<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; t</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2009 16:19:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Tom Sawyer Kitabının Özeti (Mark Twain)</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/tom-sawyer-kitabinin-ozeti-mark-twain.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/tom-sawyer-kitabinin-ozeti-mark-twain.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2008 13:22:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/?p=2257</guid>
		<description><![CDATA[Tom Sawyer Kitabının Özeti Kitap Özetleri Kitabın Adı: Tom Sawyer Yazarı:Mark Twain Çeviren: Nalan Hızal Kitabın Özeti Hikayede Tom‘un cezadan kurtulmak için herkesi şaşkına çevirecek zeka oyunlarını ve sonunda bunlardan nasıl kurtulduğunu yazıyor. Tom hikayede kendi dünyasında (nehirlerin, ormanların, mağaraların ve adaların dünyasında) bir kahraman gibi yaşar. Tom, Missouri&#8217;ye bağlı St. Petersburg köyündeki &#8220;haşarı&#8221; çocuklardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tom Sawyer Kitabının Özeti Kitap Özetleri</p>
<p>Kitabın Adı: Tom Sawyer<br />
Yazarı:Mark Twain<br />
Çeviren: Nalan Hızal<br />
<span id="more-2257"></span><br />
<strong>Kitabın Özeti</strong></p>
<p>Hikayede Tom‘un cezadan kurtulmak için herkesi şaşkına çevirecek zeka oyunlarını ve sonunda bunlardan nasıl kurtulduğunu yazıyor. Tom hikayede kendi dünyasında (nehirlerin, ormanların, mağaraların ve adaların dünyasında) bir kahraman gibi yaşar.<br />
Tom, Missouri&#8217;ye bağlı St. Petersburg köyündeki &#8220;haşarı&#8221; çocuklardan biridir. Pervasız, tembel, çıldırtıcı ölçüde meraklı olan bir okul çocuğu ve teyzesi Polly Teyze için tam bir baş belasıdır. Bir gün Tom, Huck, Joe herkesten gizli bir plan yapar ve adaya kaçar. Herkes onları öldü sanıp cenaze töreni yapar ama törende ortaya çıkınıca herkes oyun olduğu anlaşılınca herkes onlara karşı tavır alır. Ama Tom ve Huck bu iştende kasabada yaşayan Bayan Douglas’ı öldürmek için plan yapan haydutları ortaya çıkararak kurtulur. Daha sonra haydut Kızılderili Joe’yu hapse atarlar. Ve onun definesinin yerini tek bilenler olarak Tom ve Huck defineyi yerinden çıkarır zengin bir hayat sürerler.</p>
<p>Hikayedeki Kişiler :</p>
<p>Tom Sawyer: Haylaz ve yarmazda olan zeki bir çoçuktur.<br />
Huckleberry Finn: Mahallenin en haylaz çocuğu olan Huck, Tom’dan eksik         bir yanı olmayan mahalle çocukları haricinde kimsenin sevmediği biridir.<br />
Polly Teyze:İyi kalpli ama çok sinirli görünen ve yaşlı bir kadındır.<br />
Joe:İçine kapanık olan Joe kendi dünyasında korsan olmak isteyen bir çoçuk.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/tom-sawyer-kitabinin-ozeti-mark-twain.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hıfzı Topuz-Taif’te Ölüm kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/hifzi-topuz-taif%e2%80%99te-olum-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/hifzi-topuz-taif%e2%80%99te-olum-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2008 06:24:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/hifzi-topuz-taif%e2%80%99te-olum-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Taif’te Ölüm çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğunun çağdaşlaşma denemelerini akıcı bir dille anlatırken, dönemin akışına yön veren kişilerin yaptıkları yanlışları gözler önüne seriyor.Kitap Mithat Paşa’nın Osmanlı imparatorluğunu çağdaşlaştırmak,sağlamlaştırmak için yaptığı çalışmaların, uğradığı haksızlıkların ve dönemin gaflet içinde olan yöneticilerinin hayatlarından önemli olan kesintileri bize sunuyor. Romanı okurken Mithat Paşa’nın siyasal,bireysel yaşamına, dostluklarına ve aşklarına, günümüzdeki demokrasi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Taif’te Ölüm çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğunun çağdaşlaşma denemelerini akıcı bir dille anlatırken, dönemin akışına yön veren kişilerin yaptıkları yanlışları gözler önüne seriyor.Kitap Mithat Paşa’nın Osmanlı imparatorluğunu çağdaşlaştırmak,sağlamlaştırmak için yaptığı çalışmaların, uğradığı haksızlıkların ve dönemin gaflet içinde olan yöneticilerinin hayatlarından önemli olan kesintileri bize sunuyor.</p>
<p>Romanı okurken Mithat Paşa’nın siyasal,bireysel yaşamına, dostluklarına ve aşklarına, günümüzdeki demokrasi savaşının tarihimizdeki köklerine ve o dönemdeki siyasal oyunlarına tanık oluyoruz.<span id="more-2131"></span></p>
<p>Mithat Paşa,batıdaki aydınlanma düşüncesi, Fransız devrimi ve Özgürlük mücadelesinden etkilenmiş sayısı çok az olan bir kaç aydınla birlikte, beş yüz yıllık bir imparatorluğun artık zamana uymayan zihniyetini değiştirmeyi ve çağdaş bir yönetim anlayışı getirmeyi amaçlamaktadır.Olayların gelişimi Mithat Paşa divan’I hümayun iken kendini geliştirmek için yabancı dil öğrenme isteğiyle amirinden yurt dışı görevi istemesiyle başlar.Üç aylık bir yurt dışı görevi kendisine verilir.Yurt dışı görevinde gittiği ülkeler arasında Fransa’da vardır.Mithat Paşa Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde gördüğü hayattan çok fazla etkilenir.Bunları zamanı geldiğinde Osmanlı imparatorluğunda yerine getirmeye çalışır.Kendisinin sadrazam olduğu dönemde Sultan Abdülaziz tahttan indirilir ve yerine 5.Murat getirilir.Sultan 5.Murat’ın akli dengesini yitirmesi üzerine Sultan Abdülhamit tahta çıkartılır.Abdülhamit yenilikler adına verdiği tavizleri yerine getirmez ve Mithat Paşs ile aralarında anlaşmazlıklar ve düşmanlık başlar.Bu düşmanlık Mithat Paşa’nın Taif’e sürülmesi ve orada Abdülhamit tarafından öldürtülmesiyle sona erer.<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/hifzi-topuz-taif%e2%80%99te-olum-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkçe &#8220;Off&#8221; kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/turkce-off-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/turkce-off-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2008 18:02:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/turkce-off-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Başta internet olmak üzere, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, küreselleşme sürecinin baş döndürücü bir hızla ilerlemesi; tüm toplumları etkilemekte ve kültürel kimliğin, öz benliğin en önemli ögesi olan dil bu oluşum karşısında çaresiz örselenmektedir.&#8221; İşte yazar bu eserinde; Türkiye&#8217;nin kabuk değiştirmesiyle birlikte Türkçe&#8217;nin de nasıl bozulduğunu, topluma söyleyecek bir şeyleri olanların farkında olmadan ya da bilinçli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Başta internet olmak üzere, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, küreselleşme sürecinin baş döndürücü bir hızla ilerlemesi; tüm toplumları etkilemekte ve kültürel kimliğin, öz benliğin en önemli ögesi olan dil bu oluşum karşısında çaresiz örselenmektedir.&#8221; İşte yazar bu eserinde; Türkiye&#8217;nin kabuk değiştirmesiyle birlikte Türkçe&#8217;nin de nasıl bozulduğunu, topluma söyleyecek bir şeyleri olanların farkında olmadan ya da bilinçli olarak yaptıkları yanlışları irdeliyor ve onların asıl söylemek istediklerinden nasıl uzaklaştıklarını inceleyerek okuyucusunu hem bilgilendiriyor hem de eğlendiriyor.<span id="more-2109"></span></p>
<p>Öncelikle, Türkçe&#8217;yi en doğru biçimde kullanması gereken, ülkeyi yöneten ya da yönetmeye aday insanların konuşmaları ele alındığında; aslında onların söylediğiyle toplumun anladığı arasında farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Ondan sonra da aynı insanlar yanlış anlaşıldıklarını iddia ederek, birçoğumuzun dikkat bile etmediği düzeltme demeçleri vermektedirler. Tüm bunlar doğru sözcüğü kullanamamaktan ya da tümcenin oluşturulması sırasında sözdizimi kurallarına uymamaktan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Aynı durum gazetelerde de söz konusudur. Hele hele haber başlıkları için bulunan slogan veya cümleler bir haberin içeriğini değiştirebilmekte hatta okuyucuyu, ne haberi yazanın ne de okuyanın arzu etmediği bir kulvara yönlendirmektedir.</p>
<p>Evimizin baş köşesindeki sürekli misafir televizyonun yayınlarında da durum çok farklı değildir. &#8220;Talkshow&#8221; adı altında yapılan programlarda, magazin programlarındaki kısa söyleşilerde Türkçe&#8217;nin tüm güzelliği yok olmakla kalmayıp yeni sözcükler yeni söyleyiş biçimleri edinilmektedir. Sonunda okumayan bir toplum haline gelinmektedir. Zira yıllarca emek verilerek oluşturulmuş bir yazın eserinin dili bir anda anlaşılamaz duruma düşmektedir.</p>
<p>Son zamanlarda şarkı sözleri de değişmiştir. Topluma mesaj veren, insanda hoş duygular uyandıran sözler yerine birçoğu bozuk bir Türkçe&#8217;yle oluşturulmuş slogan haline getirilmiş sözlerden oluşmaktadır.</p>
<p>Televizyonlarda yabancı filmlere yapılan seslendirmeler dilin sadece sözdizimini bozmakla kalmayıp Türkçe&#8217;nin matematik bütünlüğüne de yönelmiş saldırılarla doludur. Örneğin çok sıklıkla duyduğumuz ve hatta günlük yaşamımızda artık kanıksamadan kullandığımız &#8220;Nasıl hissediyorsun?&#8221; sorusu ve buna karşılık olarak verilen &#8220;İyi hissediyorum.&#8221; yanıtı neresinden bakarsanız bakın tam bir Türkçe katliamıdır.<br />
Reklamlarda da durum çok farklı değil. Yabancı sözcükleri ön plana çıkartıp tanıtılan ürünün çağdaş olma özelliği vurgulanmak istenmektedir. &#8220;Voilà&#8221; markalı şampuan reklamını hatırlarsak &#8220;Annen nerede kızım?&#8221; sorusuna &#8220;Voilà !&#8221; yanıtı geldiğinde bu sözcüğün fransızca &#8220;İşte !&#8221; anlamına geldiğini bilmek zorundayız ki reklam anlaşabilsin. Yoksa bu yanıt öylece hiçbir anlamı olmadan havada asılı bir şekilde kalmaya mahkumdur.</p>
<p>Tüm bunları düzeltebilmek ve Türkçe&#8217;yi gerçekten doğru yazıp konuşabilmek için Türkçe dilbilgisini iyi bilmek zorunluluğu vardır. Oysa dilbilgisi uzmanları bırakın bu sorunlara çözüm üretmeyi daha aralarında kavram ve terim birliğine varamamışlardır. &#8220;Hangi sözcüğün hangi harfinin üzerine &#8220;şapka&#8221; işaretini koyacağız, bu işaretin işlevi gerçekten önemli midir?&#8221; tartışmaları sürüp gitmekte, &#8220;Ankara eski valisi&#8221; mi yoksa &#8220;eski Ankara valisi&#8221; mi demenin doğru olduğuna bir türlü karar verilememiştir. Oysa Türkçe&#8217;de insan unsuru önemlidir. Dilimiz kendi merkezine insan kavramını oturtmuştur. Birçok dilde olduğu gibi kadın-erkek ayrımı, dişil-eril tanımlamaları yoktur. Türkçe&#8217;nin cinsiyet ayrımı gözetmeyen bir dil olması kullanımına da özen gösterilmesini de gerektirir.</p>
<p>Bu kitabıyla, Türkçe&#8217;nin doğru kullanımıyla ilgili tüm kaygılarını dile getiren Feyza HEPÇİLİNGİRLER sadece olumsuz eleştiriler yapmakla kalmamakta doğru kullanımlardan da örnekler vermektedir. Örneğin bir reklâm sloganındaki &#8220;Anneler bilirler.&#8221; tümcesinde her ne kadar ikinci &#8220;-ler&#8221; takısı fazlaymış gibi görünse de doğru olan kullanımdır. Zira &#8220;Anneler bilir.&#8221; tümcesinde gizli olarak aşağılama ve alay anlamları çıkmaktadır. Öznenin çoğul olduğu bir cümlede; özne insansa, yüklem de çoğul; özne insan değilse yüklem tekil olmalıdır. Yazar ayrıca yapılan hatalardan nasıl dönülebileceği, aslında söylenmek istenilenlerin yalın bir şekilde hangi yöntemler kullanılarak söylenebileceğini ayrıntılı olarak ve örneklerle açıklamaktadır.</p>
<p>Yıllarca emek verilerek, yazılı ve görsel basını eleştirel bir bakış açısıyla gözlemleyip yanlışların ve hataların üzerinde tek tek durarak ve bunlara düzeltme ve çözüm önerileri sunarak oluşturulmuş bu kitap, Türkçe&#8217;yi doğru kullanma kılavuzu olarak ele alınıp okunmalıdır. </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/turkce-off-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tuna Nehri Akmam Diyor kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/tuna-nehri-akmam-diyor-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/tuna-nehri-akmam-diyor-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jun 2008 19:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/tuna-nehri-akmam-diyor-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Archibald FORBES ve Mac GAHAN adındaki iki savaş muhabirinin gazeteleri Daily News için PLEVNE savaşı hakkında bilgi toplayıp ülkelerine gönderme arzuları ışığında PLEVNE savaşının tarihe yansıması anlatılmaktadır. Çarın komutası altındaki 180.000 kişilik Rus Ordusu boğazlara ineceklerinden emin olarak Tuna’yı geçmişlerdi. Dünya kamuoyuna ise, balkanlardaki esaret altındaki Hıristiyanları kurtaracaklarını söyleyerek bu yüzyıllar süren rüyalarına bir Haçlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Archibald FORBES ve Mac GAHAN adındaki iki savaş muhabirinin gazeteleri Daily News için PLEVNE savaşı hakkında bilgi toplayıp ülkelerine gönderme arzuları ışığında PLEVNE savaşının tarihe yansıması anlatılmaktadır.</p>
<p>Çarın komutası altındaki 180.000 kişilik Rus Ordusu boğazlara ineceklerinden emin olarak Tuna’yı geçmişlerdi. Dünya kamuoyuna ise, balkanlardaki esaret altındaki Hıristiyanları kurtaracaklarını söyleyerek bu yüzyıllar süren rüyalarına bir Haçlı Seferi havası vermişlerdi. Türk savunmasının zaafından faydalanan Ruslar 22 Haziran’da Bulgaristan’a girdiler. <span id="more-2085"></span>Ruslarla İstanbul arasında 250.000 kişilik Türk ordusu ve Balkan dağları vardı. Ruslar geçilmesi tahmin edilemeyen Şipka geçidinden geçerek Balkan dağlarını tek bir silah atmadan geçtiler.</p>
<p>Vidin Askeri Valisi Osman Paşa PLEVNE’ye doğru ilerlemekte ve Ruslardan önce bu ufak kasabayı ele geçirmek istiyordu. 19 Temmuz’da Osman Paşa, emrindeki 12.000 kişilik ordusuyla PLEVNE’ye girdiğinde kasabayı savunacak mevziler yoktu. Kısa zamanda oluşturulan savunma mevzileri Rusların ilk hücumunda düşmanı durdurmayı başarmış Ruslar 3000, Türkler 2000 asker kaybetmişti. Osman Paşa Rusların tekrar saldıracağını biliyordu. Bu yüzden birliklerine daha kuvvetli tabyalar ve istihkamlar yaptırdı ve garnizon 20.000 kişilik bir kuvvetle takviye edildi. Rusların ikinci saldırısı iki Rus generalinin savunma mevzilerine farklı zamanlarda saldırması yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. Ruslar birkaç mevzi ele geçirdiyse de Türklerin karşı taarruzu sonucunda bu mevzileri terk etmek zorunda kaldılar.</p>
<p>Buraya kadar olan gelişmeleri gösteren belgeleri PLEVNE’den Bükreş’e götürmek için yola çıkan Forbes’in atı yolda öldü. Rusların böyle bir yenilgi haberini sansürleyeceğinden korkan Forbes 140 kilometre uzaklıktaki tarafsız Macaristan’a giderek ülkesine haberleri ulaştırdı. Bu başarısız saldırılar Türklerin daha can çekişmediğini gösteriyordu. Çar 188.000 kişiyi silah altına çağırarak PLEVNE’yi takviye edip yeniden saldırmayı düşünüyordu. Osman Paşa kazandığı bu zamanı askerlerine 6 metre genişliğinde ve 7 metre yüksekliğinde duvarları olan, 5 metre genişliğinde ve 3 metre derinliğinde hendeklerle çevrilmiş, ön ve yan tarafları siperlerle korunan savunma mevzileri yaptırmıştı. Ruslar büyük saldırıdan önce dört gün PLEVNE&#8217;yi top atışına tuttular. 11 Eylül’de Ruslar büyük saldırıya başladı. Rus generali Skobelev PLEVNE savunmasını yararak, 3.000 ölü bırakarak savunmada bir gedik açmıştı. Rusların bu girme yaptıkları bölge takviye edilemediğinden Türkler karşı saldırıya geçerek ertesi gün bölgeyi tekrar ele geçirmişlerdi.</p>
<p>Küçük kasaba üç saldırıya karşı koymuştu ve bu durumda Haçlı Seferi düşüncesinin yanlışlıkları ve Türk’ün savaştaki ustalığı konuşulmaya başlamıştı. Ruslar taktik değiştirerek PLEVNE’yi çembere alıp açlığa mahkum etmek istiyorlardı. Osman Paşa bir ikmal yolu kursa da gerekli takviye gelmeyeceğinden PLEVNE’yi terk edip güneydeki Orhaniye’ye çekilmek için padişahtan izin istemişti. Padişah, Osman Paşanın bu isteğine karşılık PLEVNE’nin kazanmış olduğu prestij yüzünden terk edilemeyeceğini söylüyordu.</p>
<p>Ruslar PLEVNE’yi tamamen kuşatmış, Osman Paşanın teslim olmasını bekliyorlardı. Osman Paşa bu bekleyişin sonunda maiyetinin de fikrini alarak bir yarma harekatına girmek istedi. Başarısızlıkla sonuçlanan yarma harekatından sonra Osman Paşa teslim olmuştu. Rusların gözünde büyük bir yeri olan Osman Paşa saygıyla ağırlandı. Fakat esir düşen Türk askeri bu saygıdan payını alamadı. Türk askerleri Rusya‘ya sevk edilmişti. Bu ölüm yürüyüşünde açlıktan ve sefaletten 50.000 Türk askeri öldü. Ruslar Edirne’yi de geçerek İstanbul’a ilerlemeye devam ettiler. Fakat Çatalca’ya vardıklarında mütareke yapıldığını öğrenerek geri döndüler. Yapılan antlaşma sonunda Türkler 180.000 kilometre kare toprak kaybetmiş, Ruslar 8.500 kilometre kare toprak kazanmıştı. İngiltere ise Kıbrıs’ı alarak en iyi kazancı elde etmişti.</p>
<p>Balkanlardaki prestij dışında Ruslar büyük kazanç sağlayamamıştı. Belki PLEVNE’de durdurulmasalardı İstanbul’a daha önce varabilirlerdi. Osman Paşa belki de tarihin seyrini değiştirecek bir zafer kazanmıştı.<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/tuna-nehri-akmam-diyor-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tercih kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/tercih-kitap-ozeti-4.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/tercih-kitap-ozeti-4.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 20:25:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/tercih-kitap-ozeti-4.html</guid>
		<description><![CDATA[Tercih, Amerika ve Amerikan iş dünyasının karşı karşıya olduğu önemli uluslararası ekonomik sorunlara kışkırtıcı ve tuhaf bakışıyla tüm kuralları altüst ediyor. Tercih&#8217;in ana karakteri, bir on dokuzuncu yüzyıl ekonomisti Ricardo&#8217;nun hayaleti. Ricordo, melek kanatlarını alabilmek için bir Amerikan televizyon imalat şirketinin genel müdürünü, yerel televizyon endüstrisini yok etme pahasına bile olsa ithalatın Amerika için iyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tercih, Amerika ve Amerikan iş dünyasının karşı karşıya olduğu önemli uluslararası ekonomik sorunlara kışkırtıcı ve tuhaf bakışıyla tüm kuralları altüst ediyor. Tercih&#8217;in ana karakteri, bir on dokuzuncu yüzyıl ekonomisti Ricardo&#8217;nun hayaleti. Ricordo, melek kanatlarını alabilmek için bir Amerikan televizyon imalat şirketinin genel müdürünü, yerel televizyon endüstrisini yok etme pahasına bile olsa ithalatın Amerika için iyi olduğuna ikna etmek zorundadır. Tercih, iktisat jargonunu kullanmadan uluslararası ticaretin iş hayatını ve günlük yaşantımızı nasıl etkilediğine ilişkin okuyucuya yeni bir perspektif kazandırıyor.<span id="more-2039"></span></p>
<p>Bazı konular vardır her dönemde taraftar ve karşıt bulur. Serbest ticaret ile korumacılık taraftarlığı arasındaki çatışma da iktisat tarihi kadar, hatta ondan da eskidir. İktisadın tarihi Adam Smith&#8217;in &#8220;Milletlerin Zenginliği&#8221; ile başlar. Serbest ticaret mi korumacılık mı tartışmaları ise daha eskilere, Merkantilistler ve Fizyokratlar&#8217;a kadar geri götürülebilir.</p>
<p>Avrupa ve Amerika&#8217;da aralarında siyasetçilerin, ekonomistlerin ve diğer sosyal bilimcilerin de bulunduğu bir grup insan, yerel sanayi ve bu alanda çalışanların haklarını korumak amacıyla &#8220;korumacılık&#8221; felsefesini savunurken, diğer bir grup da daha yüksek refah, daha kaliteli, daha çeşitli ve daha ucuz mal için serbest ticaret felsefesini savunmaktadır.</p>
<p>Günümüzde serbest piyasa baskın gelmektedir, ancak buna rağmen insanlar bu konudaki kuşkularını tamamen yenebilmiş değillerdir. Bir yanda gelişmiş ülkelerin serbest ticareti, serbest sermaye hareketini ve serbest iş gücü dolaşımını öngören ulus üstü organizasyonlarla dünya ticaretini ve ekonomisini liberalleştirme girişimleri; diğer yanda dünyanın güçlü ülkelerine karşı birlikler kurarak direnmeye çalışan bölge ülkeleri. Bir yanda serbest ticaretin servet ve zenginlik kaynağı olduğunu ileri süren güçlü argümanlar; öte yanda, ekonomik güç birikiminin ancak korumacılıkla sağlanabileceğini savunan korumacı tezler.</p>
<p>Günümüz şartlarında ağır basan serbest piyasa ekonomisiyle birlikte Amerika 1960&#8242;tan bu yana oldukça değişti ve bu süre zarfında oldukça da zenginleşti. Bu değişimin tek nedeni de, Amerika&#8217;nın dış dünyaya kapılarını görece açık tutması değildir. Unutulmamalıdır ki 1993 Amerika&#8217;sı bile bir serbest ticaret dünyası değildir. Amerika son derece ayrıntılı ürün kategorilerine binlerce tarife ve kota uygulamaktadır.</p>
<p>Amerikanın yaşadığı bu zenginleşme sürecini ekonomide önemli yer tutan imalat sanayiindeki gelişmeyle örneklemek gerekir ise; imalat sektöründeki istihdamı %30 düzeyinde hatta daha yüksek düzeyde tutsaydı, Amerika daha fakir olabilirdi. Çünkü imalat sanayii de işlerin hepsi iyi para getirmez. 1960 ile 1990 arasındaki sürede düşük ücretli imalat sanayi Amerika&#8217;yı terk etti.</p>
<p>Arz talep dengesi. Daha çok sayıda ülkede, daha fazla insan fabrikalar inşa edip, işçilerini de o tesisleri çalıştırmaya yetecek kadar zeki ve disiplinli düzeye getirdiler. Bu kısmen artan eğitim sayesinde mümkün olmuşsa da, asıl belirleyici faktör, imalat sürecinde ortaya çıkan değişikliklerdi. Montaj işleri giderek daha fazla mekanikleştikçe düşük nitelikli işçiler için montaj daha kolaylaştı. İşte bu, teknolojik yenilik ve rekabetin ucuzlamasının başlıca nedeni olmuştur. Günümüzde ağır imalat sanayi Amerika gibi güçlü ülkeler tarafından yönlendirilmekle beraber az gelişmiş ülkelerde tesisleşmektedir. Bu da serbest piyasanın ve serbest güç dolaşımının beraberinde getirdiği bir sonuçtur.</p>
<p>Liberalleşen dünyada üretim biçimleri de değişmekte ve sınırlarını kırmaktadır. Örneğin televizyon üretmenin iki yolu vardır. Doğrudan yol ve dolaylı yol. Doğrudan yol, ülkende ve sana ait olan fabrika inşa ettirip, makineleri, hammaddeleri ve işçileri bir araya getirmek suretiyle televizyon üretmektir. Televizyon üretmenin dolaylı yolu ise, televizyon yerine başka bir şey, mesela ilaç üretip, onu satarak yerine televizyon almaktır. Japon ilaç sanayii, Japonya&#8217;nın ilaç ihtiyacının tamamını etkin biçimde karşılamaktan uzaktır, dolayısıyla Japonya ilacı Amerika&#8217;dan ithal ederken karşılığında televizyonu da Amerika&#8217;ya ihraç etmektedir. Görünürde televizyon imalatı gerçekleştiren Japonya aynı zamanda da ilaç da üretiyor sayılır. Aynı durum Amerika içinde geçerlidir. Amerika ürettiği ilacı ihraç ederek karşılığında televizyon ithal etmektedir. Ayrıca ülkelerin her şeyi bünyelerinde üretmelerine olanak yoktur. Olsa bile bu pek akıllıca değildir. Çünkü her şeyi aynı derecede iyi üretemezler. Her ülkede kaynaklar kısıtlıdır. Kaynaklardan kasıt sadece hammadde değildir. Aynı zamanda ülkenin insanları, onların bir günde çalışabilecekleri zamanı ve çalışma hevesleridir.</p>
<p>Tercih&#8217;ten çıkarılabilecek önemli bir sonuç da, Amerika tarafından dahi henüz tam olarak aşılamamış bir tartışma olan serbest ticaret &#8211; korumacılık tartışmaları, AB ile bütünleşme sürecinde olduğumuz, Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde birtakım yükümlülükler altına girdiğimiz, iç piyasada tekel ya da oligopol konumunda olan büyük grupların özel koruma talep ettikleri bir ortamda özellikle ülkemiz açısından da son derece önemlidir.</strong><br />
<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/tercih-kitap-ozeti-4.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türklerin Manevi Gücü kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/turklerin-manevi-gucu-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/turklerin-manevi-gucu-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2008 12:30:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/turklerin-manevi-gucu-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın yazarı CLAUDE FARRERE 1876-1957 yılları arasında yaşamış, dünyaca tanınmış bir Fransız romancı ve hikayecidir. Hayata deniz subayı olarak atılmıştır. Görevi gereği Türkiye&#8217;ye birkaç defa gelmiş ve Türk dostlar edinmiştir. 1919 yılında ordudan ayrılmış ve daha sonra da Atatürk&#8217;ün davetlisi olarak Türkiye&#8217;ye tekrar gelmiştir. Türkiye ve Türklere karşı çok büyük bir manevî yakınlığı olan CLAUDE [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitabın yazarı CLAUDE FARRERE 1876-1957 yılları arasında yaşamış, dünyaca tanınmış bir Fransız romancı ve hikayecidir. Hayata deniz subayı olarak atılmıştır. Görevi gereği Türkiye&#8217;ye birkaç defa gelmiş ve Türk dostlar edinmiştir. 1919 yılında ordudan ayrılmış ve daha sonra da Atatürk&#8217;ün davetlisi olarak Türkiye&#8217;ye tekrar gelmiştir.<span id="more-1949"></span><br />
Türkiye ve Türklere karşı çok büyük bir manevî yakınlığı olan CLAUDE FARRERE&#8217;nin bu eserini okuyunca yazarın gerçekten inanılmaz derecede Türk sevgisi ile dolu olduğunu ve bir o kadar da ileri görüşlü bir kimse olduğunu anlıyoruz. I. Dünya Savaşında ve daha sonra, Fransa&#8217;nın Türklere karşı cephe almasını tenkit eden yazar; bunun, Orta Doğu&#8217;ya hakim olan Fransız kültür ve medeniyetinin sonu demek olacağını açıkça belirtmektedir. Hatta yazar, bu düşüncesini &#8220;Türkiye&#8217;nin bozgunu, Fransa&#8217;nın bozgunu demektir; Yunanlıların zaferi, medeniyetin gerilemesi demektir&#8230;&#8221; sözleriyle ifade etmiştir. Yazarın bu kehaneti 15-20 yıl içinde gerçekleşmiş, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasıyla Fransız kültürü de Orta Doğu&#8217;dan silinip gitmiştir.<br />
Eserin dikkati çeken bir özelliği de, yazarın, cahil bulduğu Fransız okuyucusunu, Türkiye-Fransız dostluğunun temellerine indirebilmek, iki ülkenin ne kadar eski dost olduğunu ve her iki ülke açısından da bu dostluğun mutlaka devam etmesinin ne kadar gerekli olduğunu Fransız halkına anlatma amacına yönelik olmasıdır. Bu bakımdan işin pek kolay olacağını sanmadığını, ama cehaletle mücadele etmeyi de kendisine bir görev bildiğini kitabında itiraf etmektedir.<br />
Fransız yazar, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında Fransa&#8217;da yayımlanan gazetelere yazdığı yazılarda, daima Türklerin tarafını tutmuştur. Bu yüzden kendi ülkesinde ve Avrupa&#8217;da çok hakarete uğramıştır. Bir makalesini şu cümleler ile bitirmiştir. &#8220;&#8230; Ve eğer Fransız olmasaydım, Yunanistan&#8217;a karşı, İngiltere&#8217;ye karşı, hemen hemen bütün Avrupa&#8217;ya karşı Ankaralı dostum Kemal Paşa&#8217;nın yanında öyle candan savaşırdım ki !&#8230;&#8221;<br />
CLAUDE FARRERE, Türklerin manevî gücünü, cesur, iyi niyetli, namuslu, vefalı, fedakâr, dürüst, zayıflara ve iyilere karşı inanılmayacak kadar yumuşak olma gibi birçok özelliğinden kaynaklandığını yazmaktadır. Türklerin bu özelliklerini anlatmak için kitabında birçok tarihî olaya ve bizzat yaşadığı olaylara yer vermektedir.<br />
Ayrıca yazar, Türklerin nazik ve sakin insanlar olduğunu belirterek, kuvvetlerini hayvanları, çocukları ve kadınları dövmek için asla harcamadıklarını belirtmektedir. Bunu daha iyi anlatmak için de İstanbul&#8217;da kendi yaşadığı iki olayı &#8220;kedi hikâyesi&#8221; ve &#8220;köpek hikâyesi&#8221; başlıklı anılarıyla çok güzel anlatmıştır.<br />
Yazar, Osmanlı devletinin son dönemlerinde var gücüyle Türkleri desteklemiş, her alanda Türkleri savunmuş ve destek vermiştir. Osmanlı Devleti yıkılınca büyük bir üzüntü duymuş ve hayal kırıklığına uğramıştır. Bu ruh haleti içinde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletine de pek sempatik bakmamıştır.<br />
Yaptığımız devrimlere ve çağa ayak uydurma çabalarımıza olumlu bakmamaktadır. Bunda yeni kurulan Cumhuriyetimizin tam bağımsızlık yolunda, özellikle Fransız kültüründen uzak bir şekilde gelişmesi, yazarı memnun etmemiş görünmektedir. &#8220;Belki de yanılıyorum, ama Türkler eski hayatlarıyla bir ilgi kurmadan yeni bir hayata kavuşmak için giriştikleri tecrübede başarılı olabilirlerse çok şaşarım. Bana öyle geliyor ki, bugün kendilerine menfur gibi görünen, ama onlar için tek kurtuluş yolu olan mazilerine yavaş yavaş dönmek zorunda kalacaklardır !&#8221; cümleleriyle bu yanılgısını dile getirmektedir.<br />
Genç ve yeni Türkiye bu çok zor ve insanüstü çabanın başarısına erişmiş. Claude Farrere gibi Türkleri ve Türkiye&#8217;yi gerçekten seven ve hatta Türkler için, asırlık bir düşmanlığın kiniyle kötü düşünen batılı birçok yazar ve düşünürün tahminlerinin yanlışlığını ispat etmiştir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/t/turklerin-manevi-gucu-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

