<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; u</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2009 16:19:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Ufacıktım kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-4.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-4.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 20:24:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[u]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-4.html</guid>
		<description><![CDATA[Ana babası tarafından kutsanmıs dördüncü çocuktu romanımızın küçük kahramanı. Dogarken kutsanmak bir Hıristiyan gelenegidir. Dagların arasındaki köyden biraz uzakta yasayan bir ailenin çocuguydu Minu. Bu meraklı, ögrenme istegiyle yanıp tutusan çocuk, yatakta uyumayı beklerken bile “Insan nasıl uyur, bunu görmem gerek.” düsüncesi içinde. Bu merak bazı zamanlarda da onu zor durumlara sokmustur. Köyde en büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ana babası tarafından kutsanmıs dördüncü çocuktu romanımızın küçük kahramanı. Dogarken kutsanmak bir Hıristiyan gelenegidir.<br />
Dagların arasındaki köyden biraz uzakta yasayan bir ailenin çocuguydu Minu. Bu meraklı, ögrenme istegiyle yanıp tutusan çocuk, yatakta uyumayı beklerken bile “Insan nasıl uyur, bunu görmem gerek.” düsüncesi içinde. Bu merak bazı zamanlarda da onu zor durumlara sokmustur.<span id="more-2038"></span><br />
Köyde en büyük tehlikelerden biriymis kurtlar. Annesi ve kardesleri hep ona bunu ögütlemisler. Karanlık ve kardan bembeyaz kesilmis bir geceydi. Böyle zamanlarda evden dısarı çıkmak yasaktır. Odada kardesleriyle birlikte babasını bekleyen Minu’nun yanına birden annesi gelir. Annesi merakla kulak kabartmaktadır. Uzaklarda birseylerin sesini dinler gibi bir hali vardır. Büyük agabeyde ona katılınca “Acaba insan en fazla ne kadar uzaktan gelen sesi duyabilir?” sorusu Minu’nun aklını kurcalamaya baslar. Ama köpek havlamaları ve hırlamalarıyla birlikte atılıp kosturma sesleri dalgınlıgını alır. Anne, o anda “Kurt!” diye haykırdı. Minu’nun hep korktugu ama bir türlü göremedigi kurda ilk kez bu kadar yakındı. Annesinin sesi titriyordu. Bütün kardesler kapıları kitliyor iken Minu pencereden sarkmıs kurtları izliyordu ki ayaklarının altındaki tabure kaymıs asagıya yavasça yuvarlanmıstı. Soluksuz oldugu yerde samanlıga düsen Minu kurtlardan uzaktı ama büyük bir ceza bekliyordu onu. Samanlıkta karanlıkta bekletilecek, hapsedilecekti.<br />
Karanlıktan korktugu için gizliden yanına aldıgı gaz lambasıyla cezaya girmisti. Samanlıkta karanlıkta bekletilecek, hapsedilecekti.<br />
Karanlıktan korktugu için gizliden yanına aldıgı gaz lambasıyla cezaya, samanlıga girmisti. Samanlıga gaz lambasıyla girmek büyük bir hataydı. Ya lambayı söndürmeden uyursa… Nitekim öyle oldu ve devirdigi gaz lambası yüzünden, üstelik kendiside içerideyken yangın çıktı. Çaresiz kalan hiçbir yere gidemeyen Minu öylece bekliyordu ki alevlerin arasından bir karaltı geldi ve onu dısarıya attı. Agabeyiydi bu. Öylece çimlerin üzerinde yatan Minu gökyüzüne dalmıs, alevlerden uzak bir yerde yıldızları izliyordu. Dısarıda bir kosusturma vardı. O içinden “Eger Tanrı varsa simdi beni ve ailemi kurtarsın.” dedi, ama bu o kadar zordu ki. Ve sonra Minu küçük bir çocugun ilk ögrenmesi gerekenin herseyi tanrıya bırakmamak oldugunu anladı ve hayatının bu ilk önemli dersine daha yenilerini, daha da önemlilerini eklemek üzere agabeyininde yardımıyla ayaga kalktı ve yeni bilgilere dogru ilk adımı attı.</strong><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-4.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ufacıktım kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-3.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2008 11:50:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[u]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-3.html</guid>
		<description><![CDATA[Ufacıktım Ana babası tarafından kutsanmıs dördüncü çocuktu romanımızın küçük kahramanı. Dogarken kutsanmak bir Hıristiyan gelenegidir. Dagların arasındaki köyden biraz uzakta yasayan bir ailenin çocuguydu Minu. Bu meraklı, ögrenme istegiyle yanıp tutusan çocuk, yatakta uyumayı beklerken bile “Insan nasıl uyur, bunu görmem gerek.” düsüncesi içinde. Bu merak bazı zamanlarda da onu zor durumlara sokmustur. Köyde en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><font size="4" color="#ff0000">Ufacıktım<br />
</font>Ana babası tarafından kutsanmıs dördüncü çocuktu romanımızın küçük kahramanı. Dogarken kutsanmak bir Hıristiyan gelenegidir.<br />
Dagların arasındaki köyden biraz uzakta yasayan bir ailenin çocuguydu Minu. Bu meraklı, ögrenme istegiyle yanıp tutusan çocuk, yatakta uyumayı beklerken bile “Insan nasıl uyur, bunu görmem gerek.” düsüncesi içinde. Bu merak bazı zamanlarda da onu zor durumlara sokmustur.<span id="more-1933"></span><br />
Köyde en büyük tehlikelerden biriymis kurtlar. Annesi ve kardesleri hep ona bunu ögütlemisler. Karanlık ve kardan bembeyaz kesilmis bir geceydi. Böyle zamanlarda evden dısarı çıkmak yasaktır. Odada kardesleriyle birlikte babasını bekleyen Minu’nun yanına birden annesi gelir. Annesi merakla kulak kabartmaktadır. Uzaklarda birseylerin sesini dinler gibi bir hali vardır. Büyük agabeyde ona katılınca “Acaba insan en fazla ne kadar uzaktan gelen sesi duyabilir?” sorusu Minu’nun aklını kurcalamaya baslar. Ama köpek havlamaları ve hırlamalarıyla birlikte atılıp kosturma sesleri dalgınlıgını alır. Anne, o anda “Kurt!” diye haykırdı. Minu’nun hep korktugu ama bir türlü göremedigi kurda ilk kez bu kadar yakındı. Annesinin sesi titriyordu. Bütün kardesler kapıları kitliyor iken Minu pencereden sarkmıs kurtları izliyordu ki ayaklarının altındaki tabure kaymıs asagıya yavasça yuvarlanmıstı. Soluksuz oldugu yerde samanlıga düsen Minu kurtlardan uzaktı ama büyük bir ceza bekliyordu onu. Samanlıkta karanlıkta bekletilecek, hapsedilecekti.<br />
Karanlıktan korktugu için gizliden yanına aldıgı gaz lambasıyla cezaya girmisti. Samanlıkta karanlıkta bekletilecek, hapsedilecekti.<br />
Karanlıktan korktugu için gizliden yanına aldıgı gaz lambasıyla cezaya, samanlıga girmisti. Samanlıga gaz lambasıyla girmek büyük bir hataydı. Ya lambayı söndürmeden uyursa… Nitekim öyle oldu ve devirdigi gaz lambası yüzünden, üstelik kendiside içerideyken yangın çıktı. Çaresiz kalan hiçbir yere gidemeyen Minu öylece bekliyordu ki alevlerin arasından bir karaltı geldi ve onu dısarıya attı. Agabeyiydi bu. Öylece çimlerin üzerinde yatan Minu gökyüzüne dalmıs, alevlerden uzak bir yerde yıldızları izliyordu. Dısarıda bir kosusturma vardı. O içinden “Eger Tanrı varsa simdi beni ve ailemi kurtarsın.” dedi, ama bu o kadar zordu ki. Ve sonra Minu küçük bir çocugun ilk ögrenmesi gerekenin herseyi tanrıya bırakmamak oldugunu anladı ve hayatının bu ilk önemli dersine daha yenilerini, daha da önemlilerini eklemek üzere agabeyininde yardımıyla ayaga kalktı ve yeni bilgilere dogru ilk adımı attı.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Boyutlarda Anadolu ve Kafkasya Ekseninde Ermeni Sorunu kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/uluslararasi-boyutlarda-anadolu-ve-kafkasya-ekseninde-ermeni-sorunu-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/uluslararasi-boyutlarda-anadolu-ve-kafkasya-ekseninde-ermeni-sorunu-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2008 09:05:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[u]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/uluslararasi-boyutlarda-anadolu-ve-kafkasya-ekseninde-ermeni-sorunu-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Yazarın ifadesiyle bu çalışma, &#8221;siyasi emellere alet edilmiş bir geçmişi inceleme konusu&#8221; yapıyor. Kitap genel olarak Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda ortaya çıkan Ermeni sorununun &#8220;ne olduğu&#8221; sorusuna cevap aramıştır. Sosyal bilimlerdeki araştırmacılar tarafından, bugüne kadar Ermeni sorunu değişik yönleriyle ele alınmış ve kitap haline getirilmiştir. Kitap, bu konuda yazılmış diğer eserlerden farklı olarak mevcut belgeler ışığında sorunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazarın ifadesiyle bu çalışma, &#8221;siyasi emellere alet edilmiş bir geçmişi inceleme konusu&#8221; yapıyor. Kitap genel olarak Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda ortaya çıkan Ermeni sorununun &#8220;ne olduğu&#8221; sorusuna cevap aramıştır. Sosyal bilimlerdeki araştırmacılar tarafından, bugüne kadar Ermeni sorunu değişik yönleriyle ele alınmış ve kitap haline getirilmiştir. Kitap, bu konuda yazılmış diğer eserlerden farklı olarak mevcut belgeler ışığında sorunu uluslar arası ilişkiler bilimi metodolojisiyle ele alarak analiz etmeye çalışmıştır.<br />
Kitabı ilginç hale getiren, Ermeni sorunu incelenirken, metodoloji olarak uluslar arası ilişkilerin kullanılmasıdır. Çünkü, tarih kavramı ve bilgisi olmaksızın bir uluslar arası politika incelemesinin yerinde olamayacağı açıktır.<span id="more-1897"></span> Ayrıca, uluslar arası politika kavramı dikkate alınmaksızın yapılan bir siyasi tarih çalışması da globalleşen dünya ile ilişkilendirilemeyen olayların bir karmaşası olarak görülecektir.</p>
<p>Bu dönemde; dünya, güç dengesinde giderek daha önemli bir devlet olarak ortaya çıkan Çarlık Rusya ile Osmanlı Devleti&#8217;ni bir doğal yayılma alanı olarak kabul etmekte ve bu topraklardan yararlanarak güneyde sıcak denizlere açılma hedefi gütmektedir. Bu hedefe ulaşmak için ise; Osmanlı yönetimi altındaki Hristiyan toplumların hamisi rolünü oynamaktadır. Ayrıca, dönemin diğer iki başlıca gücü olan İngiltere ve Fransa da Osmanlı Ermenilerine Protestanlık ve Katolikliği kazandırmak amacındadır. Bu kapsamda; İngiliz ve Fransızlar İstanbul&#8217;da 1830&#8242;da Ermeni Katolik, 1847&#8242;de Ermeni Protestan kiliselerini kurdurmuşlardır. Rusya, İngiltere ve Fransa&#8217;nın Osmanlı Ermenilerine ve diğer Hristiyan toplumlara gösterdikleri bu ilginin gerisinde esas olarak Osmanlı Devleti&#8217;nin iç işlerine müdahale edebilmek ve İmparatorluğu parçalamak amaçlanmaktadır.</p>
<p>Ermeni sorunu yapı itibarıyla milliyetçilik hareketlerinin sonucu olarak Osmanlıların son döneminde ortaya çıkan ve geniş bir bölgeye tesiri olan bir azınlık meselesinden ziyade, Orta Doğuda nüfuz mücadelesinde bulunan, bu bölgede çıkar ve emelleri bulunan bütün devletleri ilgilendiren uluslar arası bir problem olarak karşımızdadır. Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun son döneminde yer alan bu ve diğer azınlık meseleleri de İmparatorluk tarafından üretilen siyasetlerle değil, dünya siyasal sisteminde meydana gelen savaşlar ve diplomatik mücadelelerle bugünkü durumuna gelmiştir.</p>
<p>Ermeni akademisyenler tarafından, büyük azim ve gayretlerle Doğu Anadolu&#8217;nun Ermenilerin asıl yurdu olduğu, Türklerin ise; bu bölgeyi asıl sahiplerinden zorla aldığı ve amaçlarına ulaşmak için de soykırım uyguladıkları yolundaki sözde iddiaları gündemdedir. Günümüzde uluslar arası arenada aynı tez kullanılarak Türklerin Kıbrıs&#8217;ta da aynı yola başvurduğu iddialarına şahit olunmaktadır. Belki bütün bunlar kitabın değerini bir ölçüde daha artırıp dünya siyasetinin takibinde tarih kavramının eksikliklerinin uluslar arası politika ile birlikte ele alınması gereğini ortaya çıkarmaktadır. Kitabın diğer bir üstün tarafı ise; konuyu Anadolu Ermenileri ile sınırlı tutmayarak, aynı sistematik içerisinde Kafkasya&#8217;ya uzanan yönlerini de incelemesidir. Ermeni sorununun, Kafkasya&#8217;ya bakan yönünü, 1990&#8242;larda başlayan Karabağ sorunu tam anlamıyla doğrulamakta ve canlı bir bakış kazandırmaktadır.</p>
<p>İlk bölüm uluslar arası politika teorisinden bahsetmektedir. Olay daha sonrasında bu teori çerçevesinde ele alınarak, sorunun oluştuğu uluslar arası ortam incelenmiştir. Bu bölümde özellikle 1815&#8242;li yıllardan sonra Avrupa&#8217;nın Osmanlı politikasının temelini oluşturan &#8220;şark meselesi&#8221;ne dikkat çekilmiş ve sonraki bölümlerde daha çok sorunun anatomisiyle ilgilenilmiş ve çerçevesi ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Ermeni yazarların ifadeleri tüm çelişkileriyle ortaya çıkarılmış ve diğer devletlerin çok değişken dış politikaları incelenmiştir. Uzun yıllar boyunca İmparatorluk topraklarında &#8220;millet-i sadıka&#8221; olacak kadar iç içe yaşayan bir topluluğun hangi nedenler ile bir &#8220;sorun&#8221; olarak nitelendirilmeye başlandığı belirtilmiştir. Son bölümlerde olayın çözümlenmesine dair analizler gündeme gelmiş ve dikkat bir yönüyle Ermeni sorununun bir dönüm noktası olan 1917 yılına çevrilmiştir. Sovyet devrimi ile meydana gelen global değişim yeni bir boyut kazanmış ve Ermeni sorununun Anadolu merkezli olmaktan çıkarak Kafkasya ekseninde yer aldığı belirtilmiştir.</p>
<p>Sonuç olarak &#8220;yeni dünya düzeni&#8221; adı altında yaşanan tüm karmaşa, bazı güçlerin 19ncu yüzyıl &#8220;Sömürgeci Batı&#8221; geleneklerini kötü bir şekilde devam ettirme inatlarıdır. Kitap ayrıca bu konu üzerinde okunabilecek geniş bir kaynakçayı da içermektedir.</strong><br />
<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/uluslararasi-boyutlarda-anadolu-ve-kafkasya-ekseninde-ermeni-sorunu-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ufak Şeyleri Dert Etmeyin kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufak-seyleri-dert-etmeyin-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufak-seyleri-dert-etmeyin-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2008 09:03:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[u]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufak-seyleri-dert-etmeyin-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[İ&#8221;Don&#8217;t Sweat The Small Stuff &#8230; and it&#8217;s all small stuff&#8221; özgün adlı eserin Türkçe adı &#8220;Huzurlu Olmak İstiyorsanız Ufak Şeyleri Dert Etmeyin Hepsi de Ufak Şeylerdir&#8221; yazarın vermek istediği mesajların özlü ifadesidir. Stres danışmanı olan yazarın, stresi yenebilmek ve mutlu yaşayabilmek için önerdiği stratejileri ve davranış modellerini içeren kitap 234 (19.5&#215;13.5 cm) sayfadır. Önerilenler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" align="center" width="100%" cellPadding="6" cellSpacing="0" id="post15525159" class="tborder">
<tr vAlign="top">
<td style="border-right: #d1d1e1 1px solid" id="td_post_15525159" class="alt1">
<p id="post_message_15525159"><strong>İ&#8221;Don&#8217;t Sweat The Small Stuff &#8230; and it&#8217;s all small stuff&#8221; özgün adlı eserin Türkçe adı &#8220;Huzurlu Olmak İstiyorsanız Ufak Şeyleri Dert Etmeyin Hepsi de Ufak Şeylerdir&#8221; yazarın vermek istediği mesajların özlü ifadesidir. Stres danışmanı olan yazarın, stresi yenebilmek ve mutlu yaşayabilmek için önerdiği stratejileri ve davranış modellerini içeren kitap 234 (19.5&#215;13.5 cm) sayfadır. Önerilenler, yazarın kişisel yaşamından ve müşterilerinin yaşamlarından kesitlerle örneklenmiş ve açıklanmıştır.<br />
Yazara göre; günlük yaşamlarımızda karşılaştığımız &#8220;ufak şeyler&#8221; denilebilecek pek çok olumsuzluk vardır. Bunları dert etmeyerek, daha sevecen ve ılımlı olabilmek için kendinizde daha çok enerji bulacaksınız. Yaşamın güzelliğini ve büyüsünü tümüyle ıskalamayacaksınız.<br />
Kusursuz olmayabileceğinizi kabullenin. Dikkatinizi yalnızca kusurlara yöneltmeniz, sizi sevecen ve ılımlı olmaktan uzaklaştırır. Elinizden gelenin en iyisini yapın, ancak kendinizi yalnızca yaşamdaki yanlışlara kaptırmayın. <span id="more-1896"></span>Bir işi daha iyi yapmanın mutlaka bir yolu vardır. Bu, mevcut durumun iyi yönlerini göz ardı etmenizi gerektirmez. Her alanda kusursuz olma arayışını bıraktıkça, yaşamın içindeki kusursuzluğu keşfedeceksiniz.<br />
Telaşlı, korkulu ve yarış halinde yaşamanın nedenleri; sevecen, sakin olunursa hedefe ulaşılamayacağı korkusu ile tembelleşip, işe kayıtsız kalınacağı endişesidir. Doğru olan, tam tersidir. Korku ve telaş sağlıklı düşünmeyi, motivasyonu ve yaratıcılığı köreltir. Oysa iç huzurunuz varsa, çeşitli ihtiyaç, tutku ve endişeler sizi daha az rahatsız eder; hedefe daha iyi yönelirsiniz.<br />
Olumsuz ve güvensiz düşünme çok çabuk kontrolden çıkar. Aklınızdaki küçük kartopu büyüyerek çığ haline gelmeden kontrol altına alınız. Ayrıntılara girmek, günlük işlerin altında ezildiğinizi düşünmek sizi daha da gerginleştirir; kartopu büyümeye başlar.<br />
Başkalarını sevme kapasitenizi geliştirmek, hayata bakış açınızı oluşturmada en önemli adımdır. Bu, kendinizi başkalarının yerine koymanızı, kendi durumunuzu bir tarafa bırakmanızı gerektirir. Sevginin iki ögesi niyet ve o niyeti eyleme dönüştürmedir.<br />
Kim olursanız olun, ne iş yaparsanız yapın dünyada hiçbir şey sizin ve sevdiklerinizin mutluluğundan önemli olamaz. Yeterince dikkat verirseniz, her iş zamanında bitirilir. Her işi tamamlama saplantınız olmasın. Unutmayın, öldüğünüz zaman hâlâ listenizde tamamlanmamış işler olacaktır.<br />
Söze başlamadan önce karşınızdakinin konuşmasını bitirmesine izin verin. Bu basit davranış, yaşamınızdaki insanlarla aranızdaki etkileşimi olumlu etkileyecek, hem karşınızdakini hem de sizi rahatlatacak, karşılıklı konuşmalarınız keyif verecektir. Bu da, sevecen ve ılımlı olmanın en kolay yoludur.<br />
İyilik yapmak güzeldir. Birine yaptığınız iyiliği kendinize saklayarak, bu güzelliğin çok daha büyülü yanını yaşayınız.<br />
Aşırı ilgiye duyduğumuz ihtiyaç, içimizdeki bencil yanımızdır. İlgi odağı olma hevesinizi kurutursanız, dikkatleri üstünüze toplama ihtiyacının yerini, bunu başkalarına bırakmaktan doğan sessiz bir iç huzur alır.<br />
Geçmişteki sorunlarımız ile geleceğe yönelik endişelerimiz yaşadığımız ana hükmettiği sürece, o anı yaşayamayız; kaygılara kapılıp, bunalıma gireriz. Oysa yaşam, biz başka plânlar yapmakla meşgulken olagelen şeylerdir. Sahip olduğumuz ve kontrol edebileceğimiz tek zaman, içinde bulunduğumuz andır. Aklımızı yaşadığımız ana verebilirsek, içimizden korku ve endişeyi atabiliriz.<br />
Karşınıza çıkan herkesin olumlu ya da olumsuz size bir şey öğrettiğini düşünün. Görevinizin, yaşamınızdaki insanların size ne öğrettiğine karar vermeye çalışmak olduğu yaklaşımını alışkanlık edinirseniz, daha az sinirlenecek ve rahatsız olacaksınız.<br />
Haklı çıkma ihtiyacı, başkasının hatalı olduğunu kanıtlama arzusu, çevremizdekileri sürekli savunmaya yönelteceği gibi, bizi de baskı altında tutar. İnsanın gerçekten haklı çıkmak istediği durumlar da vardır. Temel ilkelerinizden ve yüreğinizde biçimlenen fikirlerden ödün vermeyiniz; ama bırakın çoğu zaman başkaları haklı oluversin.<br />
Sabırlı olma, sevecen ve geçimli bir benlik yaratma yolunda önemlidir. Daha da sabırlı olabildikçe, yaşamın istediğiniz gibi olmasında ısrarı bırakıp, mevcut durumu kabullenmeye başlarsınız. Bilinçli egzersiz programıyla çok geliştirilebilecek, bir yürek işi olan sabır, başka insanların kötü niyetli olmadığını görebilmektir de.<br />
Küçük kırgınlıklara dört elle sarılmayın. Kırıldığınız kişilere sevgi elini önce siz uzatın. Gönlübol olmayı, haklı olmaya yeğleyin. Haklı olmak, kendinizi mutlu etmekten daha önemli değildir.<br />
Karşılaştığınız olumsuzlukların bir yıl sonra bir önemi olup olmayacağını sık sık kendinize sorun. Bunların yaşamınızı hiç etkilemeyen küçük ayrıntılar olduğunu görmeniz, size ihtiyacınız olan görüş açısını kazandıracaktır.<br />
Hayatın adil olmadığını, hiçbir zaman da olmayacağını kabul edin. Bu gerçeği kabullenmek, bizi elimizdeki imkânlarla en iyisini yapmaya zorlar; kendimize ve başkalarına acımamıza engel olur; acıma duygusunun yerini şefkat alır.<br />
Ara sıra hiçbir şey yapmamaktan dolayı can sıkıntısı duymak yararlıdır. Çok geçmeden yerini huzura bırakır. Kısa bir süre hiçbir şey yapmamanın güzelliği, bize aklımızı netleştirip, gevşemeyi öğretir.<br />
Mevcut durumdaki stres düzeyimiz, strese dayanma gücümüze eşittir. İnsanlara strese dayanma gücünü artırmayı öğretirseniz, o oranda stresleri artacaktır. Daha çok gerilim ve sorumluluk üstleneceklerdir. Strese boğulmuş kişinin kendine gelebilmesi için hayati sağlık sorunu, terk edilme gibi ciddi olaylar gerekir. Stres düzeyiniz azalırsa, zihniniz açıksa daha verimli olursunuz. O halde stresi kontrolden çıkmadan fark edin.<br />
Her hafta birkaç dakikanızı ayırıp, yüreğinizin sesiyle bir mektup yazmak, herkese çok yararlı olur. Bu tanımadığınız biri de olabilir, yazdığınızı göndermeyebilirsiniz de. Amaç, sevgi ve minnet duygularınızı ifade etmektir.<br />
Zaman zaman kendi cenazenize katıldığınızı hayal edin. Bu, hâlâ fırsatınız varken geride kalan hayatınıza bir bakıp, geleceğe ilişkin önemli değişiklikleri yapma fırsatı verecektir size.<br />
Hayatın acil bir durum olmadığını sıkça tekrarlayın, onu acil yaşamayın. Aksi durum hem kendinizin, hem çevrenizdekilerin hayallerini ve beklentilerini yok eder.<br />
Zihninizde özel bir bölüm açın. Bu bölüm, bir olayı hatırlamanız ya da benimsediğiniz bir anlayışı öne çıkarmada çok işe yarayacaktır. Bu yöntemle, sorunu zihninizde hafifçe tutacak, ancak etkin bir şekilde onu düşünerek enerji kaybetmeyeceksiniz.<br />
Her gün birkaç dakikanızı, teşekkür edecek, minnet duygularınızı belirtecek birilerini düşünmek için ayırın. Her gün birkaç dakikanızı, seveceğiniz birini düşünmeye harcayın. Her gün en az bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin. İnsanları sevdiğinizi belirtmek için en iyi zaman şimdidir, beklemeyin, geç kalabilirsiniz. İster doğrudan, ister telefonla ya da mektupla.<br />
Tanımadığınız birilerini de kendinizden pek farklı olmayan insanlar gibi kabul edin. Onlara hem saygılı, hem de bir gülücük ve göz temasıyla davranın. İnsanların ne kadar birbirine benzediğini ve içlerindeki masumiyeti görürsünüz.<br />
Her gün kendinize ayıracağınız sessiz zaman, sizleri gevşetir ve rahatlatır. Ayrıca günde beş on dakikalık eğitimlerle zihni sakin ve sessiz hale getirebilirsiniz. Bunun için uygun yol meditasyon ya da yoga olabilir.<br />
Sizleri gerçekten sinirlendiren birini minik bir çocuk ya da yüzlük bir yaşlı olarak düşünün. Unutmayın ki, çocukların hata yapması doğaldır, bizim de yüz yaşına gelmemiz için çok fazla zaman yoktur.<br />
Önce karşınızdakileri anlamayı hedefleyin. Sizin anlaşılmanız o zaman daha kolay olacaktır. Etkili iletişimin temel felsefesi budur. Süreci tersine çevirmek, atın önüne arabayı koymaktır.<br />
İyi bir dinleyici olmanız, üstünüzdeki baskıyı azaltır. Bu rahatlığınız karşınızdakine de geçer; ilişkinizin kalitesi artar. Konuşmadan önce derin nefes alın, sıra bekliyor gibi atılmayın. Tartışmalarda önce karşıdakinin savını almaya çalışın.<br />
Uğrunda savaşacağınız şeyleri akıllıca seçerseniz, kazanmanız çok daha kolay olur. Farklılıkların olabileceği ilkesine karşı savaşmayın. Savaşacağınız şeylere bilinçli karar verin. Bunu başarırsanız, savaşma gereği duymayacağınız günler gelir.<br />
Moralimiz bozukken, bakış açımız çarpıklaşır, her şeyi olumsuz değerlendiririz. Ruh halimiz iyiyken her şeyin çok daha güzel göründüğünü unuturuz. Gerçek olanı; yaşamın hiçbir zaman insanın morali bozukken göründüğü kadar kötü olmadığıdır.<br />
Yaşama bir sınavmış gibi bakarsanız, karşınıza çıkacak engelleri gelişmeniz için bir fırsat olarak görmeye başlarsınız; daima başarma imkânınız vardır. Ama bu engelleri mutlaka kazanılması gereken savaşlar olarak görürseniz, mutluluğu pek sık tadamayabilirsiniz.<br />
Övgü ve yergi aynı şeydir şeklinde düşünürseniz, herkesi her zaman memnun edemeyeceğiniz gerçeğini kendinize de hatırlatmış olursunuz.<br />
Rastgele iyilikler yapmak, karşılık beklemeden bir şey vermenin sevincini tatmak için etkili bir yoldur. Özellikle de bunu kimsenin bilmediği zaman.<br />
Bir davranışın ardında yatan nedene bakmak, tahmin edilenden de kolaydır. Zaman zaman olumsuz davranışları bağışlamayı bilmeli. Sevgi, davranışlara bağlı kalmaz. Masum yerine çoğu zaman suçlu görme eğilimimiz vardır. Masumiyeti görebilmek, bir dönüşüm yapabilmenin en önemli gerecidir. Antropolog olun; insanların ön yargısız yaşam ve davranış tercihlerine ilgi duyun. Çok iyi düşünün, hepimizin çok farklı olduğu gerçeğine saygı gösterin.<br />
Alçak gönüllü olmak, iç huzurun ayrılmaz bir parçasıdır. Kendini kanıtlama çabası, diğer insanları sizden uzaklaştırabilecek tehlikeli bir tuzaktır. Kapılmayın.<br />
Yaptığınız her işin çetelesini tutmayın. Hep yaşamın içindeki ve ilişkilerdeki eksikleri, çatlakları bulup ortaya çıkarmaya çalışmayın.<br />
Sizi çok zahmete sokmayacak, ancak yine de birisine yararı dokunacak şeyler düşünün. Kendinize bir yardım düzeni oluşturun. Kişisel doyum ve çevreye örnek olma en büyük ödülüdür. Postayla evlât edinin, her ay yardım edin, yazışın.<br />
Sınırlar öne sürmeyin. Bir şeyin gerçek ya da sizin için erişilmez olduğuna karar verirseniz, daha sonra kendi yarattığınız bu engeli aşmanız çok zor olur.<br />
İnatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın. Bu sizi güçsüz yapmaz, daha da güçlendirir.<br />
Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin. Eleştiriye savunma refleksiyle karşılık vermeyin, bilinçli olarak kabul edin. Bunun kazancının bedelinden daha fazla olduğunu göreceksiniz.<br />
Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın. Böylece, çevrenizdekileri daha iyi anlayacak, daha sevecen ve uysal olacak, daha çok şey öğrenecek ve en önemlisi kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.<br />
Her şeyin bir başı ve bir sonu olduğunu unutmazsanız, sevdiğiniz şeylerin beklemediğiniz anda yok olması durumunda çok üzülmezsiniz.<br />
Nereye giderseniz gidin, eğilimleriniz sizinle olacaktır. Dolayısıyla, huzurlu ve mutlu olacağınız ortam, bulunduğunuz ortamdır. Bulunduğunuz konumda mutlu olmaya bakın, mutluluğu koşullara bağlayarak ertelemeyin.<br />
Daha ılımlı bir sürücü olun. Her ortamda rahatlayabilme imkânlarını iyi kullanın. Yaşamı bir melodram olarak görmeyin. Ufak şeyleri büyütmeyin. Aynı anda birkaç şeyi yapmaya kalkmayın.<br />
Mutlaka kendi görüşlerinizden farklı kitap ve makaleler de okuyun, bir şeyler öğrenmeye çalışın. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye ve onların önerilerine açık olun.<br />
Öfkenizin kabarmaya başladığını hissettiğiniz an, derin nefes alıp vererek içinizden ona kadar sayın. Tartışmalı ortamlarda kendinize hakim olmaya çalışın.<br />
Plânlarınızda esnek olun. Gerektiğinde plânın bir parçasının değişebileceğini unutmayın. Sahip olmak istediklerinize değil, sahip olduklarınıza odaklanın. Olumsuz ve üretken olmayan düşüncelerinizi ciddiye almayın.<br />
Hizmet vermeyi yaşamınızın ayrılmaz bir parçası haline getirin. Bunun en güzel yolu, en basit olanı, günlük yaşamda gerçekleştirilen gösterişsiz, kimi zaman fark edilmeyen küçük iyiliklerdir. Yaptığınız iyiliklerin karşılığını istemeyin ve beklemeyin. Yardım etmeye çalışırken dikkatinizi küçük şeylere yöneltin.<br />
Boyutları ne olursa olsun sorunlarınızı, yaşamın ayrılmaz bir parçası ve öğretmenleriniz olarak görün. Aksi durumda, stres yaratmaları kaçınılmazdır.<br />
Varlığınızı olumlu ve olumsuz tüm yönleriyle kabullenin. İnsanca hata yaptığınız anda bile, bakış açınız doğru ise, hayli yol almışsınız demektir. Başkalarını suçlamaktan kaçındığınız an, yaşam daha mutlu olacaktır.<br />
Bundan belli süre sonra dünyada bambaşka insanlar olacağını unutmayın. Bu, stresli anlarımızda bize bir perspektif sağlar. Yüzünüz güldükçe, yaşam daha eğlenceli olur. Koşulsuz sevebilmek önemlidir. Bir bitki yetiştirmeniz koşulsuz sevgi duymanız için bir fırsattır. Sevginin müthiş bir dönüştürücü gücü vardır.</p>
<p>Sözde başarılara kendinizi kaptırmayın. Anlamlı başarıyı kendinize göre tanımlayın. Duygularınıza kulak verin. Topu size atarlarsa, tutmak zorunda değilsiniz. Böylece yaşamınızdaki stresi hayli azaltırsınız.<br />
Her şeyin başlangıcı ve sonucu olduğunu, gelip geçici olduğunu unutmayın. Yaşam birbiri ardından gelen durumlar bütünüdür. Yaşadığınız anı değerlendirin. Yaşamınızı sevgiyle doldurmak için ilk çabayı siz gösterin. Sevginin ödülü kendisidir.<br />
Sürekli daha fazlasına sahip olmak arzusu doyumsuzluk yaratır. Bunun sonu yoktur. Mutluluğun en güzel ölçüsü, sahip olduklarınızla ne istediğinizi ayırt edebilmektir.<br />
Kendinize gerçekte önemli olanın ne olduğunu sık sık sorun. Kendinize bunu hatırlatmak, önceliklerinizi doğru sıralamanızı sağlar.<br />
Yüreğinizin sezgisine güvenin. Yürek sezginizin size yanlış cevaplar vereceği korkusunu yener ve ona güvenmeyi öğrenirseniz, yaşamınız gerçekten olması gerektiği gibi büyülü bir serüven haline gelecektir. Yaşam keyfinizi ve sağ duyunuzu saran engelleri yok edecektir. Yüreğinizin gönderdiği mesajı hemen eyleme geçirin.<br />
Hayatın belirlediğiniz gibi olmasında ısrar etmeyin, olduğu gibi kabul edin. Günlük yaşamın zorlukları içinde yüreğinizi açın. Kendi işinize bakın. Bu sadece başkalarının sorunlarını çözme isteğinden kaçınmak değildir. Bu ilke sayesinde dedikodudan kaçınırsınız, birilerinin arkalarından konuşmaktan kaçınırsınız.<br />
Yaşamdan ne istersek onu görürüz. Kusurları da, çirkinlikleri de, güzellikleri de. Olağan şeylerde olağanüstülüğü ararsanız, bunu görmeyi de öğrenebilirsiniz. Hayatın kendisi çok değerli ve olağanüstüdür. Bu noktaya dikkatinizi verirseniz, küçük ve olağan şeyler yepyeni anlam kazanır.<br />
Her gün kendinize kısa bir zaman ayırıp, uğraşmak istediğiniz şeyle değerlendirin. Önemli olan bu süreyi programınıza yerleştirmek ve buna uymaktır.<br />
Bu günü son gününüzmüş gibi yaşayın, öyle olabilir. Kimsenin ne kadar ömrü olduğunu bilmesi mümkün değil. Ne yazık ki, sonsuza dek yaşayacakmış gibi davranırız. Yapmayı çok istediğimiz şeyleri erteler dururuz. Son gününüzmüş gibi derken, her şeye kayıtsız kalın, sorumluluklarınızı bir yana bırakın denilmek istenmemektedir. Amaç, yaşamın değerini hatırlatmaktır. Ufak şeyleri dert etmeyin. Kendinize çok değer verin.<br />
</strong></p>
<p><!-- / message --></td>
</tr>
<tr>
<td style="border-right: #d1d1e1 1px solid; border-top: #d1d1e1 0px solid; border-left: #d1d1e1 1px solid; border-bottom: #d1d1e1 1px solid" class="alt2">  </td>
<td align="right" style="border-right: #d1d1e1 1px solid; border-top: #d1d1e1 0px solid; border-left: #d1d1e1 0px solid; border-bottom: #d1d1e1 1px solid" class="alt1"><!-- controls --></td>
</tr>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufak-seyleri-dert-etmeyin-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ufacıktım kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 May 2008 18:22:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[u]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Ana babası tarafından kutsanmıs dördüncü çocuktu romanımızın küçük kahramanı. Dogarken kutsanmak bir Hıristiyan gelenegidir. Dagların arasındaki köyden biraz uzakta yasayan bir ailenin çocuguydu Minu. Bu meraklı, ögrenme istegiyle yanıp tutusan çocuk, yatakta uyumayı beklerken bile “Insan nasıl uyur, bunu görmem gerek.” düsüncesi içinde. Bu merak bazı zamanlarda da onu zor durumlara sokmustur. Köyde en büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ana babası tarafından kutsanmıs dördüncü çocuktu romanımızın küçük kahramanı. Dogarken kutsanmak bir Hıristiyan gelenegidir.<br />
Dagların arasındaki köyden biraz uzakta yasayan bir ailenin çocuguydu Minu. Bu meraklı, ögrenme istegiyle yanıp tutusan çocuk, yatakta uyumayı beklerken bile “Insan nasıl uyur, bunu görmem gerek.” düsüncesi içinde. Bu merak bazı zamanlarda da onu zor durumlara sokmustur.<br />
Köyde en büyük tehlikelerden biriymis kurtlar. Annesi ve kardesleri hep ona bunu ögütlemisler. Karanlık ve kardan bembeyaz kesilmis bir geceydi. Böyle zamanlarda evden dısarı çıkmak yasaktır. Odada kardesleriyle birlikte babasını bekleyen Minu’nun yanına birden annesi gelir.<span id="more-1836"></span> Annesi merakla kulak kabartmaktadır. Uzaklarda birseylerin sesini dinler gibi bir hali vardır. Büyük agabeyde ona katılınca “Acaba insan en fazla ne kadar uzaktan gelen sesi duyabilir?” sorusu Minu’nun aklını kurcalamaya baslar. Ama köpek havlamaları ve hırlamalarıyla birlikte atılıp kosturma sesleri dalgınlıgını alır. Anne, o anda “Kurt!” diye haykırdı. Minu’nun hep korktugu ama bir türlü göremedigi kurda ilk kez bu kadar yakındı. Annesinin sesi titriyordu. Bütün kardesler kapıları kitliyor iken Minu pencereden sarkmıs kurtları izliyordu ki ayaklarının altındaki tabure kaymıs asagıya yavasça yuvarlanmıstı. Soluksuz oldugu yerde samanlıga düsen Minu kurtlardan uzaktı ama büyük bir ceza bekliyordu onu. Samanlıkta karanlıkta bekletilecek, hapsedilecekti.<br />
Karanlıktan korktugu için gizliden yanına aldıgı gaz lambasıyla cezaya girmisti. Samanlıkta karanlıkta bekletilecek, hapsedilecekti.<br />
Karanlıktan korktugu için gizliden yanına aldıgı gaz lambasıyla cezaya, samanlıga girmisti. Samanlıga gaz lambasıyla girmek büyük bir hataydı. Ya lambayı söndürmeden uyursa&#8230; Nitekim öyle oldu ve devirdigi gaz lambası yüzünden, üstelik kendiside içerideyken yangın çıktı. Çaresiz kalan hiçbir yere gidemeyen Minu öylece bekliyordu ki alevlerin arasından bir karaltı geldi ve onu dısarıya attı. Agabeyiydi bu. Öylece çimlerin üzerinde yatan Minu gökyüzüne dalmıs, alevlerden uzak bir yerde yıldızları izliyordu. Dısarıda bir kosusturma vardı. O içinden “Eger Tanrı varsa simdi beni ve ailemi kurtarsın.” dedi, ama bu o kadar zordu ki. Ve sonra Minu küçük bir çocugun ilk ögrenmesi gerekenin herseyi tanrıya bırakmamak oldugunu anladı ve hayatının bu ilk önemli dersine daha yenilerini, daha da önemlilerini eklemek üzere agabeyininde yardımıyla ayaga kalktı ve yeni bilgilere dogru ilk adımı attı.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Umut Bir Yöntem Olamaz.(Gordon Sullıvan )kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/umut-bir-yontem-olamazgordon-sullivan-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/umut-bir-yontem-olamazgordon-sullivan-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 May 2008 08:43:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[u]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/umut-bir-yontem-olamazgordon-sullivan-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[Çalışmanın başından sonnuna dek ABD Kara Kuvvetleri’nden övgü ile bahseden yazar,eserin ilk bölümünde Kara Kuvvetleri’ni gerçekleri ile birlikte örnek göstermiştir.Hem yönetim sistemini , hem deiderlik kültürünü yeniden yapılandırmada en iyiye ulaşmış olan Kar Kuvvetlerinin,yöneticilikle ilgili yeni olgular konusunda iş dünyasına önderlik debileceği bir gerçektir.Çünki dönüşüm Kar Kuvvetleri’nin oldu ğu kadar sivil şirketlerin de problemidir. “Acaba [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çalışmanın başından sonnuna dek ABD Kara Kuvvetleri’nden övgü ile bahseden yazar,eserin ilk bölümünde Kara Kuvvetleri’ni gerçekleri ile birlikte örnek göstermiştir.Hem yönetim sistemini , hem deiderlik kültürünü yeniden yapılandırmada en iyiye ulaşmış olan Kar Kuvvetlerinin,yöneticilikle ilgili yeni olgular konusunda iş dünyasına önderlik debileceği bir gerçektir.Çünki dönüşüm Kar Kuvvetleri’nin oldu ğu kadar sivil şirketlerin de problemidir.<br />
“Acaba Kara Kuvvetlerinin uyguladığı yönetim metodları iş dünyası içinde geçerli olabilir mi?” Yazarın bu soruya cevabı olumlu,çünkü Kara Kuvvetleri’nde ve iş dünyasında koşullar ve sorunlar örtüşmektedir.Şöyle ki:<span id="more-1749"></span><br />
-Rekabet ortamı hızla değişmektedir,<br />
-Gelişen teknoloji,yeni olanaklar aynı zamanda zorluklar yaratmaktadır,<br />
-Elemanların teknik becerileri ve ekip çalışması yetenekleri sürekli geliştirilmelidir,<br />
-Talepler bize beklenmedik görevler yüklemektedir,<br />
-Mali baskılar ,büyük çaplı maliyet kısıntılarını ve küçülmeyi zorunlu kılmaktadır.<br />
Bu benzerliklerin yanısıra Kara Kuvvetleri ile,öteki örgütler arasında farklar da vardır.Ancak ,önemli olan benzerliklerin daha fazla olmasıdır.En önemli benzerlik te “Lider” gerçeğidir. Bu nedenle General Eisenhower gibi bir lideri etkin kılan özelliklerin büyük bir kısmı, General Electric’den Welch ve diğer yöneticilerce de kullanulmaktadır. Hepsinin asıl görevi geleceği yaratmaktır.<br />
Kendi geleceğimizi yaratmak, yarının belirsizliğinde başarılı olacak örgütler kurmakla mümkündür.Bu örgüt kurma süreci değerlere dayanan, vizyon tarafından biçimlendirilen, bir strateji tarafından yönlendirilen, iyi düşünülmüş, eyleme odaklanan ve yapılandırılmış eğitim aracılığıyla olgunlaşmış bir süreçtir.<br />
Yazar çalışmasının ikinci bölümünde ABD Kar Kuvvetleri’nin 1989 yılında başlayan,dönüşüm ihtiyacına değinmiştir. ”Berlin Duvarının yıkılmasıyla,Soğuk savaş dönemine özgü genel giderlerin azaltılması zorunluluğu doğdu.Kara Kuvvetleri küçülmek zorundaydı.Ne var ki,savaşa hazır olmayı muhafaza ederken,üçte birden daha fazla bir oranda ,600 bin kişilik bir azalma söz konusuydu.<br />
Bir kurum olarak Kara Kuvvetleri,misyonunun değişmekte olduğunu kavramaya başlamıştı. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ile karşı karşıya bulunan asker kuşağının hiçte alışkın olmadığı şeylerin yerine getirilmesi isteniyordu. Somali ve Ruanda’da insani yardım, Makedonya ve Sina’da barışı koruma,Kore ve Kuveyt’te caydırıcılık, metropollerde toplumsal huzuru sağlama, Türkiye, Küba gibi ülkelerde sığınmacı operasyonları, çevre felaketleri ile mücadele ve daha birçok başka ulusal ve çok – uluslu operasyon bu görevler arasındaydı.<br />
Berlin Duvarının yıkıldığı gün olan 9 Kasım 1989’dan beri Kara Kuvvetleri değerlerini ve savaşa hazır olma durumunu korumuştur, Ancak yeni ve çok daha geniş bir misyon tarafından yönlendirilmektedir. Modernizasyona ilişkin olarak yeni bir doktrine ve yaklaşıma sahiptir,liderlerini eğitmek ve yetiştirmek için yeni konseptler uygulanmaktadır.<br />
Eser,Liderlerin başarının zirvesinde iken aniden düşebileceklerini belirtmiş ve sebeplerini Liderlik Tuzakları ile açıklamıştır; yazar’a göre Liderlik Tuzakları şunlardır:<br />
1. İşleri aşırı iyi yapma : Herşeyi iyi yapan bir örgüte değişim gerekliliğini kabul ettirmek zordur. Büyüklük ve başarı,kendinden hoşnutluğa,miyopluğa ve sonunda da düşüşe yol açar. İyi liderler ,çevrelerindeki değişimin sürekli bir süreç olduğunu kavramak durumundadır.<br />
2. Yanlış işte Olma : Yanlış işte olma tuzağı,değişimin yol açtığı etkileri kavrayamamanın sonucudur. Bu tuzağa düşen lider genellikle bir değişim cereyan ettiğini fark eder,ama bunun önemini yanlış değerlendirir.<br />
3. Dünü Mükemmel Yapma : Dışardaki değişime ayak uyduramamanın bir başka biçimi de Dünü Mükemmel Yapmadır.Dünü mükemmel Yapan lider,çoğu kez değişim yapmaya ,hatta büyük “ilerleme“ göstermeye çok isteklidir,ancak sürekli eski koşullara göre düşünür.Böyle bir lider büyük bir “sabitleyicidir” ve çoğu kez performansı kesin standartlara göre ölçmek için denetim ve kontrol sistemini oluşturmuştur.<br />
Bu üç tuzağın ortak bir yanı vardır. İster savaş alanında ister yönetim kurulu odasında olsun,lider geleceği doğru tespit edememiştir, çünkü kısa vade ,onun için daha önemlidir.<br />
Artık yöneticilikle liderlik arasındaki fark herkes tarafından bilinmektedir. Liderlik üç boyuta sahiptir. Yönetmek,geleceği yaratmak ve ekip kurmak. Tüm bunlar için lider, düşüncenin gücünü kullanabilmelidir. Çünkü bugün, çok yönlülük ve esnekliğin uzmanlıktan çok daha değerli olduğu bir dünyada yaşamaktayız.<br />
Etkin bir lider; liderlik Eylem Çevrimi’ni her ortamda kullanır. Bu çevrim en basit şekliyle şöyle açıklanabilir:<br />
Liderlik Eylem Çevrimi : Bir Tnk. K.ı önce çevresini gözlemler,bir tehdit unsuru saptadığında buna yönelir ,karar verir ve eyleme geçer. Üst düzey yöneticisi de Tnk.K.na benzer şekilde “Liderlik Eylem Çevrimi” dediğimiz beş adımlı bir yol izler.<br />
- Gözle : Liderlik eylem çevrimi,gözlemekle başlar.Bu aşamada lider,”Ne oluyor ?” “Ne olmuyor?” sorularına cevap arar.<br />
- Düşün : Fikir üretme sürecidir.Bu aşamada lider hedef belirler.<br />
- Karar Ver : Lider,hedefin nasıl ele geçirileceğine karar verir.<br />
- Harekete Geç : Örgüt liderin kararlarını yerine getirmeye başlar.<br />
- Öğrenme : Bu süreçte lider ve örgüt, daha etkin olabilmek için davranışlarında değişiklikler yapar.Kararlarını yeniden düzenler ve hedefleri yeniden belirler.<br />
Bir liderin cesaretle cevaplaması gereken sorular şunlardır:<br />
- Zamamınınızı örgütünüzün gelenekçi bölümleriyle mi,yoksa yenilikçi bölümleriyle mi geçiriyorsunuz.?<br />
Deney yapma ve öğrenmeyi teşvik ediyor musunuz?<br />
Risk alanları mı,yoksa işi alışıldık şekilde yapanları mı yükseltiyorsunuz?<br />
Yatırım bütçeniz geçmişe mi,yoksa geleceğe mi yönelik?<br />
Kısacası ,”yeninin “mi,yoksa “eskinin”mi bir parçasısınız?<br />
Bir lider, bu sorulara verdiği cevaplara göre kendini değerlendirebilir.<br />
Çalışması süresince sık sık Vietnam Savaşı’nı sorgulayan yazar, bu savaştan sonra büyük ölçüde bozulan K.K.lerini yeniden oluştururken öğrendikleri en önemli dersin, değerlerin önemini kavramak olduğunu ifade etmektedir. Değer;bütün askerlerin, kendilerinden daha büyük bir şeye kendilerini adamalarıdır.Paylaşılan değerler bugün K:K.nin temelini oluşturmaktadır.<br />
Çıkılan değişim yolculuğunda ,özü yani değerleri geride bırakmak,yapılabilecek en büyük hatadır. Bir liderin başarması gereken şey,gerçekleştirmeye çalıştığı şey ile ilgili,ahlaki bir bağıntı yaratmaktır. Etkin bir lider bir örgütü oluşturan insanların içinde derinlemesine kök salmış temel değerlerin,o örgütün özünü oluşturduğunu ve muazzam bir güç kaynağı olduğunu bilir.<br />
Eserin ilerleyen bölümlerde,askerin eğitim seviyesi hakkında yapılan değerlendirme özetle şöyledir:<br />
Bir askerin eğitilebilir olması için en az,başarılı bir lise mezunu olması gerekir. Vietnam Savaşından sonra bu esas hedef olarak belirlenmiş ve 1980’lerde amaca ulaşılmıştır. Körfez Savaşı bu prensibin gerekliliğini ispatlamıştır. Keza orduyu 1/3 oranında azaltırken kaliteli askerler bırakılıp,diğerlerinin terhis edilmesi ile ordu sayısal olarak küçülmüş,nicesel olarak büyümüştür.<br />
Geleceği yaratabilmek söylemi üzerinde her fırsatta durulmuş ve bu düşünceden hareketle VİZYON gündeme getirilmiştir.<br />
Geleceği görmek ,liderin sorumluluğudur. Geleceği yaratabilmek için ilk önce,onu “görmelisiniz. ”Lider kendisini zihinsel olarak geleceğe yerleştirir,aklın gözüyle dönüp geriye bakar. Bu,uzun mesafe koşucularının kullandığı bir tekniktir. Kendilerini “finiş”çizgisine koyar ve “geriye bakıp”kendilerini bu çizgiye doğru çekerler. Kendini finiş çizgisinde,gelecekte görme ,kazanmak için gerekli olan yoğun konsantrasyonu sağlar ve yarışın sürekli heyecan ve acısını azaltır<br />
Vizyon,bir gelecek anlayışıdır. Bugünün yeteneğinin ötesine geçen,bugün ile yarın arasında düşünsel bir köprüdür. Karanlıkta fener olabilmek için vizyon,geleceği insanların kolayca anlayabileceği şekilde tasvir etmelidir. Vizyon örgütün dönüştürülmesindeki birinci adımdır.<br />
Paylaşılan vizyon :<br />
- Topu varoluş duygusu yaratır.<br />
- Kalıcı amaç duygusu yaratır.<br />
- Bir başarı ölçütü içerir.<br />
- Günlük konuları aşmayı sağlar.<br />
- Lidere ve izleyicilerine eylem yetkisi verir.<br />
Geleceğin tasavvur edilmesi ilk önce liderin beyninde gerçekleşmeli,sonra da örgüt çapında konuşulmalı ve uygulanmalıdır. Düşünmek ve yapmak işlev süreci,bir bütündür. Bunu bir ordunun hedefine doğru ilerlemesine benzetebiliriz. Geleceği yaratmak için mücadele ederken,aynı zamanda yakın dönemdeki beklentileri de gerçekleştirmek zorundasınız.<br />
BUGÜN YARIN<br />
Liderler,gelecekten geriye bakmayı öğrenmek zorundadırlar. 1970 ve 1980’lerdeki K.K.leri liderleri,Basra Körfezi’nde başarılı orduyu bu prosesi uygulayarak yaratmışlardır.<br />
1998 Sonlarıda, düşünülmesi olanaksız olanı düşünmek üzere bir Planlama Grubu kuruldu. Devam eden silah indirimi görüşmeleri ve demokratikleşme sürecini de dikkate alan bu grup, kendisine şu soruyu sordu. Sonsuza dek Berlin’de kalacak mıyız? Cevap hayırdı. İşte bu cevap, Avrupa’daki birliklerin ABD içine çekilmesi, müteakiben ne yapılması gerektiği sorunlarında ön almayı sağlamıştır. Bu düşünce tarzı bir askeri güç planlama sürecinin başlatılmasını sağlamıştır. Bu düşünce tarzını “bir sonrakinden sonraki” olarak da tanımlayabiliriz.<br />
Örgütünüz bunalıma girdiğinde yaslanabileceğiniz bir vizyonu olmalıdır. Geleceği görememenin nedeni olarak pek çok şey gösterilse de, bu her zaman vizyon yoluğu ile başlar.<br />
Değerler ve vizyon ne kadar önemliyse de, olumlu değişimin gerçekleşebilmesi için bunların bir stratejiyle bütünleşmesi gerekir.<br />
Stratejinin esas özelliği, amaçlarla araçları birbirine bağlamasıdır. Stratejiyi bir köprü olarak düşünün. Değerler, köprü ayaklarının üzerinde yükseldiği dayanaklardır. Köprünün bu yakası bugünün gerçeğidir. Karşı yakasıda vizyondur. Stratejiniz ise bizzat köprünün kendisidir. Vizyonsuz strateji de anlamsızdır. Birlikte olduklarında ise, başarılı eylemin temelini oluşturacak bir yapı yaratırlar.<br />
Yazar müteakip bölümde “ekipte kurma”nın önemi üzerinde, durmuş ve “liderin en zor ve en zaman alıcı görevlerinden birisi de, ekip kurmak ve ekibi ayakta tutmaktır” fikrine yer vermiştir.<br />
Etkin lider, bağlaşıklar oluşturur ve ekipler kurar, liderliği örgüt çapında dağıtarak, duvarları, tabanları ve tavanları yok eder. Ekip oluşturmak, insanları güçlü bir sorumluluk duygusuyla donatır. Elemanların “Ben yaptım” yerine “Ekip kazandı / kaybetti” demelerini istenmelidir.<br />
Etkinliğin sağlanması için her ekip üyesi, kendisinden ve ekipten ne beklendiğini bilmek durumundadır. Onlara bu bilgiyi vermek çoğu zaman biz liderler tam olarak ne beklediğimizi bilmediğimiz için zordur.<br />
Neyin beklendiğini bildikleri zaman astlar büyük bir güvenle harekete geçer. Bu şekilde yetkilendirildikten sonra astlar, inisiyatif ister ve sorumluluk üstlenir.<br />
Lider sürprizlere hazır olmalıdır; Hiç kemse Berlin Duvarının yıkılacağını, Varoşa Paktı’nın ve Sovyetler Birliği’nin çökeceğini tasavvur etmemişti. Hayat beklenmedik dolu bir yolculuktur. Görevimiz, planlamaya ve güce daha büyük bir esneklik ve çok yönlülük getirerek, zaman geldiğinde tepki oluşturabilmek ve olayın üstesinden gelmektir.<br />
Dolayısıyla lider kendisini, yönettiği insanları ve örgütünü, sürprizlere karşılaşmaya, bunlarla baş etmeye hazırlamalıdır.<br />
Kitap aynı bölümde “Olasılık ve Senaryolar” ve “Tetik Noktaları” konusuna değinmiştir. Bu bölüm, KKT 101-5 Karargahta Teşkilat ve Çalışma Usulleri Talimnamesi’nde yer bulan Komutan Durum Muhakemesi’nin sivil kurumlara indirgendiği imajını doğurmaktadır.<br />
Yarın ile bugün arasında kurulacak dengenin başarıyı getireceğini savunan yazar, “Eğer bugüne fazla vurgu yaparsanız, yarınınızı bugünün yüzeysel bir tekrarı olmaya mahkum edersiniz, eğer yarına aşırı vurgu yaparsanız, yarının üzerine bina edileceği temelin altını oymuş olursunuz.” Demektedir.<br />
Sonuç itibarıyla lider, kaynakların ( zaman, enerji, eleman) bir kısmının geleceğe yöneltilmesi ve bugün ile yarın arasında bir denge kurması gerektiğini bilir.<br />
Kitap müteakip bölümde 1973 yılında kurulan Eğitim ve Doktrin K.lığından bahsetmektedir. Amaç okul sistemini, eğitim merkezlerini ve geliştirme faaliyetlerini biraraya getirmek ve böylece eğitim ve modernizasyon sorumluluğu tek bir örgütte toplamaktır.<br />
Bu bölümde, sadece atış ve sporun değil, her türlü görev için şartlar dikkate alınarak standar belirlemek gerektiği belirtilmiş ve Eylem Sonrası Değerlendirmesi ismi altında, Faaliyet Sonu İncelemesinin (FSİ) önemi vurgulanmıştır. Kitapta konu ile ilgili esaslar ayrıntılı şekilde verilmiştir.<br />
Örgütsel Öğrenme’yi sağlamak için bir paylaşma mekanizması gerekir. Bu maksatla II nci D.S.sırasında Marshall “Öğrenilen dersler” uygulamasını başlatmış, uygulama Kore ve Vietnam’da devam etmiş 1985’te K.K.leri çapında Öğrenilen Dersler Merkezi kurulmuştur. Kitapta konu ile ilgili esaslar verilmiştir.<br />
“İnsana Yatırım Yapmak” adlı bölümde, lider yetiştiren ve “Komutanlık Öncesi Kurs” olarak tercüme edilen, muhtemelen TSK bünyesinde yer alan Harp Akademileri dengi bir okul tanıtılmış, bu okulun eğitim sistemi açıklanmıştır. Buradaki ana fikir ise şu şekilde özetlenebilir.<br />
“Görevimiz bizden sonra örgüte önderlik edecek insanları yetiştirmektir ve buna örgütlerimizin gelecekte yansıtmasını istediğimiz değerleri vermekle başlarız. Lider yetiştirmek, örgütün bugününü ve yarınını kazanma yeteneğini güçlendirmek demektir. Lider yetiştirmek geleceğe temel atmak demektir.”<br />
SONUÇ :<br />
A. KİTABIN ANA FİKRİ :<br />
Her örgütü, öngörülmesi olanaksız bir gelecekte başarılı olmak üzere, yaratıcı ve uyumlu davranışları kendi kültüründe benimseyecek şekilde, dönüştürmek mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/umut-bir-yontem-olamazgordon-sullivan-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

