğrulanması gereken bu araştırma projesinin organizasyon desteğinden yoksun kalması.<br />
4-Uygun sekreterlik desteğinin olmamasından dolayı doğru kayıt tutulmamış olması.<br />
Bazı işletmelerin bir özelliği gelişme uğruna meslek intiharlarını ister görülmeleridir. En fazla katkıyı yapabilecek yaratıcı insanları korumak için çok az şey yapılır. Güçlerin işleri ise korunur ve statüyü destekleyenlerin güçlü oldukları görülmektedir.<br />
Bu araştırmalardan anlaşılacağı gibi meslek intiharını hiçbir şekilde gerçekten intihar değildir. Bu daha çok ne istediğini belirleyemeyen insanların yaşadıkları bıktırıcı işkence ve başarısızlıklardır.<br />
Şimdi Meslek İntiharının Önlenmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerden Bahsedelim.<br />
1-Üst yönetim insan ilişkilerinde daha yetkin olmalıdır.<br />
2-Üst yönetim işletme amaçlarını belirlemekte, bu amaçlara ulaşmak için plan yapmada, amaçlarla ilgili yetki ve ödülleri paylaşmada daha istekli olmalıdır.<br />
3-Üst yönetim daha çok büyümeye yönelmelidir.<br />
4-Üst yönetim kendi varlığını sürdürmeye ve kendi çıkarlarını korumaya yönelik kişiler için, bu niyetlere uygun hırçın ortamdan ziyade, ekip bağlılığına dayanan bir yönetim anlayışı geliştirmelidir.<br />
5-İş arkadaşları aralarındaki yeteneklilerden daha az korkmalı ve işletme amaçlarına yapacakları faydanın farkında olmalıdırlar. Bu, sonuçta herkes için daha büyük bir başarı duygusu yaratacaktır.<br />
Sonuç olarak bir işletmenin başarısıyla başarısızlığı arasındaki fark yönetimin insan kaynaklarını değerlendirme biçiminde yatar.</p>
<p><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/meslek-intihari-kitap-ozeti-4.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adnan Nur BAYKAL-Mustafa Kemal Atatük’ün Liderlik Sırları</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/adnan-nur-baykal-mustafa-kemal-atatuk%e2%80%99un-liderlik-sirlari.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/adnan-nur-baykal-mustafa-kemal-atatuk%e2%80%99un-liderlik-sirlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2008 06:25:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[m]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/adnan-nur-baykal-mustafa-kemal-atatuk%e2%80%99un-liderlik-sirlari.html</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda Türkiye ve dünyada yöneticilik konusunda çok farklı tezler, kitaplar, uygulamalar ve teknikler ortaya çıkmıştır. Bu teknikler ve incelenen kitaplar genel olarak bakıldığında yönetici konumundaki kişilere bir yöntem anlatabilmektedir. Fakat bu kitaplar genellikle iş dünyasındaki karmaşaları yok etmeye veya dış ülkelerin ekonomik, sosyal, kültürel vs. anlayışlarına göre yazılmıştır. Örneğin iş dünyası savaşlarında Philip Morris’in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="linkz01">
<p id="post_message_14448699">Son yıllarda Türkiye ve dünyada yöneticilik konusunda çok farklı tezler, kitaplar, uygulamalar ve teknikler ortaya çıkmıştır. Bu teknikler ve incelenen kitaplar genel olarak bakıldığında yönetici konumundaki kişilere bir yöntem anlatabilmektedir. Fakat bu kitaplar genellikle iş dünyasındaki karmaşaları yok etmeye veya dış ülkelerin ekonomik, sosyal, kültürel vs. anlayışlarına göre yazılmıştır. Örneğin iş dünyası savaşlarında Philip Morris’in Marlboro sigarasının, R.J.Reynolds’u nasıl alt ettiği gibi. Her ülkenin örfü adeti, karakteristiği, yaşama tarzları, daha geliştirirsek devlet yapılarında dahi büyük farklılıklar olduğu için bence ülkemiz yöneticilerine hitap edebilecek, bizi anlayan, bizi anlatan bir yöneticilik kitabından, yeni yöneticiler yetiştirirken faydalanmak daha geçerli olduğunu düşünüyorum.<span id="more-2133"></span><br />
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Liderlik sırları adlı kitapta ise yok denecek kadar az sayıda olan bu kitapların bence en iyilerindendir. Çünkü kitap özetinde sadece Türk insanının bu toprakları tırnaklarıyla nasıl sökerek aldığını değil Büyük Atatürk’ün devleti kuruncaya kadar yaşadığı canlı olayların her birinde gösterdiği tutum ve davranışlar, Liderlik Sırları da anlatılmaktadır.<br />
Çok az sayıda bir Türk Önderi için yazılmış bir kitap vardır. Bunlardan Wees Roberts’ in “Atilla’nın Liderlik Sırları” adlı kitabını okudum. Hem çok üzüldüm, hem çok sevindim. Bir Türk Hünkarı’nı bir Amerikalının anlatması elem verici ama Onu örnek seçmesi gurur vericiydi. Bundan dolayı bu kitap çok zengin tarihimizden esinlenerek Yüce Atamızın yöneticilik ilkelerini bir Türk’ün kaleminden duygu ve düşüncelerinden almak en doğru olanı olmalıdır. Kitabı yazan incelerken bir yöneticide bulunması gereken 50 adet ana özellikten tek tek bahsetmiş ve bununla ilgili canlı örnekleri sadece Atatürk’ten vermiştir. Seçilen örnekler ve anekdotlar yazarın okuduğu 100 ayrı kitaptan derlemedir. Kitap okunurken çok değişik, çok çarpıcı, çok etkileyici örnekleri bir anda okunduğunda hayret verdiren olaylarla karşı karşıya gelmek sizleri sıkmayacaktır umuyorum.<br />
Yazar kitabında 50 adet ana bölüme yer vermiştir.<br />
Bunlar;<br />
1. Açık Olma<br />
2. Adam Yetiştirme<br />
3. Bilgi ve Tecrübe Sahibi Olma<br />
4. Bilgi Toplama Yeteneği<br />
5. Bilgilendirme Alışkanlığı<br />
6. Kendini Bilme<br />
7. Cesur Olma<br />
8. Çevre Bilincine Sahip Olma<br />
9. Dayanıklı Olma<br />
10. Karşısındakini Dinleme Alışkanlığı<br />
11. Soyut Düşünebilme Yeteneği<br />
12. Emrivakiye İzin Vermeme<br />
13. Esnek Olabilme14. Espri Sahibi olma<br />
15. Fedakar Olma<br />
16. Gerçekçi Olma<br />
17. Göreve Talip Olma<br />
18. Güvenilir Olma<br />
19. Kendine Güvenme<br />
20. Hazırlıklı Olma<br />
21. Hedefe Yönelik Kararlı Olma<br />
22. Hesap Adamı Olma<br />
23. İkna Etme Yeteneği<br />
24. İnisiyatif Kullanma<br />
25. İnsan Sarrafı Olma<br />
26. İnsana Değer Verme<br />
27. Yaptığı İşe İnanma<br />
28. Kamuoyu Oluşturma Yeteneği<br />
29. Çabuk Karar Verme Yeteneği<br />
30. Konuşma ve Yazım<br />
31. Konuşma ve Yazım Yeteneği<br />
32 . Liyakat Aşığı Olma<br />
33. Mükemmeliyetçi Olma<br />
34. Müsamahalı Olma<br />
35. Müteşebbis Olma<br />
36. Mütevazı Olma<br />
37. Öğrenme Azmine Sahip Olma<br />
38. Öncü Olma<br />
39. Örgütleme Yeteneği<br />
40. Prensip Sahibi Olma<br />
41. Problem Çözücü Olma<br />
42. Programlı Olma<br />
43. Sıradışı Olma<br />
44. Sorumluluk Alma Alışkanlığı<br />
45. Strateji Bilincine Sahip Olma<br />
46. Olacakları Tahmin Edebilme<br />
47. Vizyon Sahibi Olma<br />
48. Yönetme Yeteneği<br />
49. Zaman Mevhumuna Sahip Olma<br />
50. Zamanlama Yeteneği</p>
<p><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/m/adnan-nur-baykal-mustafa-kemal-atatuk%e2%80%99un-liderlik-sirlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

