<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; p</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2009 16:19:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Pembe İncili Kaftan kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/pembe-incili-kaftan-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/pembe-incili-kaftan-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 12:40:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/pembe-incili-kaftan-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı devletinin başında bu dönemde Şah İsmail adında bir bela vardır.Vezirler bu deli adama elçi göndermek için toplanmışlardı.gönderilecek elçi cesur,ölümden korkmayan,devletin şanına yakışacak bir kişi olmalıydı.Sarayda, Enderunda, divanda böyle bir kişi yoktur.Vezirlerden biri Muhsin Çelebi’nin adını ortaya atar.Bunun üzerine sadrazam Muhsin Çelebinin çağrılmasını ister.Peki kimdi bu Muhsin Çelebi. Muhsin Çelebi: Cesur, doğruluktan ayrılmayan, ölümden korkmayan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="post_message_14153183"><strong>Osmanlı devletinin başında bu dönemde Şah İsmail adında bir bela vardır.Vezirler bu deli adama elçi göndermek için toplanmışlardı.gönderilecek elçi cesur,ölümden korkmayan,devletin şanına yakışacak bir kişi olmalıydı.Sarayda, Enderunda, divanda böyle bir kişi yoktur.Vezirlerden biri Muhsin Çelebi’nin adını ortaya atar.Bunun üzerine sadrazam Muhsin Çelebinin çağrılmasını ister.Peki kimdi bu Muhsin Çelebi.<br />
Muhsin Çelebi: Cesur, doğruluktan ayrılmayan, ölümden korkmayan, akıllı bilgili, Allah’tan başka kimseye boyun eğmeyen, hali vakti yerinde, garibi, zayıfı gözeten bir baba yiğittir.Muhsin Çelebi sadrazamın emri üzerine huzura gelir.Sadrazam ondan el etek öpmesini beklerken o eğilmez.Sadrazam onun bu hareketine kızmasına karşın ona elçilik teklifinde bulunur.<span id="more-2177"></span>Muhsin Çelebi bu görevi devleti için kabul eder.Elbette ki bu büyük devletin elçisi;atları,hademeleri ve giysileriyle ihtişamlı olmalıydı.Muhsin Çelebi bu giderleri, sadrazamın ısrarına karşın, kendisinin karşılayacağını söyler. Çünkü o fedakarlığın karşılıksız olacağına inanıyordu.Giderler için bütün varlığını rehin vererek tüccarlardan on bin altın alır.Bu parayla ihtiyaçları karşılar. Bir de Sırmakeş Toroğlu’ndaki: Kumaşı Hint’ten incileri Venedik’ten gelme Şah İsmail’in hayatında göremeyeceği pembe incili kaftanı sekiz bin altına alır.Bu kaftanı padişaha hediye etmek için herkes sıraya girmektedir. Muhsin Çelebi hazırlıklarını tamamlar. Karısını iki çocuğunu akrabalarına bırakarak yola koyulur. Muhsin Çelebi Tebriz’e vardığında halk ve şah onu şaşkınlıkla karşılar. O her zamanki gibi başı dik göğsü ilerde Şah İsmail’in huzuruna varır. Padişahın mektubunu öperek Şaha uzatır.Ayağı öpülmeyen Şah sapsarı kesilir. Muhsin Çelebi sağına soluna bakar ve oturacak bir şeyin olmadığını görür. Bunun ayakta beklemeye mecbur bırakmak için yapılmış bir davranış düşünerek o göz kamaştıran kaftanını tahtın önüne serer ve üzerine oturur.Şah,vezirleri komutanları ¤¤¤¤¤laşmıştır.Muhsin Çelebi gür sesiyle:Padişahının hiçbir ecnebi padişah karşısında eğilmeyeceğini ve dünyada Türk Padişahı kadar asil bir padişahın olmadığını söyleyerek huzurdan izin istemeden ayrılır.Kapıdan çıkarken Şah’ın askeri kaftanı arkasından getirir.Muhsin Çelebi sesini yükselterek ‘bir Türk asla yere serdiği şeyi sırtına koymaz.’diyerek oradan ayrılır.<br />
Muhsin Çelebi sağ salim ülkesine döner.Herkes pembe incili kaftana ne olduğunu merak eder. Fakat o bu yaptığını anlatacak kadar küçük bir insan değildir. Muhsin Çelebi elçilikten kalan malzemelerini satarak küçük bir bahçe alır.Üsküdar pazarında sebze meyve satarak geçimini sağlamaya başlar.Düştüğü bu acı durum karşısında o hiçbir zaman yaptığı fedakarlıkla övünmemiştir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/pembe-incili-kaftan-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Popüler Kültür Ve İletişim kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-4.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-4.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2008 11:49:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-4.html</guid>
		<description><![CDATA[Kitapta popüler kültürün hayatın her alanını kapsadığı anlatılarak çoğunlukla herkes tarafından farkedilmeyen bu yayılmanın rahatsızlık veren yönleri olmasına rağmen doğal karşılandığı vurgulanmaktadır. Popüler kültür günlük yaşantımızı kontrol altına alır. Bu nedenle de fark edilmez. Kitapta popüler kültürün fark edilmemesinin nedeninin yemek, spor, eğlence biçimi gibi yaşantımızın parçası olan unsurları kapsaması olduğu belirtilmektedir. Yazarlar McDonalds’ın, futbolun, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitapta popüler kültürün hayatın her alanını kapsadığı anlatılarak çoğunlukla herkes tarafından farkedilmeyen bu yayılmanın rahatsızlık veren yönleri olmasına rağmen doğal karşılandığı vurgulanmaktadır. Popüler kültür günlük yaşantımızı kontrol altına alır. Bu nedenle de fark edilmez. Kitapta popüler kültürün fark edilmemesinin nedeninin yemek, spor, eğlence biçimi gibi yaşantımızın parçası olan unsurları kapsaması olduğu belirtilmektedir. <span id="more-1932"></span>Yazarlar McDonalds’ın, futbolun, çeşitli Brezilya dizilerinin tüm dünyada bilinmekte olduğunun ve dünya ülkelerinin çoğunda insanların aynı biçimde giyindiklerinin altını çizmektedirler.<br />
Yazarlara göre Türkiye popüler kültür araştırmaları açısından oldukça zengin bir ülkedir. Son zamanlara kadar yaygın olan “kıraathane, yakın komşuluk, tanrı misafirliği, misafirlik” kavramları yavaş yavaş ortadan kalkmış yerine medyanın etkisi ile sokak sporları, bol resimli dergiler gelmiştir. Ayrıca ülkemizin kültür mirası içinde bulunan Alevilik, Bektaşilik, türbeler, Yunus Emre gibi unsurlarında incelenmesi gerektiği belirtilmektedir.</strong><br />
<strong>İrfan ERDOĞAN ve Korkmaz ALEMDAR kitaplarında hiç aklımıza gelmeyen popüler kültür örnekleri vemişlerdir: Eğlence ve yarışma programları, çizgi filimler, giysiler, oyuncaklar, bayramlar ve tatiller, ve spor.<br />
ERDOĞAN ve ALEMDAR’a göre mesela yarışma programları halkı belli kurallara ve görüşlere katılmaya yönlendirmektedir. Bazı yarışmalarda bilginin çokluğu önemlidir. Çok bilmek çok puan ve para demektir. Ama bu “çok bilginin” topluma bir katkısı yoktur. Üretilmiş bir metanın satılmasına benzemektedir. Bazı yarışmalarda ise “en çok kabul edilen, aşikar, standart” yanıt istenmektedir. Buda bizi dünyaya belli pencereden bakmaya iter. Yani yazarların belirttiği gibi “Çoğunluğa uyan kazanır.”</strong><br />
<strong>Bu anlayış reklamlarla da sürekli vurgulanır. Bayram öncesi ucuzluk, Ramazan öncesi alışveriş fikri sürekli vurgulanarak topluma yön verlir. Bu tür eylemleri yerine getirmeyen toplumdan değildir. Reklamlarda vurgulanan objelere ulaşıldığında daha mutlu olunacaktır. Ama bu arayış asla son bulmayacaktır. Benzer biçimde televizyon dizilerinde seyreden kitlenin erişemeyeceği sahte düşler sunulur. Yazarlara göre toplum gördüklerine ulaşabilmek için satın alacak ve tüketecektir.</strong><br />
<strong>Çizgi filmlere gelindiğinde ise her sorunu vurma, kırma sövme ezme gibi kaba kuvvetle çözme anlayışı işlenmektedir. Brezilya dizileri, bol resimli dergiler topluma tüketimi aşılamaktadır. Diziler ve dergiler yolluyla topluma o mallara ihtiyaç olduğu ve bu nedenle alınmaları gerektiği fikri verilmektedir. Popüler müziği de aynı anlayışla ele alan yazarlar toplumdaki müzik beğenisinin değiştirilme çabasının nedeninin bu endüstrinin sadece sanatçılarla sınırlı kalmadığı ve radyo, televizyon, plak şirketleri, basın ve reklam gibi sektörleride ilgilendirmesi ile bağdaştırmaktadır.</strong><br />
<strong>Yiyecek sektörüde popüler kültürden etkilenmektedir. Hazır yiyecek satan mağaza zincirleri ürettiklerinin sağlıklı ve iyi olduklarını sürekli vurgularlar, ama aslında bir standartlık yarattıklarını vurgulamazlar. “Standartlaşan tüketilen değil tüketendir”.</strong><br />
<strong>Spor bu bakış açısından ele alındığında toplumu yönlendiren unsurlardan biridir. Futbolda önemli olan topla ne kadar iyi oynandığı değil oyuna yüklenen anlamdır. Futbol yerel veya bölgesel kimliklerimizi ortaya çıkartır. İçinde bulunduğumuz sosyal çevre ve taşıdığımız sosyal kimlik yaptığımız sporlarıda etkiler. Uluslar arası karşılaşmalarda milliyetçilik ve politika ön plana çıkar. Ayrıca spor sadece sporcuların birbirleriyle mücadele ettikleri bir alan olmaktan çıkıp firmaların, reklamcıların, sponsorların birbirleri ile mücadele ettikleri bir alan haline gelmiştir. O kadar ki güzel veya yakışıklı olmayan sporcular başarılı bile sayılmamaya başlanmıştır.</strong><br />
<strong>Bu örnektende anlaşılabileceği gibi popüler kültür estetik anlayışımıza da egemen olmuştur. Sanatın aynı anda birçok kişiye hitap etmesi beklenmektedir. Benzer biçimde dilde popüler kültürün bir parçası haline gelmiştir. İçinde bulunduğumuz sosyal seviyeyi belirtir.</strong><br />
<strong>Kitabın daha sonraki bölümlerinde ise popüler kültürün kitle iletişimi, devlet yapısı sınıf ve güç ilişkileri açısında önemi anlatılmaktadır.</strong><br />
<strong>Kitabı okuduğunuzda günlük yaşantımızı çevreleyen bir çok konuda düşünmeye başlıyorsunuz. Kitap da zaten okuyucusundan yaşadıkları çevreyi ve dünyayı anlamada biraz daha çaba sarf etmesini istemektedir.</strong><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-4.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Panorama kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/panorama-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/panorama-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2008 17:48:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/panorama-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Romanda geçen hadiseler yapılan inkılâp hareketlerinin sonrasını kapsamaktadır, halâ bu devrimlerin yıkılmış Osmanlı’ya yönelik bir hareket olduğunu sananlar vardı, bunlar yeni devleti geçici bir yönetim şekli gibi görüyor ve eski rejime geri dönmek ve hattâ eski rejimi daha da yobazlaştırmak istiyorlardı. Kısacası “inkılâp” sözcüğünün anlamını bilmeyenler vardı. Çalıştığı bankada müdür olan Servet Bey sıkıntılarla kavuştuğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Romanda geçen hadiseler yapılan inkılâp hareketlerinin sonrasını kapsamaktadır, halâ bu devrimlerin yıkılmış Osmanlı’ya yönelik bir hareket olduğunu sananlar vardı, bunlar yeni devleti geçici bir yönetim şekli gibi görüyor ve eski rejime geri dönmek ve hattâ eski rejimi daha da yobazlaştırmak istiyorlardı. Kısacası “inkılâp” sözcüğünün anlamını bilmeyenler vardı.<br />
Çalıştığı bankada müdür olan Servet Bey sıkıntılarla kavuştuğu bu makamın tadını çıkarıp zenginleşmiş ve üstüne alım satım işine de uzanınca paraya para dememiştir. Nedim adında yakışıklı bir oğlu ve gözü yukarılarda olan Hollywood meraklısı, Sevim adında, sosyetik ortamlarda bulunan özenti bir genç kızı vardır.<span id="more-1883"></span><br />
İnkılâp savunucularının en sağlamlarından olan milletvekili Halil Ramiz kafasında irtica yapısına bir yer bulamadığı için toplum içinde yalnız kalmaktadır. Atikler köyüne gidip orada Fazlı Bey denilen, nice oyunlarla parti başkanlığına gelmiş bir düzembazın halkı sömürmesinden, haksız yere konutlara el koymasından rahatsız olmuş bunun üzerine avukat olan ve Fazlı Bey’e baş kaldıran tek köyün sözcüsü durumundaki Kenan Bey ile bu işleri sorgulamaya başlamıştır. Bunun üzerine genel sekreter tarafından azarlanacak ve istifasını verecektir ki bu hareketi onu tamamiyle yalnız bırakacaktır.<br />
Yüreği vatan sevgisi ile çarpan Osman Nuri Bey namuslu bir memurdur, başarılı olmasına rağmen aksilikleri hiç terk edememişdir. Ailesini üzmek istemez ve kederlerini içine atar, lâkin yol geçecek diye evinin yıkılması ve girdiği işlerden çıkarılması üzerine kendini boğazın serin sularına teslim etmiştir. Bu hareketi eşi Seniye Hanımı çökertmiş, iki çocuğunu da evden soğutmuştur. Semra’nın ağabeyi Fuat kendine kitaplarla çevrili bir dünya yaratmıştır.<br />
Memleketde kendini tepeden inme bir inkılâbın köksüz öncüleri sayan Ahmet Nazmi (felsefe öğretmeni) ve Cahit Halid (ticaret ofisi müdürü) gibi insanlardan ziyade Tahincizade Hacı Emin Efendi gibi fes yasağı ile evine kapanmış, irtica hareketinin başlamasını dört gözle bekleyen, farz olan namaz vakitleri arasında ikişer rekat daha kılan, eşini kölesi gibi kullanan yobazların sayısı daha ağır basıyordu.<br />
Emektar dadısıyla yaşayan Komiser Hamdi Bey üç evlilik yaşamış ve hepsini ölümle bitirmek zorunda kalmıştır. Dördüncü eşi olan Nebile Hanım geceleri eşinde yeterli cinsel isteği göremediğinden huzursuz olmaya başlamıştır. Altı ay geçmesine rağmen bakire olan bu genç kızın vücudunda sadece ayak tabanları Hamdi Bey tarafından temasa maruz kalmıştır. İşte geçen altı ayın bir gizemli gecesinde oynamak istediği bir kundak oyunu onun maskesini düşürtmüştür. Tüm eşlerinin katili olan bu adam Nebile tarafından tespit edilmiş ve altı yıllığına ceza evine girmiştir.<br />
Müteahhit Sırrı Bey paraya para dememektedir, kendisi Mühendis Ragıp Beyin yakın dostudur, genç mühendis, dostu Servet Beyin kızı Sevim’in tecavüze uğrayıp ruhunun dengesini kaybetmesi üzerine tedavi amacıyla Servet Beyin eşi ve Sevim’in kardeşiyle yurt dışına çıkarlar.<br />
Bahsettiğimiz Atikler Köyünde Emeti Nine diye bilinen, kocasını ve iki oğlunu vatana feda etmiş ve Nefise ile Ali adında iki çocuğuyla yaşamına devam eden bir kadın vardır. Ali, Fazlı Beye kafa tutanların başındadır ve bu yüzden kaptırmak istemediği mer’a için saldırıya uğrayıp candostu Karabaş ile hırpalanacaktır.<br />
Bu sıralarda Atatürk ölüm döşeğindedir ve sanki O yanına bu milleti de yatırmış gibiydi. O’nun sağlığını yakından takip edenlerin sayısı bi hayli yüksek olmasına rağmen O’nun yaptıklarının takipçisi yok denecek kadar azdı, yanında bir devrimi de götürüyordu Atatürk. Bu ortamdan rahatsız olanlar da vardı, Emin Efendinin oğlu Tahir CHP mensubuydu ve Ata ölünce hortlayacak olan yobazların tepkisinden oldukça rahatsız oluyor ve korkuyordu. On iki yılı evinde geçiren Hacı Emin’e göre bu yaslı ortam, okunan türkçe ezan, dışarda başı boş gezen kadınlar hep kutsal insan olarak gördüğü araplara karşı çıkışımızdan bize verilen cezalardı. Bu yobaz adam evinde kaldığı müddetde besleme kızı Fatma’ya göz koymuş ve ondan bir çocuk meydana getirmişti.<br />
Toplumda bir alman hayranlığı baş göstermekteydi, Fuat’ın yakın dostları Cahit Halid ve Dr. Namık gibilerde görüş açılarını değiştirmişti, bu kişiler yapılan Alman Paktı ile sevince boğulmuştu, onlara göre ekonomi düzelecek hayatları rahat olacaktı. Tam bu sırada Rusya’ya yapılan bir saldırı memleketi perişan etmişti.<br />
Dr. Ahmet’in hemşiresi Gertrude hututa gidip yurdu terk edecekken konsolosluk kendisini, doktorla beraberken yaşadıklarından dolayı kabul etmiyor, bunun üzerine Yozgat’a gidip orda yaşamaya karar veriyor fakat orda da toplumun kendisine bakış açısından dolayı kötü yola düşecektir.<br />
Memleketin hâli perişan olmuştu, inkılâlap kavramı, yirmi yedi yılllık istidbât devri diye anılıyorduve bu devire millî mücadele devri konulmuyordu. İnkılâp sanki buz üstüne yazılmış bir yazıydı. Bu değerli şey bize altın tepsi içinde sunulmuştu fakat biz ne tepsinin ne de o tepsideki varlığın değerinden bîhaberdik.<br />
Bu sırada Sevim kaldıkları otelden yabancı bir gençle kaçmıştır, Ragıp Bey İstanbul’a dönüp kendini bir mitingde bulmuyor, neler olduğunu anlayamadan fakirleşmiş, politikaya atılmış, sefil bir hayat süren eski milyoner dostu Sırrı Beye rast geliyor. Bu sefil adamın bir zamanlar yanında şöför konumunda olan Hayri Bey ise şimdi toplumda Hayri Beyefendi diye bilinmektedir.<br />
Eski komiser Hamdi Bey ceza evinden çıkmıştır, dadısının yanına gider. Romanda yer yer serselilikleriyle ortaya çıkan Pertev’in eşinin kardeşi bu dadının yanında ona yardımcı olmaktadır ve çok geçmeden bu serseri de eve yerleşecektir.<br />
1946 seçimleri ile CHP Hükûmeti kurulmuştur, din dersleri okullara konmuş, Türkçe okunan ezan kaldırılmış ve imam hâtip liseleri açılmıştır. Emin Tahincioğlu (soyadı kanunu ile gelen bu soyadı da kabul etmemektedir) bunları bir aldatmaca olarak değerlendirmektedir. Bu sırada hacılara verilen inadiye isimli başlık Hacı Emin’i on iki yıl aradan sonra dışarı çıkartacaktır.<br />
Semra zengin bir adamın metresi durumuna düşmüştür ve bu üzüntü annesini daha fazla ayakta bırakamaz, Fuat bu olaylarla iyice bunalmıştır ve kavga ettiği dostu Ahmet Namzi’nin evine gider, evde yaşadıkları tartışma sonucu dışarıda bir gezintiye çıkarlar ve içlerindeki nefreti bir tarikatın ayin yaptıkları türbeye girip boşaltınca tepeden inme inkılâbın bu köksüz öncüleri de hayata gözlerini yumarlar.</p>
<p>KİTABIN ANAFİKRİ:</p>
<p>Türk inkılâbının temellerinin lâzım geldiği kadar tehlikelerden uzak olmayışıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/panorama-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Popüler Kültür Ve İletişim kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-3.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 May 2008 19:18:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-3.html</guid>
		<description><![CDATA[Kitapta popüler kültürün hayatın her alanını kapsadığı anlatılarak çoğunlukla herkes tarafından farkedilmeyen bu yayılmanın rahatsızlık veren yönleri olmasına rağmen doğal karşılandığı vurgulanmaktadır. Popüler kültür günlük yaşantımızı kontrol altına alır. Bu nedenle de fark edilmez. Kitapta popüler kültürün fark edilmemesinin nedeninin yemek, spor, eğlence biçimi gibi yaşantımızın parçası olan unsurları kapsaması olduğu belirtilmektedir. Yazarlar McDonalds&#8217;ın, futbolun, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitapta popüler kültürün hayatın her alanını kapsadığı anlatılarak çoğunlukla herkes tarafından farkedilmeyen bu yayılmanın rahatsızlık veren yönleri olmasına rağmen doğal karşılandığı vurgulanmaktadır. Popüler kültür günlük yaşantımızı kontrol altına alır. Bu nedenle de fark edilmez. Kitapta popüler kültürün fark edilmemesinin nedeninin yemek, spor, eğlence biçimi gibi yaşantımızın parçası olan unsurları kapsaması olduğu belirtilmektedir. Yazarlar McDonalds&#8217;ın, futbolun, çeşitli Brezilya dizilerinin tüm dünyada bilinmekte olduğunun ve dünya ülkelerinin çoğunda insanların aynı biçimde giyindiklerinin altını çizmektedirler.<span id="more-1872"></span></p>
<p>Yazarlara göre Türkiye popüler kültür araştırmaları açısından oldukça zengin bir ülkedir. Son zamanlara kadar yaygın olan &#8220;kıraathane, yakın komşuluk, tanrı misafirliği, misafirlik&#8221; kavramları yavaş yavaş ortadan kalkmış yerine medyanın etkisi ile sokak sporları, bol resimli dergiler gelmiştir. Ayrıca ülkemizin kültür mirası içinde bulunan Alevilik, Bektaşilik, türbeler, Yunus Emre gibi unsurlarında incelenmesi gerektiği belirtilmektedir.</p>
<p>İrfan ERDOĞAN ve Korkmaz ALEMDAR kitaplarında hiç aklımıza gelmeyen popüler kültür örnekleri vemişlerdir: Eğlence ve yarışma programları, çizgi filimler, giysiler, oyuncaklar, bayramlar ve tatiller, ve spor.<br />
ERDOĞAN ve ALEMDAR&#8217;a göre mesela yarışma programları halkı belli kurallara ve görüşlere katılmaya yönlendirmektedir. Bazı yarışmalarda bilginin çokluğu önemlidir. Çok bilmek çok puan ve para demektir. Ama bu &#8220;çok bilginin&#8221; topluma bir katkısı yoktur. Üretilmiş bir metanın satılmasına benzemektedir. Bazı yarışmalarda ise &#8220;en çok kabul edilen, aşikar, standart&#8221; yanıt istenmektedir. Buda bizi dünyaya belli pencereden bakmaya iter. Yani yazarların belirttiği gibi &#8220;Çoğunluğa uyan kazanır.&#8221;</p>
<p>Bu anlayış reklamlarla da sürekli vurgulanır. Bayram öncesi ucuzluk, Ramazan öncesi alışveriş fikri sürekli vurgulanarak topluma yön verlir. Bu tür eylemleri yerine getirmeyen toplumdan değildir. Reklamlarda vurgulanan objelere ulaşıldığında daha mutlu olunacaktır. Ama bu arayış asla son bulmayacaktır. Benzer biçimde televizyon dizilerinde seyreden kitlenin erişemeyeceği sahte düşler sunulur. Yazarlara göre toplum gördüklerine ulaşabilmek için satın alacak ve tüketecektir.</p>
<p>Çizgi filmlere gelindiğinde ise her sorunu vurma, kırma sövme ezme gibi kaba kuvvetle çözme anlayışı işlenmektedir. Brezilya dizileri, bol resimli dergiler topluma tüketimi aşılamaktadır. Diziler ve dergiler yolluyla topluma o mallara ihtiyaç olduğu ve bu nedenle alınmaları gerektiği fikri verilmektedir. Popüler müziği de aynı anlayışla ele alan yazarlar toplumdaki müzik beğenisinin değiştirilme çabasının nedeninin bu endüstrinin sadece sanatçılarla sınırlı kalmadığı ve radyo, televizyon, plak şirketleri, basın ve reklam gibi sektörleride ilgilendirmesi ile bağdaştırmaktadır.</p>
<p>Yiyecek sektörüde popüler kültürden etkilenmektedir. Hazır yiyecek satan mağaza zincirleri ürettiklerinin sağlıklı ve iyi olduklarını sürekli vurgularlar, ama aslında bir standartlık yarattıklarını vurgulamazlar. &#8220;Standartlaşan tüketilen değil tüketendir&#8221;.</p>
<p>Spor bu bakış açısından ele alındığında toplumu yönlendiren unsurlardan biridir. Futbolda önemli olan topla ne kadar iyi oynandığı değil oyuna yüklenen anlamdır. Futbol yerel veya bölgesel kimliklerimizi ortaya çıkartır. İçinde bulunduğumuz sosyal çevre ve taşıdığımız sosyal kimlik yaptığımız sporlarıda etkiler. Uluslar arası karşılaşmalarda milliyetçilik ve politika ön plana çıkar. Ayrıca spor sadece sporcuların birbirleriyle mücadele ettikleri bir alan olmaktan çıkıp firmaların, reklamcıların, sponsorların birbirleri ile mücadele ettikleri bir alan haline gelmiştir. O kadar ki güzel veya yakışıklı olmayan sporcular başarılı bile sayılmamaya başlanmıştır.</p>
<p>Bu örnektende anlaşılabileceği gibi popüler kültür estetik anlayışımıza da egemen olmuştur. Sanatın aynı anda birçok kişiye hitap etmesi beklenmektedir. Benzer biçimde dilde popüler kültürün bir parçası haline gelmiştir. İçinde bulunduğumuz sosyal seviyeyi belirtir.</p>
<p>Kitabın daha sonraki bölümlerinde ise popüler kültürün kitle iletişimi, devlet yapısı sınıf ve güç ilişkileri açısında önemi anlatılmaktadır.</p>
<p>Kitabı okuduğunuzda günlük yaşantımızı çevreleyen bir çok konuda düşünmeye başlıyorsunuz. Kitap da zaten okuyucusundan yaşadıkları çevreyi ve dünyayı anlamada biraz daha çaba sarf etmesini istemektedir.</strong><br />
<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Paşama Mektuplar kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/pasama-mektuplar-kitap-ozeti-3.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/pasama-mektuplar-kitap-ozeti-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 May 2008 19:17:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/pasama-mektuplar-kitap-ozeti-3.html</guid>
		<description><![CDATA[Paşama Mektuplar, Ayşe Nil&#8217;in kendi araştırma ve incelemeleri üzerine inşa ettiği deneme-makale biçiminde yazılmış mektuplarından oluşmaktadır. Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya yazdığı mektuplarda, Cumhuriyet&#8217;in kuruluşundan beri Atatürk ilke ve inkılaplarına belli çevrelerce maksatlı olarak saldırılmasını; içlerinin boşaltılmaya, Atatürkçülükle hiç de ilgisi bulunmayan çevrelerce insanların kafalarının karıştırılmasını ve gerçeklerin çarpıtılmaya çalşılmasını örneklerle destekleyerek anlatmaktadır. Kitapta İslam&#8217;ın, toplumsal ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Paşama Mektuplar, Ayşe Nil&#8217;in kendi araştırma ve incelemeleri üzerine inşa ettiği deneme-makale biçiminde yazılmış mektuplarından oluşmaktadır. Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya yazdığı mektuplarda, Cumhuriyet&#8217;in kuruluşundan beri Atatürk ilke ve inkılaplarına belli çevrelerce maksatlı olarak saldırılmasını; içlerinin boşaltılmaya, Atatürkçülükle hiç de ilgisi bulunmayan çevrelerce insanların kafalarının karıştırılmasını ve gerçeklerin çarpıtılmaya çalşılmasını örneklerle destekleyerek anlatmaktadır. Kitapta İslam&#8217;ın, toplumsal ve siyasal düzenleyici yanı ve günümüzde bazen maksatlı, bazen da bilgisizlikten kaynaklanan yanlış yorum ve uygulamalarıyla, Mustafa Kemal&#8217;in kurduğu Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin toplumsal yapısı içindeki çatışma ve uyumsuzlukları sorgulanmaktadır.<span id="more-1871"></span></p>
<p>Kitap içerik kadar biçim açısından da güçlü bir anlatıma sahiptir. Yazar, din ve toplum ilişkilerini &#8220;söylevi okuyup onu tanıyınca taparca bir sevgi&#8221; duyduğu Mustafa Kemal&#8217;e mektuplar biçiminde aktarıyor. Böylece çok etkili bir yöntemi kullanarak çok tartışılan bu güncel konuyu yaşadığı olaylarla birlikte okuyucuların dikkatine sunmayı başarıyor. Herkesin bir sorusunun ve birbiriyle çelişen yüzlerce cevap ve yorumun olduğu bu konuda nesnel, elle tutulur, bilimsel, aklın süzgecinden geçmiş düşünce, kanıt ve örnekler sergileyen yazar, bir solukta okunup bitirilmesi gereken bir eser ortaya koymaktadır.</p>
<p>Yazar, özellikle ülkenin yaşadığı bunalım ve kargaşayla dolu son on yıl içindeki toplumsal ve siyasal olayları, etrafındaki aymaz politikacılardan umudunu keserek Atatürk&#8217;e şikayet mektupları şeklinde işlemektedir. Kitabın başında bu konu ve sunum şeklinin nasıl ortaya çıktığını anlatmaktadır. Atatürk devrimlerinin ve onun Türk kadınına verdiği değerin doğal sonucu olarak okuyup üniversiteyi bitiren yazar, kendisi gibi eğitimli kabul edilen biriyle talihsiz bir evlilik yapar. Kocasının Cumhuriyet ilke ve inkılaplarından zerre kadar nasibini almadığını fark ettiğinde çaresiz kalır. Kadına toplumca biçilen rol, çevre baskısı ve aile kurumuna olan inancı yüzünden bu evliliği uzun süre yürütmek zorunda kalır; ancak işler dayak yeme noktasına kadar gelince boşanır. Artık boşanmış bir kadın olarak, yaşam onun için daha fazla güçlüklerle doludur. Nitekim bir süre sonra da ciddi psikolojik sorunlar yaşamaya başlar.</p>
<p>Bu buhranlı günlerde kendisini okumaya verir. Derdine çare olabilecek bütün kitapları okur. Bu arada kutsal kitaplarla beraber Söylev&#8217;i de okur. Söylev&#8217;i bitirdikten sonra Mustafa Kemal&#8217;i ve yaptıklarının önemini çok daha iyi anlamaya başlar. O sırada iyi bir diyalog içinde olduğu gelininin de önerisiyle düşüncelerini yazıya dökerek rahatlamaya karar verir. Yaşadığı sorunların altında yatan nedenlerin çoğunun güncel olarak yaşanılan toplumsal sorunlar olduğunu düşünerek kendisini anlayabilecek tek kişi olarak gördüğü Mustafa Kemal&#8217;e yazmaya başlar.</p>
<p>Üç ay boyunca her gün aksatmadan yazılan mektuplarda, toplumu sarıp sarmalamış cehalet ve hurafelerden, oy avcılığı için yapılan din bezirganlığına, aklı başında görünüp de bunlara bilinçli veya bilinçsizce destek veren aymazlara, sırf demokrasi adına bizi Orta Çağ karanlığına götürecek akıl dışı talep ve önerilerde bulunanlara, Atatürk düşmanlarına, Atatürkçü görünüp kendi menfaatlerinden başka bir şey görmeyenlere, iki yüzlülere ve çıkarcılara kadar geniş bir yelpazeden örnekler sunulmaktadır. İş o kadar kötü bir noktaya gelmiştir ki Atatürk düşmanlığı tescillenen kişi ve çevreler bile yaptıklarının aslında Atatürk&#8217;ün istediği şeyler olduğunu yüzsüzce söyleyebilmektedirler.</p>
<p>Yaşanan bütün sorunlara karşın yazar pek de ümitsiz değildir. Bu toplum inandığı dini kendi dilinde okumaktan bir şekilde mahrum edilmiş, kurtarıcısını ve yaptıklarını öğrenmekten alıkonulmuştur. Ne Atatürk&#8217;ü ne de dinini doğru dürüst tanımaktadır. Toplumda tam bir kavram karmaşası yaratılmak istenmektedir. Halbuki, insanlarımız Ata&#8217;sını ve inancını etraflıca tanıyıp öğrenebilseydi bu tür çatışmalar hiç yaşanmazdı. Bu nedenle yazar, başkalarının inançlarına saygı gösterilmesini salık veren laik sistemimizin korunmasının, topluma, bir an önce aydınlatılması ve karanlık ellerden kurtulması için Ata&#8217;sının ve ilkelerinin iyi anlatılması gerektiğini söyler. Bu arada karanlık güçlerin, ne kadar uğraşırsa uğraşsınlar, Atatürk&#8217;ün aydınlık, uygar ve ilerici bir toplum için attığı mayanın aslında tutmuş olması nedeniyle asla başarılı olamayacaklarını da vurgulayarak ülke ve toplum geleceği açısından umutlarını korumaktadır. Bu konudaki hassasiyeti nedeniyle en büyük güvencesinin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu belirten yazar, bu işi sadece onlara havale etmenin doğru olmadığını toplumun her kesimince gericiliğe, bağnazlığa ve karanlığa karşı mücadele edilmesinin şart olduğunu vurgular. </strong><br />
<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/pasama-mektuplar-kitap-ozeti-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peter Drucker&#8217; A Göre Dünya kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/peter-drucker-a-gore-dunya-kitap-ozeti-3.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/peter-drucker-a-gore-dunya-kitap-ozeti-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 May 2008 19:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/peter-drucker-a-gore-dunya-kitap-ozeti-3.html</guid>
		<description><![CDATA[Kitap, yönetim, sanayi organizasyonu, iş stratejisi, liderlik geliştirme ve çalışanların motive edilmesi konularında dünya çapında bir uzman olup, 29 adet kitabı bir çok dünya diline çevrilmiş ve 5 milyondan fazla satış yapmış olan Peter DRUCKER&#8217;ın fikirlerini tanıtmaktadır. Özelleştirme, bilgi işçisi, hedeflerle yönetim, post modern ve süreksizlik gibi kavramları ve buluşları çağdaş yönetim düşüncesinin hamurunu oluşturan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitap, yönetim, sanayi organizasyonu, iş stratejisi, liderlik geliştirme ve çalışanların motive edilmesi konularında dünya çapında bir uzman olup, 29 adet kitabı bir çok dünya diline çevrilmiş ve 5 milyondan fazla satış yapmış olan Peter DRUCKER&#8217;ın fikirlerini tanıtmaktadır. Özelleştirme, bilgi işçisi, hedeflerle yönetim, post modern ve süreksizlik gibi kavramları ve buluşları çağdaş yönetim düşüncesinin hamurunu oluşturan Drucker elli yıldan beri şirketlere, müzelere, hayır vakıflarına, hastahanelere, küçük işletmelere, üniversitelere ve hükümetlere yönetim konusunda değerli tavsiyelerde bulunmaktadır. Kitap bölümler halinde hem Drucker&#8217;ın hayatını hem de o dönemlerde yazmış olduğu eserlerden alıntılar yaparak fikirlerini anlatmaktadır. <span id="more-1869"></span></p>
<p>Kitabın ilk bölümü &#8216;kendine özgü bir eğitim&#8217; başlığı altında Peter Drucker&#8217;ın doğumu, okul yılları ve aldığı eğitimi anlatmaktadır. İkinci bölüm Drucker&#8217; ın yazarlık hayatının başlangıç yıllarından ve onun zamana ve dile karşı gösterdiği hassasiyetten bahsetmektedir. Drucker yöneticilere &#8220;zamanınızın değerini bilin&#8221; şeklinde öğütler verirken dil hakkında &#8221; dil iletişim değildir, yalnızca mesaj değildir. Dil özdür. İnsanlığı birarada tutan çimentodur. Dil topluluk ve ilişki yaratır&#8230;&#8221; demektedir. Üçüncü bölüm 1937 ve 1950 yılları arasında yazdığı Ekonomik İnsanın Sonu, Sanayi İnsanının Geleceği, Şirket Kavramı ve Yeni Toplum eserlerinin ışığı altında yeni toplum arayışındaki Drucker&#8217;ı anlatmaktadır. Drucker&#8217;ın bu yıllarda sanayi toplumu olma yönündeki görüşleri Amerika&#8217; dan çok Japonya&#8217; da yankı bulmuş ve O&#8217;nun fikirlerini sahiplenen Japon firmaları büyük başarılar yakalamışlardır. O yıllarda kendi deyimiyle &#8220;içerde olma, büyük bir şirketi insani, toplumsal ve politik bir organizasyon olarak, bütünleştirici bir mekanizma olarak içerden gerçek haliyle inceleme&#8221; kararı doğrultusunda General Motors&#8217;da işe başlamıştır. Orada yaptığı çalışmalar doğrultsunda Şirket Kavramı kitabını yayınlamıştır. Bu kitap yönetimde desantralizasyon kavramını tanıtması ile büyük ün kazanmıştır.1950 yılından sonra yayınladığı kitaplar otomasyondan dine,demografiden felsefeye kadar bir çok konuyu kapsayan çeşitli fikirlerden bahsetmiştir. Burada Drucker&#8217; ın bir organizasyonun su toplaması ile ilgili testi ilginçtir.Drucker bir organizasyonda insanlar için terfi etmek işlerini başarı ile yapmaktan daha önemli hale geldiği, organizasyon risk almaktan kaçınıp yapılan hatalarla ilgilendiği, çalışanların güçlü özelliklerini geliştirmekten çok zayıf yanlarını geliştirmeyle uğraştığı, iyi insan ilişkileri performans ve başarıdan önemli hale geldiği zaman organizasyon hastadır demektedir. Drucker yönetim kavramını 1954 yılında keşfetmiştir. O yıllarda yazdığı Yönetim Uygulaması kitabında bir yönetici hedefler belirler, organize eder,motive eder ve iletişim kurar,ölçütler belirleyerek değerlendirme yapar ve insanları geliştirir demektedir. Drucker yöneticilere bir denetçi gibi hareket etmekten vazgeçin ve yöneticilerinizi düz bir sekretere çevirmeyin tavsiyesinde bulunmaktadır. 1960&#8242;lı yıllarda yazdığı Süreksizlik Çağı isimli eseri hala zevkle okunan bir baş yapıttır. Bu kitapta anlattığı dört yeni endüstri; enformasyon endüstrisi, yeryüzündeki en büyük ekonomik kaynak olarak okyanuslar, malzeme endüstrisi ve megapollerden çıkacak endüstri, bugünlerde karşı karşıya olduğumuz gerçekler olarak ortaya çıkmıştır. Drucker 80&#8242;li yıllarda Yenilik ve Girişimcilik ve yönetimin sınırları kitaplarını yazmıştır. Drucker bilgi toplumu için eskisinden çok daha fazla insanın başarılı olabileceği ama aynı zamanda çok daha fazla insanında başarısız olabileceği bir toplum demektedir. Drucker yeni yüzyılda girişimcinin geri döneceğini savunmaktadır. Fakat ona göre yeni girişimci tek bir kişinin kendisinin idare edebileceği, denetleyebileceği ve hakim olabileceği bir işyeri kurması anlamında değil, tam tersine bir organizasyonu yeni baştan yaratma ve yönlendirme yeteneği anlamında bir girişimcilik olacaktır. Drucker halen konferanslar vermekte , büyük şirketler danışmanlık yapmakta ve kurduğu Drucker vakfının çalışmalarına katkıda bulunmaktadır. Bu vakıf para bağışında bulunmayan, onun yerine kar gözetmeyen organizasyonlar için bir bilgi bankası işlevi gören kural dışı bir vakıftır.<br />
Kitap 20. Yüzyılın önemli beyinlerinden birisi olan, The Economist tarafından &#8221; yönetim teorisinin çıkardığı en büyük düşünür&#8221; olarak nitelendirilen Drucker&#8217;ın biyografisi ve entelektüel portresidir. Kitap Drucker&#8217;ın altmış yılı aşkın bir sürede yazdığı eserlerini ve eserlerdeki temel fikir ve kavramları ele almıştır. Okuyucu çağın önemli dehalarından birisinin olağanüstü ölçüde etkili görüşlerinin ana hatlarını yakalama imkanına kavuşacaktır.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p-2/peter-drucker-a-gore-dunya-kitap-ozeti-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

