<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; p</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2009 16:19:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Popüler Kültür Ve İletişim kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-5.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-5.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 20:23:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-5.html</guid>
		<description><![CDATA[Popüler Kültür Ve İletişim Kitapta popüler kültürün hayatın her alanını kapsadığı anlatılarak çoğunlukla herkes tarafından farkedilmeyen bu yayılmanın rahatsızlık veren yönleri olmasına rağmen doğal karşılandığı vurgulanmaktadır. Popüler kültür günlük yaşantımızı kontrol altına alır. Bu nedenle de fark edilmez. Kitapta popüler kültürün fark edilmemesinin nedeninin yemek, spor, eğlence biçimi gibi yaşantımızın parçası olan unsurları kapsaması olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Popüler Kültür Ve İletişim<br />
Kitapta popüler kültürün hayatın her alanını kapsadığı anlatılarak çoğunlukla herkes tarafından farkedilmeyen bu yayılmanın rahatsızlık veren yönleri olmasına rağmen doğal karşılandığı vurgulanmaktadır. Popüler kültür günlük yaşantımızı kontrol altına alır. Bu nedenle de fark edilmez. Kitapta popüler kültürün fark edilmemesinin nedeninin yemek, spor, eğlence biçimi gibi yaşantımızın parçası olan unsurları kapsaması olduğu belirtilmektedir. Yazarlar McDonalds’ın, futbolun, çeşitli Brezilya dizilerinin tüm dünyada bilinmekte olduğunun ve dünya ülkelerinin çoğunda insanların aynı biçimde giyindiklerinin altını çizmektedirler.<span id="more-2037"></span><br />
Yazarlara göre Türkiye popüler kültür araştırmaları açısından oldukça zengin bir ülkedir. <!--more-->Son zamanlara kadar yaygın olan “kıraathane, yakın komşuluk, tanrı misafirliği, misafirlik” kavramları yavaş yavaş ortadan kalkmış yerine medyanın etkisi ile sokak sporları, bol resimli dergiler gelmiştir. Ayrıca ülkemizin kültür mirası içinde bulunan Alevilik, Bektaşilik, türbeler, Yunus Emre gibi unsurlarında incelenmesi gerektiği belirtilmektedir.<br />
İrfan ERDOĞAN ve Korkmaz ALEMDAR kitaplarında hiç aklımıza gelmeyen popüler kültür örnekleri vemişlerdir: Eğlence ve yarışma programları, çizgi filimler, giysiler, oyuncaklar, bayramlar ve tatiller, ve spor.<br />
ERDOĞAN ve ALEMDAR’a göre mesela yarışma programları halkı belli kurallara ve görüşlere katılmaya yönlendirmektedir. Bazı yarışmalarda bilginin çokluğu önemlidir. Çok bilmek çok puan ve para demektir. Ama bu “çok bilginin” topluma bir katkısı yoktur. Üretilmiş bir metanın satılmasına benzemektedir. Bazı yarışmalarda ise “en çok kabul edilen, aşikar, standart” yanıt istenmektedir. Buda bizi dünyaya belli pencereden bakmaya iter. Yani yazarların belirttiği gibi “Çoğunluğa uyan kazanır.”<br />
Bu anlayış reklamlarla da sürekli vurgulanır. Bayram öncesi ucuzluk, Ramazan öncesi alışveriş fikri sürekli vurgulanarak topluma yön verlir. Bu tür eylemleri yerine getirmeyen toplumdan değildir. Reklamlarda vurgulanan objelere ulaşıldığında daha mutlu olunacaktır. Ama bu arayış asla son bulmayacaktır. Benzer biçimde televizyon dizilerinde seyreden kitlenin erişemeyeceği sahte düşler sunulur. Yazarlara göre toplum gördüklerine ulaşabilmek için satın alacak ve tüketecektir.<br />
Çizgi filmlere gelindiğinde ise her sorunu vurma, kırma sövme ezme gibi kaba kuvvetle çözme anlayışı işlenmektedir. Brezilya dizileri, bol resimli dergiler topluma tüketimi aşılamaktadır. Diziler ve dergiler yolluyla topluma o mallara ihtiyaç olduğu ve bu nedenle alınmaları gerektiği fikri verilmektedir. Popüler müziği de aynı anlayışla ele alan yazarlar toplumdaki müzik beğenisinin değiştirilme çabasının nedeninin bu endüstrinin sadece sanatçılarla sınırlı kalmadığı ve radyo, televizyon, plak şirketleri, basın ve reklam gibi sektörleride ilgilendirmesi ile bağdaştırmaktadır.<br />
Yiyecek sektörüde popüler kültürden etkilenmektedir. Hazır yiyecek satan mağaza zincirleri ürettiklerinin sağlıklı ve iyi olduklarını sürekli vurgularlar, ama aslında bir standartlık yarattıklarını vurgulamazlar. “Standartlaşan tüketilen değil tüketendir”.<br />
Spor bu bakış açısından ele alındığında toplumu yönlendiren unsurlardan biridir. Futbolda önemli olan topla ne kadar iyi oynandığı değil oyuna yüklenen anlamdır. Futbol yerel veya bölgesel kimliklerimizi ortaya çıkartır. İçinde bulunduğumuz sosyal çevre ve taşıdığımız sosyal kimlik yaptığımız sporlarıda etkiler. Uluslar arası karşılaşmalarda milliyetçilik ve politika ön plana çıkar. Ayrıca spor sadece sporcuların birbirleriyle mücadele ettikleri bir alan olmaktan çıkıp firmaların, reklamcıların, sponsorların birbirleri ile mücadele ettikleri bir alan haline gelmiştir. O kadar ki güzel veya yakışıklı olmayan sporcular başarılı bile sayılmamaya başlanmıştır.<br />
Bu örnektende anlaşılabileceği gibi popüler kültür estetik anlayışımıza da egemen olmuştur. Sanatın aynı anda birçok kişiye hitap etmesi beklenmektedir. Benzer biçimde dilde popüler kültürün bir parçası haline gelmiştir. İçinde bulunduğumuz sosyal seviyeyi belirtir.<br />
Kitabın daha sonraki bölümlerinde ise popüler kültürün kitle iletişimi, devlet yapısı sınıf ve güç ilişkileri açısında önemi anlatılmaktadır.<br />
Kitabı okuduğunuzda günlük yaşantımızı çevreleyen bir çok konuda düşünmeye başlıyorsunuz. Kitap da zaten okuyucusundan yaşadıkları çevreyi ve dünyayı anlamada biraz daha çaba sarf etmesini istemektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti-5.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pontus Meselesi Ve Yunanistan&#8217;ın Politikası kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/pontus-meselesi-ve-yunanistanin-politikasi-kitap-ozeti-3.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/pontus-meselesi-ve-yunanistanin-politikasi-kitap-ozeti-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 May 2008 19:15:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/pontus-meselesi-ve-yunanistanin-politikasi-kitap-ozeti-3.html</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan kitapta; Yrd. Doç. Dr. Yusuf SARINAY&#8217;ın &#8220;Pontus Meselesi Yunanistan&#8217;ın Politikası&#8221;, Yrd. Doç. Dr. Hamit PEHLİVANLI&#8217;nın &#8220;Tarihi Perspektif İçerisinde Pontus Olayı, Yakın Tarihimize ve Günümüze Etkileri&#8221; ve Yrd. Doç. Dr. Abdullah SAYDAM&#8217;ın &#8220;Kurtuluş Savaşı&#8217;nda Trabzona Yönelik Ermeni-Rum Tehdidi&#8221; konulu makaleleri bulunmaktadır. Kitapta öncelikle; Pontus meselesi tanımlanmış, tarihi süreç içerisinde 30 Ekim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan kitapta; Yrd. Doç. Dr. Yusuf SARINAY&#8217;ın &#8220;Pontus Meselesi Yunanistan&#8217;ın Politikası&#8221;, Yrd. Doç. Dr. Hamit PEHLİVANLI&#8217;nın &#8220;Tarihi Perspektif İçerisinde Pontus Olayı, Yakın Tarihimize ve Günümüze Etkileri&#8221; ve Yrd. Doç. Dr. Abdullah SAYDAM&#8217;ın &#8220;Kurtuluş Savaşı&#8217;nda Trabzona Yönelik Ermeni-Rum Tehdidi&#8221; konulu makaleleri bulunmaktadır.</p>
<p>Kitapta öncelikle; Pontus meselesi tanımlanmış, tarihi süreç içerisinde 30 Ekim 1918 öncesi ve sonrası olarak iki ana bölüm halinde incelenmiştir. <span id="more-1870"></span>Bu incelemede; 30 Ekim 1918 öncesi dönemdeki incelemede Pontus meselesinin tarihi gerçeklere dayanmadığı, Yunanistan ve Patrikhane tarafından sahnelenen Pontus meselesinin Lozan Barış Anlaşması ile tarihe mal olduğu vurgulanmış, Lozan Barış Anlaşması&#8217;ndan sonraki dönemde ise; konunun sun&#8217;i olarak yeniden yaratılmaya çalışıldığı, ayrıca Pontus meselesinin batılılar ve Yunanlılar için başka başka manalar ifade ettiği belirtilmiştir. Bu kapsamda; son dönemde konu ile ilgili gelişmeler sıralanarak alınması gereken tedbirler ve izlenmesi gereken politikalar belirtilmiştir.</p>
<p>Yukarıda belirtilen çerçevede yapılan incelemede; Pontus&#8217;un eski Yunanlıların Karadeniz&#8217;e verdikleri bir isim olduğu, Pontus olarak adlandırılan bölgenin en geniş anlamıyla; Doğuda Kafkasya&#8217;dan bütün Karadeniz kıyıları boyunca Sinop ötesine kadar olan bölgeyi kapsadığı, bu bölgede M.Ö. 301&#8242;de Pers menşeli Mithridates Sülalesi tarafından kurulan Pontus Krallığı&#8217;nın M.Ö. 63&#8242;te Roma orduları tarafından ortadan kaldırıldığı, müteakiben Doğu Roma&#8217;nın zayıflaması ile Trabzon Devleti&#8217;nin (1207-1461) kurulduğu, kurulan bu devletle Pontus Krallığı arasında herhangi bir ilişkinin mevcut olmadığı ifade edilerek;</p>
<p>Kıpçak Türklerinin 1080 yılından itibaren Kafkasların güneyine geçişleri ile bölgenin Türkleşmeye başladığı ve nihayet 1461 yılında bölgenin Osmanlılar tarafından fethi ile Bizans&#8217;ın son kalıntılarının da ortadan kalktığı, bölgede kurulan ilk Pontus Krallığı ile 1207&#8242;de kurulan Trabzon devletini birbirine karıştıran Yunanlıların, ortaya bir Rum Pontus devleti çıkardığı ve buna dayanarak 20&#8242;nci yüzyılın başlarında bu devleti tekrar diriltme iddiası ile Doğu Karadeniz kıyılarında Rum Pontus devleti kurma hayaline kapıldıkları, bu fikrin ilk olarak Filik-i Eterya&#8217;nın kuruluşu ve Yunanistan&#8217;ın bağımsızlığını kazanması ile ortaya çıktığı ve bölgenin Pontus adıyla Megali İdea&#8217;nın hedeflerinden biri olarak ortaya konduğu,</p>
<p>Pontusçuluk konusunda siyasî bir hareketin mümkün olabileceği fikrinin de 1908 yılında II&#8217;nci Meşrutiyetin ilânından sonra açıkça ortaya atılmaya başlandığı, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nin konunun başlangıcından itibaren en büyük destekçisi olduğu, bölgede ilk silâhlı çeteyi de Amasya Metropoliti Germanos&#8217;un 1908 yılında Samsun&#8217;da kurduğu,</p>
<p>Mondros Mütarekesinden sonrada Pontus meselesinin Paris Barış Konferansı&#8217;nın gündemine sokularak konu ile ilgili diplomatik çabaların ağırlık merkezinin Avrupa&#8217;ya kaydığı ve nitekim 22 Haziran&#8217;da Lloyd George&#8217;un Venizelos&#8217;a Türkiye&#8217;ye Sevr&#8217;i askerî yoldan dayatma görevini vermesi üzerine Pontus meselesinin çetecilik ve askerî cephesinin ortaya çıktığı belirtilmiştir.</p>
<p>Müteakiben, Batı Anadolu&#8217;daki Yunan ilerlemesine paralel olarak başta Samsun olmak üzere Doğu Karadeniz bölgesinde Pontus çetelerinin giderek ciddi bir tehdit arz etmesi üzerine, TBMM hükümetinin 1920 yılı başlarından itibaren ciddi tedbirler almaya başladığı ve 1923 yılının ilk aylarında Pontus çetelerinin isyanlarının tamamen bastırıldığı, Lozan Barış Anlaşması ile bölgede kalan Rumların mübadele ile Yunanistan&#8217;a göç ettiği ve böylece Yunanistan ve Patrikhane tarafından sahnelenen Pontus meselesinin, sahneleyenler tarafından istendiği şekilde sonuçlandırılamadığı vurgulanmıştır.</p>
<p>Lozan Anlaşması&#8217;ndan sonraki dönemde Yunanistan tarafından meselenin yeniden canlandırılmaya çalışıldığı ve bu kapsamda yapılan çalışmaların;</p>
<p>Yunanistan&#8217;da sözde &#8220;Pontus Soykırımı&#8221; iddialarının 1985 yılından itibaren ortaya atıldığı,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın yurt içi ve yurt dışında Pontus dernekleri kurdurduğu ve bu derneklerin faaliyetlerini koordine etmek maksadıyla da federasyonlar oluşturduğu,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın bu dernek ve federasyonlar vasıtasıyla periyodik olarak ülke içinde ve dışında uluslar arası &#8220;Pontus Helenizmi Kongreleri&#8221; düzenlediği,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın Pontus konusunu bir soykırım olayı olarak uluslar arası kuruluşlar nezdinde gündeme getirdiği,</p>
<p>Ermenilere uygulandığı iddia edilen soykırımın, günümüzdeki &#8220;Kürt Sorunu&#8221; ile paralellikler kurularak Türkiye&#8217;nin soykırımı tanıması ve tazminat ödemesi talep edilerek Türkiye&#8217;nin Pontus sözde soykırımını tanımadığı sürece AB&#8217;ne kabul edilmemesi için uluslar arası platformlarda propaganda yapıldığı ve sergiler düzenlendiği,</p>
<p>Tarihî ve ilmî gerçeklere rağmen, Türkiye ile gerginlik ve sürtüşmeyi millî politikası haline getiren Yunanistan&#8217;ın, 19 Mayıs gününü sözde &#8220;Pontus Soykırımını Anma Günü&#8221; olarak kabul eden bir yasa çıkardığı, yasanın 24 Şubat 1994 tarihinde Yunan Parlamentosu&#8217;nda oybirliği ile kabul edilerek 7 Mart 1994 tarihinde Yunanistan Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğe girdiği,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın Doğu Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere, halen Anadolu&#8217;da gizli Hristiyanların yaşadığını iddia ettiği,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın Pontus dernekleri vasıtası ile turizm mevsimlerinde Doğu Karadeniz Bölgesine &#8220;Unutulmayan Kaybolan Vatanlara Gezi&#8221; adı altında periyodik geziler düzenleyerek olayı canlı tutmaya çalıştığı,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasına paralel olarak bu ülkeden göçmen olarak gelen Rumları, Batı Trakya&#8217;ya yerleştirerek, Türklerin yaşadığı bu bölgenin demografik yapısını tamamen bozmayı ve Türkleri asimile etmeyi amaçladığı,</p>
<p>Yunanistan Kültür Bakanı tarafından &#8220;Anavatanları Kurtarma Dünya Komitesi&#8221; adına bütün dünyada kart şeklinde dağıtılan haritada Türkiye&#8217;nin; Pontus, Kürdistan, Ermenistan vb. şeklinde parçalanmış olarak gösterildiği ve bu amaca ulaşmak için mücadele çağrısı yapıldığı belirtilmektedir.</p>
<p>Kitapta, konunun incelenmesini müteakip sonuç olarak; batılılarca Osmanlı döneminden beri sun&#8217;i problemler çıkararak yıpratmak, meşgul ederek zayıf düşürmek stratejisinin sürekli olarak kullanıldığı, bu stratejinin uygulanmasında da küçük devletlerin veya muhalif unsurların sürekli olarak kullanıldığı ve bunların başında da Yunanistan&#8217;ın geldiği, Pontus meselesinde de bu stratejinin çeşitli şekillerinin görüldüğü ifade edilerek alınması gereken tedbirler ve uygulanması gereken politikalar olarak;</p>
<p>Türkiye&#8217;nin Yunanistan&#8217;ın iddiaları karşısında sürekli savunmada kaldığı, bunun yerine Yunanistan&#8217;ın Türklere yaptıklarının araştırılarak karşı iddialarda bulunulması gerektiği ve bu kapsamda;</p>
<p>Girit&#8217;te, Rodos&#8217;ta, bütün Yunanistan&#8217;da, Ege bölgesinde katledilen Türklerin sayısının çıkarılmasının,</p>
<p>Aynı bölgede Yunanlıların tahrip ettikleri tüm tarihî eserlerin bir envanterinin çıkarılarak UNESCO&#8217;ya müracaat edilmesi, en azından ayakta kalabilen Türk eserlerinin korumaya alınmasının istenmesinin,</p>
<p>&#8220;Kaybolan Vatanlara Turistik Gezi&#8221; gibi adlarla yapılan gezilere müsaade edilmemesi, aynı şekilde Yunanistan&#8217;a, Girit&#8217;e benzer gayelerle geziler tertip edilmesinin,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın kurduğu derneklere benzer dernekler kurulması ve desteklenmesinin,</p>
<p>Kendi davalarımızı açıkça anlatan, delillere dayanan doküman hazırlanması, bunların tanıtılması ve yayınlanmasının sağlanmasının,</p>
<p>Türk ve yabancı akademisyenlere kendi tezlerimizi ispatlayacak ve aydınlatacak konularda çalışmalar yaptırmak için teşebbüslerde bulunulmasının,</p>
<p>Bu ve benzeri olaylar karşısında millî başarının sağlanabilmesi için Türk Dış politikasının daha ileriye dönük, uzun vadeli, reaksiyoner olmaktan ziyade daha dinamik ve inisiyatifi ele alacak bir politika olmasının gerektiği vurgulanmıştır.</p>
<p>Pontus meselesi ve Yunanistan&#8217;ın konu ile ilgili politikasının tarihi akışı içerisinde ele alınarak geçmişteki ve günümüzdeki mevcut durumun ortaya konarak alınması gereken tedbirler ve izlenmesi gereken politikaların belirtildiği kitabın incelenmesinin konu ile ilgili geçmişteki, günümüzdeki ve gelecekteki gelişmeleri kıymetlendirmemize ışık tutacağı değerlendirilmektedir.</strong><br />
<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/pontus-meselesi-ve-yunanistanin-politikasi-kitap-ozeti-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pontus Meselesi Ve Yunanistan&#8217;ın Politikası kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/pontus-meselesi-ve-yunanistanin-politikasi-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/pontus-meselesi-ve-yunanistanin-politikasi-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 May 2008 20:44:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/pontus-meselesi-ve-yunanistanin-politikasi-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan kitapta; Yrd. Doç. Dr. Yusuf SARINAY&#8217;ın &#8220;Pontus Meselesi Yunanistan&#8217;ın Politikası&#8221;, Yrd. Doç. Dr. Hamit PEHLİVANLI&#8217;nın &#8220;Tarihi Perspektif İçerisinde Pontus Olayı, Yakın Tarihimize ve Günümüze Etkileri&#8221; ve Yrd. Doç. Dr. Abdullah SAYDAM&#8217;ın &#8220;Kurtuluş Savaşı&#8217;nda Trabzona Yönelik Ermeni-Rum Tehdidi&#8221; konulu makaleleri bulunmaktadır. Kitapta öncelikle; Pontus meselesi tanımlanmış, tarihi süreç içerisinde 30 Ekim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan kitapta; Yrd. Doç. Dr. Yusuf SARINAY&#8217;ın &#8220;Pontus Meselesi Yunanistan&#8217;ın Politikası&#8221;, Yrd. Doç. Dr. Hamit PEHLİVANLI&#8217;nın &#8220;Tarihi Perspektif İçerisinde Pontus Olayı, Yakın Tarihimize ve Günümüze Etkileri&#8221; ve Yrd. Doç. Dr. Abdullah SAYDAM&#8217;ın &#8220;Kurtuluş Savaşı&#8217;nda Trabzona Yönelik Ermeni-Rum Tehdidi&#8221; konulu makaleleri bulunmaktadır.<span id="more-1646"></span></p>
<p>Kitapta öncelikle; Pontus meselesi tanımlanmış, tarihi süreç içerisinde 30 Ekim 1918 öncesi ve sonrası olarak iki ana bölüm halinde incelenmiştir. Bu incelemede; 30 Ekim 1918 öncesi dönemdeki incelemede Pontus meselesinin tarihi gerçeklere dayanmadığı, Yunanistan ve Patrikhane tarafından sahnelenen Pontus meselesinin Lozan Barış Anlaşması ile tarihe mal olduğu vurgulanmış, Lozan Barış Anlaşması&#8217;ndan sonraki dönemde ise; konunun sun&#8217;i olarak yeniden yaratılmaya çalışıldığı, ayrıca Pontus meselesinin batılılar ve Yunanlılar için başka başka manalar ifade ettiği belirtilmiştir. Bu kapsamda; son dönemde konu ile ilgili gelişmeler sıralanarak alınması gereken tedbirler ve izlenmesi gereken politikalar belirtilmiştir.</p>
<p>Yukarıda belirtilen çerçevede yapılan incelemede; Pontus&#8217;un eski Yunanlıların Karadeniz&#8217;e verdikleri bir isim olduğu, Pontus olarak adlandırılan bölgenin en geniş anlamıyla; Doğuda Kafkasya&#8217;dan bütün Karadeniz kıyıları boyunca Sinop ötesine kadar olan bölgeyi kapsadığı, bu bölgede M.Ö. 301&#8242;de Pers menşeli Mithridates Sülalesi tarafından kurulan Pontus Krallığı&#8217;nın M.Ö. 63&#8242;te Roma orduları tarafından ortadan kaldırıldığı, müteakiben Doğu Roma&#8217;nın zayıflaması ile Trabzon Devleti&#8217;nin (1207-1461) kurulduğu, kurulan bu devletle Pontus Krallığı arasında herhangi bir ilişkinin mevcut olmadığı ifade edilerek;</p>
<p>Kıpçak Türklerinin 1080 yılından itibaren Kafkasların güneyine geçişleri ile bölgenin Türkleşmeye başladığı ve nihayet 1461 yılında bölgenin Osmanlılar tarafından fethi ile Bizans&#8217;ın son kalıntılarının da ortadan kalktığı, bölgede kurulan ilk Pontus Krallığı ile 1207&#8242;de kurulan Trabzon devletini birbirine karıştıran Yunanlıların, ortaya bir Rum Pontus devleti çıkardığı ve buna dayanarak 20&#8242;nci yüzyılın başlarında bu devleti tekrar diriltme iddiası ile Doğu Karadeniz kıyılarında Rum Pontus devleti kurma hayaline kapıldıkları, bu fikrin ilk olarak Filik-i Eterya&#8217;nın kuruluşu ve Yunanistan&#8217;ın bağımsızlığını kazanması ile ortaya çıktığı ve bölgenin Pontus adıyla Megali İdea&#8217;nın hedeflerinden biri olarak ortaya konduğu,</p>
<p>Pontusçuluk konusunda siyasî bir hareketin mümkün olabileceği fikrinin de 1908 yılında II&#8217;nci Meşrutiyetin ilânından sonra açıkça ortaya atılmaya başlandığı, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nin konunun başlangıcından itibaren en büyük destekçisi olduğu, bölgede ilk silâhlı çeteyi de Amasya Metropoliti Germanos&#8217;un 1908 yılında Samsun&#8217;da kurduğu,</p>
<p>Mondros Mütarekesinden sonrada Pontus meselesinin Paris Barış Konferansı&#8217;nın gündemine sokularak konu ile ilgili diplomatik çabaların ağırlık merkezinin Avrupa&#8217;ya kaydığı ve nitekim 22 Haziran&#8217;da Lloyd George&#8217;un Venizelos&#8217;a Türkiye&#8217;ye Sevr&#8217;i askerî yoldan dayatma görevini vermesi üzerine Pontus meselesinin çetecilik ve askerî cephesinin ortaya çıktığı belirtilmiştir.</p>
<p>Müteakiben, Batı Anadolu&#8217;daki Yunan ilerlemesine paralel olarak başta Samsun olmak üzere Doğu Karadeniz bölgesinde Pontus çetelerinin giderek ciddi bir tehdit arz etmesi üzerine, TBMM hükümetinin 1920 yılı başlarından itibaren ciddi tedbirler almaya başladığı ve 1923 yılının ilk aylarında Pontus çetelerinin isyanlarının tamamen bastırıldığı, Lozan Barış Anlaşması ile bölgede kalan Rumların mübadele ile Yunanistan&#8217;a göç ettiği ve böylece Yunanistan ve Patrikhane tarafından sahnelenen Pontus meselesinin, sahneleyenler tarafından istendiği şekilde sonuçlandırılamadığı vurgulanmıştır.</p>
<p>Lozan Anlaşması&#8217;ndan sonraki dönemde Yunanistan tarafından meselenin yeniden canlandırılmaya çalışıldığı ve bu kapsamda yapılan çalışmaların;</p>
<p>Yunanistan&#8217;da sözde &#8220;Pontus Soykırımı&#8221; iddialarının 1985 yılından itibaren ortaya atıldığı,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın yurt içi ve yurt dışında Pontus dernekleri kurdurduğu ve bu derneklerin faaliyetlerini koordine etmek maksadıyla da federasyonlar oluşturduğu,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın bu dernek ve federasyonlar vasıtasıyla periyodik olarak ülke içinde ve dışında uluslar arası &#8220;Pontus Helenizmi Kongreleri&#8221; düzenlediği,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın Pontus konusunu bir soykırım olayı olarak uluslar arası kuruluşlar nezdinde gündeme getirdiği,</p>
<p>Ermenilere uygulandığı iddia edilen soykırımın, günümüzdeki &#8220;Kürt Sorunu&#8221; ile paralellikler kurularak Türkiye&#8217;nin soykırımı tanıması ve tazminat ödemesi talep edilerek Türkiye&#8217;nin Pontus sözde soykırımını tanımadığı sürece AB&#8217;ne kabul edilmemesi için uluslar arası platformlarda propaganda yapıldığı ve sergiler düzenlendiği,</p>
<p>Tarihî ve ilmî gerçeklere rağmen, Türkiye ile gerginlik ve sürtüşmeyi millî politikası haline getiren Yunanistan&#8217;ın, 19 Mayıs gününü sözde &#8220;Pontus Soykırımını Anma Günü&#8221; olarak kabul eden bir yasa çıkardığı, yasanın 24 Şubat 1994 tarihinde Yunan Parlamentosu&#8217;nda oybirliği ile kabul edilerek 7 Mart 1994 tarihinde Yunanistan Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğe girdiği,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın Doğu Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere, halen Anadolu&#8217;da gizli Hristiyanların yaşadığını iddia ettiği,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın Pontus dernekleri vasıtası ile turizm mevsimlerinde Doğu Karadeniz Bölgesine &#8220;Unutulmayan Kaybolan Vatanlara Gezi&#8221; adı altında periyodik geziler düzenleyerek olayı canlı tutmaya çalıştığı,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasına paralel olarak bu ülkeden göçmen olarak gelen Rumları, Batı Trakya&#8217;ya yerleştirerek, Türklerin yaşadığı bu bölgenin demografik yapısını tamamen bozmayı ve Türkleri asimile etmeyi amaçladığı,</p>
<p>Yunanistan Kültür Bakanı tarafından &#8220;Anavatanları Kurtarma Dünya Komitesi&#8221; adına bütün dünyada kart şeklinde dağıtılan haritada Türkiye&#8217;nin; Pontus, Kürdistan, Ermenistan vb. şeklinde parçalanmış olarak gösterildiği ve bu amaca ulaşmak için mücadele çağrısı yapıldığı belirtilmektedir.</p>
<p>Kitapta, konunun incelenmesini müteakip sonuç olarak; batılılarca Osmanlı döneminden beri sun&#8217;i problemler çıkararak yıpratmak, meşgul ederek zayıf düşürmek stratejisinin sürekli olarak kullanıldığı, bu stratejinin uygulanmasında da küçük devletlerin veya muhalif unsurların sürekli olarak kullanıldığı ve bunların başında da Yunanistan&#8217;ın geldiği, Pontus meselesinde de bu stratejinin çeşitli şekillerinin görüldüğü ifade edilerek alınması gereken tedbirler ve uygulanması gereken politikalar olarak;</p>
<p>Türkiye&#8217;nin Yunanistan&#8217;ın iddiaları karşısında sürekli savunmada kaldığı, bunun yerine Yunanistan&#8217;ın Türklere yaptıklarının araştırılarak karşı iddialarda bulunulması gerektiği ve bu kapsamda;</p>
<p>Girit&#8217;te, Rodos&#8217;ta, bütün Yunanistan&#8217;da, Ege bölgesinde katledilen Türklerin sayısının çıkarılmasının,</p>
<p>Aynı bölgede Yunanlıların tahrip ettikleri tüm tarihî eserlerin bir envanterinin çıkarılarak UNESCO&#8217;ya müracaat edilmesi, en azından ayakta kalabilen Türk eserlerinin korumaya alınmasının istenmesinin,</p>
<p>&#8220;Kaybolan Vatanlara Turistik Gezi&#8221; gibi adlarla yapılan gezilere müsaade edilmemesi, aynı şekilde Yunanistan&#8217;a, Girit&#8217;e benzer gayelerle geziler tertip edilmesinin,</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın kurduğu derneklere benzer dernekler kurulması ve desteklenmesinin,</p>
<p>Kendi davalarımızı açıkça anlatan, delillere dayanan doküman hazırlanması, bunların tanıtılması ve yayınlanmasının sağlanmasının,</p>
<p>Türk ve yabancı akademisyenlere kendi tezlerimizi ispatlayacak ve aydınlatacak konularda çalışmalar yaptırmak için teşebbüslerde bulunulmasının,</p>
<p>Bu ve benzeri olaylar karşısında millî başarının sağlanabilmesi için Türk Dış politikasının daha ileriye dönük, uzun vadeli, reaksiyoner olmaktan ziyade daha dinamik ve inisiyatifi ele alacak bir politika olmasının gerektiği vurgulanmıştır.</p>
<p>Pontus meselesi ve Yunanistan&#8217;ın konu ile ilgili politikasının tarihi akışı içerisinde ele alınarak geçmişteki ve günümüzdeki mevcut durumun ortaya konarak alınması gereken tedbirler ve izlenmesi gereken politikaların belirtildiği kitabın incelenmesinin konu ile ilgili geçmişteki, günümüzdeki ve gelecekteki gelişmeleri kıymetlendirmemize ışık tutacağı değerlendirilmektedir.</strong><br />
<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/pontus-meselesi-ve-yunanistanin-politikasi-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peter Drucker&#8217; A Göre Dünya kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/peter-drucker-a-gore-dunya-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/peter-drucker-a-gore-dunya-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 May 2008 20:40:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/peter-drucker-a-gore-dunya-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Kitap, yönetim, sanayi organizasyonu, iş stratejisi, liderlik geliştirme ve çalışanların motive edilmesi konularında dünya çapında bir uzman olup, 29 adet kitabı bir çok dünya diline çevrilmiş ve 5 milyondan fazla satış yapmış olan Peter DRUCKER&#8217;ın fikirlerini tanıtmaktadır. Özelleştirme, bilgi işçisi, hedeflerle yönetim, post modern ve süreksizlik gibi kavramları ve buluşları çağdaş yönetim düşüncesinin hamurunu oluşturan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitap, yönetim, sanayi organizasyonu, iş stratejisi, liderlik geliştirme ve çalışanların motive edilmesi konularında dünya çapında bir uzman olup, 29 adet kitabı bir çok dünya diline çevrilmiş ve 5 milyondan fazla satış yapmış olan Peter DRUCKER&#8217;ın fikirlerini tanıtmaktadır. Özelleştirme, bilgi işçisi, hedeflerle yönetim, post modern ve süreksizlik gibi kavramları ve buluşları çağdaş yönetim düşüncesinin hamurunu oluşturan Drucker elli yıldan beri şirketlere, müzelere, hayır vakıflarına, hastahanelere, küçük işletmelere, üniversitelere ve hükümetlere yönetim konusunda değerli tavsiyelerde bulunmaktadır.<span id="more-1645"></span> Kitap bölümler halinde hem Drucker&#8217;ın hayatını hem de o dönemlerde yazmış olduğu eserlerden alıntılar yaparak fikirlerini anlatmaktadır.</p>
<p>Kitabın ilk bölümü &#8216;kendine özgü bir eğitim&#8217; başlığı altında Peter Drucker&#8217;ın doğumu, okul yılları ve aldığı eğitimi anlatmaktadır. İkinci bölüm Drucker&#8217; ın yazarlık hayatının başlangıç yıllarından ve onun zamana ve dile karşı gösterdiği hassasiyetten bahsetmektedir. Drucker yöneticilere &#8220;zamanınızın değerini bilin&#8221; şeklinde öğütler verirken dil hakkında &#8221; dil iletişim değildir, yalnızca mesaj değildir. Dil özdür. İnsanlığı birarada tutan çimentodur. Dil topluluk ve ilişki yaratır&#8230;&#8221; demektedir. Üçüncü bölüm 1937 ve 1950 yılları arasında yazdığı Ekonomik İnsanın Sonu, Sanayi İnsanının Geleceği, Şirket Kavramı ve Yeni Toplum eserlerinin ışığı altında yeni toplum arayışındaki Drucker&#8217;ı anlatmaktadır. Drucker&#8217;ın bu yıllarda sanayi toplumu olma yönündeki görüşleri Amerika&#8217; dan çok Japonya&#8217; da yankı bulmuş ve O&#8217;nun fikirlerini sahiplenen Japon firmaları büyük başarılar yakalamışlardır. O yıllarda kendi deyimiyle &#8220;içerde olma, büyük bir şirketi insani, toplumsal ve politik bir organizasyon olarak, bütünleştirici bir mekanizma olarak içerden gerçek haliyle inceleme&#8221; kararı doğrultusunda General Motors&#8217;da işe başlamıştır. Orada yaptığı çalışmalar doğrultsunda Şirket Kavramı kitabını yayınlamıştır. Bu kitap yönetimde desantralizasyon kavramını tanıtması ile büyük ün kazanmıştır.1950 yılından sonra yayınladığı kitaplar otomasyondan dine,demografiden felsefeye kadar bir çok konuyu kapsayan çeşitli fikirlerden bahsetmiştir. Burada Drucker&#8217; ın bir organizasyonun su toplaması ile ilgili testi ilginçtir.Drucker bir organizasyonda insanlar için terfi etmek işlerini başarı ile yapmaktan daha önemli hale geldiği, organizasyon risk almaktan kaçınıp yapılan hatalarla ilgilendiği, çalışanların güçlü özelliklerini geliştirmekten çok zayıf yanlarını geliştirmeyle uğraştığı, iyi insan ilişkileri performans ve başarıdan önemli hale geldiği zaman organizasyon hastadır demektedir. Drucker yönetim kavramını 1954 yılında keşfetmiştir. O yıllarda yazdığı Yönetim Uygulaması kitabında bir yönetici hedefler belirler, organize eder,motive eder ve iletişim kurar,ölçütler belirleyerek değerlendirme yapar ve insanları geliştirir demektedir. Drucker yöneticilere bir denetçi gibi hareket etmekten vazgeçin ve yöneticilerinizi düz bir sekretere çevirmeyin tavsiyesinde bulunmaktadır. 1960&#8242;lı yıllarda yazdığı Süreksizlik Çağı isimli eseri hala zevkle okunan bir baş yapıttır. Bu kitapta anlattığı dört yeni endüstri; enformasyon endüstrisi, yeryüzündeki en büyük ekonomik kaynak olarak okyanuslar, malzeme endüstrisi ve megapollerden çıkacak endüstri, bugünlerde karşı karşıya olduğumuz gerçekler olarak ortaya çıkmıştır. Drucker 80&#8242;li yıllarda Yenilik ve Girişimcilik ve yönetimin sınırları kitaplarını yazmıştır. Drucker bilgi toplumu için eskisinden çok daha fazla insanın başarılı olabileceği ama aynı zamanda çok daha fazla insanında başarısız olabileceği bir toplum demektedir. Drucker yeni yüzyılda girişimcinin geri döneceğini savunmaktadır. Fakat ona göre yeni girişimci tek bir kişinin kendisinin idare edebileceği, denetleyebileceği ve hakim olabileceği bir işyeri kurması anlamında değil, tam tersine bir organizasyonu yeni baştan yaratma ve yönlendirme yeteneği anlamında bir girişimcilik olacaktır. Drucker halen konferanslar vermekte , büyük şirketler danışmanlık yapmakta ve kurduğu Drucker vakfının çalışmalarına katkıda bulunmaktadır. Bu vakıf para bağışında bulunmayan, onun yerine kar gözetmeyen organizasyonlar için bir bilgi bankası işlevi gören kural dışı bir vakıftır.<br />
Kitap 20. Yüzyılın önemli beyinlerinden birisi olan, The Economist tarafından &#8221; yönetim teorisinin çıkardığı en büyük düşünür&#8221; olarak nitelendirilen Drucker&#8217;ın biyografisi ve entelektüel portresidir. Kitap Drucker&#8217;ın altmış yılı aşkın bir sürede yazdığı eserlerini ve eserlerdeki temel fikir ve kavramları ele almıştır. Okuyucu çağın önemli dehalarından birisinin olağanüstü ölçüde etkili görüşlerinin ana hatlarını yakalama imkanına kavuşacaktır.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/peter-drucker-a-gore-dunya-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Popüler Kültür Ve İletişim kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 18:59:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Kitapta popüler kültürün hayatın her alanını kapsadığı anlatılarak çoğunlukla herkes tarafından farkedilmeyen bu yayılmanın rahatsızlık veren yönleri olmasına rağmen doğal karşılandığı vurgulanmaktadır. Popüler kültür günlük yaşantımızı kontrol altına alır. Bu nedenle de fark edilmez. Kitapta popüler kültürün fark edilmemesinin nedeninin yemek, spor, eğlence biçimi gibi yaşantımızın parçası olan unsurları kapsaması olduğu belirtilmektedir. Yazarlar McDonalds&#8217;ın, futbolun, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitapta popüler kültürün hayatın her alanını kapsadığı anlatılarak çoğunlukla herkes tarafından farkedilmeyen bu yayılmanın rahatsızlık veren yönleri olmasına rağmen doğal karşılandığı vurgulanmaktadır. Popüler kültür günlük yaşantımızı kontrol altına alır. Bu nedenle de fark edilmez. Kitapta popüler kültürün fark edilmemesinin nedeninin yemek, spor, eğlence biçimi gibi yaşantımızın parçası olan unsurları kapsaması olduğu belirtilmektedir. Yazarlar McDonalds&#8217;ın, futbolun, çeşitli Brezilya dizilerinin tüm dünyada bilinmekte olduğunun ve dünya ülkelerinin çoğunda insanların aynı biçimde giyindiklerinin altını çizmektedirler.<span id="more-1427"></span></p>
<p>Yazarlara göre Türkiye popüler kültür araştırmaları açısından oldukça zengin bir ülkedir. Son zamanlara kadar yaygın olan &#8220;kıraathane, yakın komşuluk, tanrı misafirliği, misafirlik&#8221; kavramları yavaş yavaş ortadan kalkmış yerine medyanın etkisi ile sokak sporları, bol resimli dergiler gelmiştir. Ayrıca ülkemizin kültür mirası içinde bulunan Alevilik, Bektaşilik, türbeler, Yunus Emre gibi unsurlarında incelenmesi gerektiği belirtilmektedir.</p>
<p>İrfan ERDOĞAN ve Korkmaz ALEMDAR kitaplarında hiç aklımıza gelmeyen popüler kültür örnekleri vemişlerdir: Eğlence ve yarışma programları, çizgi filimler, giysiler, oyuncaklar, bayramlar ve tatiller, ve spor.<br />
ERDOĞAN ve ALEMDAR&#8217;a göre mesela yarışma programları halkı belli kurallara ve görüşlere katılmaya yönlendirmektedir. Bazı yarışmalarda bilginin çokluğu önemlidir. Çok bilmek çok puan ve para demektir. Ama bu &#8220;çok bilginin&#8221; topluma bir katkısı yoktur. Üretilmiş bir metanın satılmasına benzemektedir. Bazı yarışmalarda ise &#8220;en çok kabul edilen, aşikar, standart&#8221; yanıt istenmektedir. Buda bizi dünyaya belli pencereden bakmaya iter. Yani yazarların belirttiği gibi &#8220;Çoğunluğa uyan kazanır.&#8221;</p>
<p>Bu anlayış reklamlarla da sürekli vurgulanır. Bayram öncesi ucuzluk, Ramazan öncesi alışveriş fikri sürekli vurgulanarak topluma yön verlir. Bu tür eylemleri yerine getirmeyen toplumdan değildir. Reklamlarda vurgulanan objelere ulaşıldığında daha mutlu olunacaktır. Ama bu arayış asla son bulmayacaktır. Benzer biçimde televizyon dizilerinde seyreden kitlenin erişemeyeceği sahte düşler sunulur. Yazarlara göre toplum gördüklerine ulaşabilmek için satın alacak ve tüketecektir.</p>
<p>Çizgi filmlere gelindiğinde ise her sorunu vurma, kırma sövme ezme gibi kaba kuvvetle çözme anlayışı işlenmektedir. Brezilya dizileri, bol resimli dergiler topluma tüketimi aşılamaktadır. Diziler ve dergiler yolluyla topluma o mallara ihtiyaç olduğu ve bu nedenle alınmaları gerektiği fikri verilmektedir. Popüler müziği de aynı anlayışla ele alan yazarlar toplumdaki müzik beğenisinin değiştirilme çabasının nedeninin bu endüstrinin sadece sanatçılarla sınırlı kalmadığı ve radyo, televizyon, plak şirketleri, basın ve reklam gibi sektörleride ilgilendirmesi ile bağdaştırmaktadır.</p>
<p>Yiyecek sektörüde popüler kültürden etkilenmektedir. Hazır yiyecek satan mağaza zincirleri ürettiklerinin sağlıklı ve iyi olduklarını sürekli vurgularlar, ama aslında bir standartlık yarattıklarını vurgulamazlar. &#8220;Standartlaşan tüketilen değil tüketendir&#8221;.</p>
<p>Spor bu bakış açısından ele alındığında toplumu yönlendiren unsurlardan biridir. Futbolda önemli olan topla ne kadar iyi oynandığı değil oyuna yüklenen anlamdır. Futbol yerel veya bölgesel kimliklerimizi ortaya çıkartır. İçinde bulunduğumuz sosyal çevre ve taşıdığımız sosyal kimlik yaptığımız sporlarıda etkiler. Uluslar arası karşılaşmalarda milliyetçilik ve politika ön plana çıkar. Ayrıca spor sadece sporcuların birbirleriyle mücadele ettikleri bir alan olmaktan çıkıp firmaların, reklamcıların, sponsorların birbirleri ile mücadele ettikleri bir alan haline gelmiştir. O kadar ki güzel veya yakışıklı olmayan sporcular başarılı bile sayılmamaya başlanmıştır.</p>
<p>Bu örnektende anlaşılabileceği gibi popüler kültür estetik anlayışımıza da egemen olmuştur. Sanatın aynı anda birçok kişiye hitap etmesi beklenmektedir. Benzer biçimde dilde popüler kültürün bir parçası haline gelmiştir. İçinde bulunduğumuz sosyal seviyeyi belirtir.</p>
<p>Kitabın daha sonraki bölümlerinde ise popüler kültürün kitle iletişimi, devlet yapısı sınıf ve güç ilişkileri açısında önemi anlatılmaktadır.</p>
<p>Kitabı okuduğunuzda günlük yaşantımızı çevreleyen bir çok konuda düşünmeye başlıyorsunuz. Kitap da zaten okuyucusundan yaşadıkları çevreyi ve dünyayı anlamada biraz daha çaba sarf etmesini istemektedir.</strong><br />
<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/populer-kultur-ve-iletisim-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Panorama / Yakup Kadrİ KaraosmanoĞlu kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/panorama-yakup-kadri-karaosmanoglu-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/panorama-yakup-kadri-karaosmanoglu-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Mar 2008 16:08:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[p]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/panorama-yakup-kadri-karaosmanoglu-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Romanda geçen hadiseler yapılan inkılap hareketlerinin sonrasını kapsamaktadır, hala bu devrimlerin yıkılmış Osmanlı’ya yönelik bir hareket olduğunu sananlar vardı, bunlar yeni devleti geçiçi bir yönetim şekli gibi görüyor ve eski rejime dönmek ve hatta eski rejimi daha da yobazlaştırmak istiyorlardı. Kısacası ‘’ inlılap’’ sözcüğünün anlamını bilmeyenler vardı. Çalıştığı bankada müdür olan Servet Bey sıkıntılarla kavuştuğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Romanda geçen hadiseler yapılan inkılap hareketlerinin sonrasını kapsamaktadır, hala bu devrimlerin yıkılmış Osmanlı’ya yönelik bir hareket olduğunu sananlar vardı, bunlar yeni devleti geçiçi bir yönetim şekli gibi görüyor ve eski rejime dönmek ve hatta eski rejimi daha da yobazlaştırmak istiyorlardı. Kısacası ‘’ inlılap’’ sözcüğünün anlamını bilmeyenler vardı.<br />
Çalıştığı bankada müdür olan Servet Bey sıkıntılarla kavuştuğu bu makamın tadını çıkarıp zenginleşmiş ve üstüne alım satım işine de uzanınca paraya para dememiştir. Nedim adında yakışıklı bir oğlu ve gözü yukarılarda olan Hollywood meraklısı.Sevim adında . sosyetik ortamlarda bulunan özenti genç kızı vardı.<span id="more-1151"></span><br />
Inkılap savuncularının ensağlamlarından olan milletvekili Halil Ramiz kafasında irtica yapısına bir yer bulamdığı için toplum içinde yalnız kalmaktadır.Atikler köyüne gidip orada Fazlı Bey denilen,nice oyunlarla parti başkanlığına gelmiş bir düzembazın halkı sömürmesinden, haksız yere konutlara el koymasından rahatsız olmuş bunun üzerine avukat olan ve Fazlı Bey’e baş kaldıran tek köyün sözcüsü durumundaki Kenan Bey ile bu işleri sorgulamaya başlamıştır.Bunun üzerine genel sekreter tarafından azarlanacak ve istifasını verecektir ki bu hareketi onu tamamiyle yalnız bırakacaktır.<br />
Yüreği vatan sevgisi ile çarpan Osman Nuri Bey namuslu bir memurdur,başarılı olmasına rağmen aksilikleri hiç terk etmemiştir.Bu hareketi eşi Saniye Hanımı Çökertmiş iki çocuğunu da evden soğutmuştur. Semra’nın ağabeyi Fuat kendine kitaplarla çevrili bir dünya yaratamıştır.<br />
Memleketde kendini tepeden inme bir inkılabın köksüz öncüleri sayan Ahmet Nazmi ve Cahit Halid gibi insanlardan ziyade Tahincizade Hacı Emin Efendi gibi fes yasağı ile evine kapanmış, irtica harekeytinin başlamasını dört gözle bekleyen , farz olan namaz vakitleri arasında ikişer rekat daha kılan,eşini kölesi gibi kullanan yobazların sayısı daha ağır basıyordu.<br />
Emektar dadısıyla yaşayan Komiser Hamdi Bey üç evlilik yaşamış ve hepsini ölümle bitirmek zorunda kalmıştır.dördüncü eşi olan Nebile Hanım geceleri eşinde yeterli cinsel isteği görmediğinden huzursuz olmaya başlamıştır.Altı ay geçmesine rağmen bakire olan bu genc kızın vücudunda Bu ortamda<br />
sadece ayak tabanları Hamdi Bey tarafından temasa maruz kalmıştır.işte gecen altı ayın bir gizemli gecesinde oynamak istediği bir kundak oyunu onun maskesini düşürtmüştür.Tüm eşlerini katili olan bu adam tespit edilmiş ve altı yıllığına ceza evine girmiştir.<br />
Müteahhit Sırrı Bey paraya para dememektedir, kedisi Mühendis Ragıp Bey’in yakın dostudur, genç mühendis , dostu Servet Beyin kızı Sevim’in tecavüze uğrayıp ruhunu dengesini kaybetmesi üzerine tedavi amacıyla Servet Beyin eşi ve Sevim’in kardeşi yurt dışına acıkarlar.<br />
Bahsettiğimiz Atikler köyünde Emeti Nine diye bilinen,kocasını ve iki oğlunu vatana feda etmiş ve Nefise ile Ali adında çocuğuyla yaşamına devam eden bir kadın vardır.Ali,Fazlı beye kafa tutanların başındadır ve bu yüzden kaptırmak istemediği mer’a için uğrayıp candostu Karabaş ile hırpalanacaktır.<br />
Bu sıralarda Atatürk ölüm döşeğindedir ve sanki O yanına bu milleti de yatırmış gibiydi.O’nun sağlığını yakından takip edenlerin sayısı bi hayli yüksek olmasına rağmenO’nun yaptıklarını takipçisi yok denecek kadar azdır,yanında bir devrimide götürüyordu Atatürk.Bu ortamdan rahatsız olanlarda vardı,Emin Efendinin Tahir CHP mensubuydu ve Ata öiünce hortlayacak olan yobazların tepkisinden oldukca rahatsız oluyordu ve korkuyordu.On iki yılı evinde geciren Hacı Emin’e göre bu yaslı ortam ,okunan türkçe ezan ,dışarda başı boş gezen kadınlar hep kutsal insan olarak gördüğü araplara karşı çıkışımızdan bize verilen cezalardı.Bu yobaz adam evinde kaldığı müddetde besleme kızı Fatma’ya göz koymuş ve ondan bir çocuk metdana getirmiştir.<br />
Bu sırada sevim kaldıkları otelden yabancı bir gençle kaçmıştır,Ragıp Bey İstanbula dönüp kendini bir mitingde bulmuyor, neler olduğunu anlayamadan fakirleşmiş,politikaya atılmış,sefil bir hayat süren eski milyoner dostu Sırrı Bey’e rast geliyor.Bu sefil adamın bir zamanlar yanında şöfor konumunda olan Hayri Bey şimdi toplumda Hayri Beyefendi diye bilinmektedir.<br />
Eski komiser Hamdi Bey ceza evinden çıkımıştır,dadısının yanına gider.Romanda yer yer seselilikleriyle ortaya çıkan Pertev’in eşinin kardeşi bu dadının yanında oan yardımcı olmaktadır ve çok geçmeden bu serseri de eve yerleşecektir.<br />
1946 seçimleri ile CHP hukumeti kurulmuştur,din dersleri okullara konmuş,Türkçe okunan ezan kaldırılmış ve imam hatip liseleri açılmıştır.Emin Tahicioğlu bunları bir aldatmaca olarak değerlindirmektedir. Bu sırada hacılara verilen inadiye isimli başlık Hacı Emin’I on iki yıl ardan sonra dışarı çıkartacaktır.<br />
Semra zengin bir adamın metresi durumuna düşmüştür ve bu üzüntÜ annesini daha fazla ayakta bırakamaz, Fuat bu olaylarla iyice bunalmıştır ve kavga ettiğ dostu Ahmet Namzi’nın evine gider,evde yaşadıkları tartışma sonucu dışarıda bir gezintiye çıkarlar ve içlerindeki nefreti bir tarikatın ayin yaptıkları türbeye girip boşaltınca tepeden inme inkılabın bu köksüz öncüleri de hayata gözlerini yumarlar.</strong><strong>3. KİTABIN ANAFİKRİ:<br />
Türk inkılabının temellerinin lazım geldiği kadar tehlikelerden uzak olmayışıdır.<br />
4. KİTAPDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ.<br />
Eserde adı gecen karaman sayısının çok fazla olaması nedeniyle başlıca kahramanların değerlendirilmesini yapacağım:<br />
Servet Bey : Bir bankada müdürlük yapan bu şahıs, fakirlik içinde büyümüş, okuluna zor şartlarda devam etmiş ve meşrutiyet döneminde gittiği Paris şehrinde aldığı öğrenim sonucunda bu makama gelmiştir.<br />
Mühendis ragıp Bey: Servet Bey’in kızına aşık olan , zengin , beyefendi, dürüst bir vatanseverdir.Romanaın büyük bir bölümünde Sevim ile yurt dışındadır.<br />
Halil Ramiz : İnkılabımıza gönülden bağlanmış , feragat sahibi ,ileri düşünüşlü bir milletvekili.<br />
Hacı Emin Efendi: Şapka inkılabından sonra yıllarca evine kapanmış, ev halkının sürekli huzurunu bozan ,şeriat hayranı olan ve Atatürk’ü yaptığı devrimden dolayı dinsiz sayan ve O’ndan nefret eden zengin bir yobazdır.<br />
Komiser Hamdi Bey: Nazik , iyi yürekli , dürüst bir memur,üç defa evleniyor üçündede eşlerinin katili oluyor fakat dördüncü eşini durumu anlaması üzerne ceza evinde giriyor.<br />
Fuat:Başarılı bir vatansever oğlu olan bu şahıs felsefeye fazlasıyla dalan birisidir.<br />
Anmet Nazmı Bey: Chait Halid adındaki dostuyla inkılabımıza öncülük etmeye çalışan fakat sonradan arkadaşının bu yoldan sapması üzerine tek kalan bir felsefe öğretmenidir.</p>
<p>5.KİAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:<br />
Bu roman Türk inkılbı’nın gecirdigi safahlardan tablosunu önümüze seriyor ve bize bazı uyarılarda bulunuyıor.Hacı Emin örneği gibi kendi köşesine çekilmiş şahısların bize tehlike yaratabileceğini ve bunların zamanı gelince başımıza üşüşebileceğini altını çiziyor.</p>
<p></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/p/panorama-yakup-kadri-karaosmanoglu-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

