<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; y</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2009 16:19:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Yeni Ortaçağ</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yeni-ortacag.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yeni-ortacag.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2008 15:38:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yeni-ortacag.html</guid>
		<description><![CDATA[Yazar : Alain Minc Berlin Duvarı.nın yıkıldığı günün ertesi gazetelerde çıkan bir yazımda .benim çocuklarım Avrupa.da artık harbi değil, harpleri yaşayacaklar. diye yazdığım için ne çok alaycı ve aşağılayıcı tenkit almıştım. Avrupalıların “bir tehdit altında ama riski olmayan bir dünyadan, tehdidi kalmamış ama riskli bir dünya” dönemine girdiğimizi anlamaları için acaba daha kaç yıl geçmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazar : Alain Minc</p>
<p>Berlin Duvarı.nın yıkıldığı günün ertesi gazetelerde çıkan bir yazımda .benim çocuklarım Avrupa.da artık harbi değil, harpleri yaşayacaklar. diye yazdığım için ne çok alaycı ve aşağılayıcı tenkit almıştım.</p>
<p>Avrupalıların “bir tehdit <nobr><span target="blank" style="font-weight: bold; cursor: hand; color: #ff0000; line-height: 1.7; border-bottom: #ff0000 3px double" id="linkzHighlighted_1454">altında</span></nobr> ama riski olmayan bir dünyadan, tehdidi kalmamış ama riskli bir dünya” dönemine girdiğimizi anlamaları için acaba daha kaç yıl geçmesi gerekecek? Düzensizliği meydana getiren çok sayıda unsur var. Felaketlerin hepsi tabii ki aynı anda gelmeyecek, pek çoğu mantıksal bir zincir gibi belki birbirine bağlanmayacak ama geleceği tehdit ederek ve asgari bir düzen ümidini ortadan kaldırarak bizi yeni bir ortaçağa taşıyacak.<br />
<span id="more-2146"></span><br />
Öyle bir ortaçağ ki milliyetçilerin değil, kabilelerin egemen olduğu bir ortaçağ; toprak, kan ve kimlik sorunlarının yeniden gündeme geldiği bir ortaçağ. Çekler, Valonlar, Flamanlar, Slovaklar, Moldovlar, İskoçlar, Ermeniler, Katalanlar. Çekoslovakya’nın Çek ve Slovak diye bölünmesinden sonra Belçika’nın yakın bir gelecekte Valon ve Flaman diye bölünmesinin gündeme gelmeyeceğini kim garanti edebilir?</p>
<p>İtalya’nın Kavur Destanı’nı tersine çevirerek çok daha alışkın olduğu devletin altında İtalyan milleti yerine İtalyan Devletleri altında tek millet sistemine geri dönmesi daha muhtemel görünmektedir.</p>
<p>İskoçlar, Katalanlar, İrlandalılar, Basklar ve hatta Korsikalılar yeniden gündeme gelecektir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yeni-ortacag.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanlış giden ne oldu</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yanlis-giden-ne-oldu.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yanlis-giden-ne-oldu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2008 06:33:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yanlis-giden-ne-oldu.html</guid>
		<description><![CDATA[Yazar : Bernard Lewis Bernard Lewis Batı’nın en büyük Yakındoğu tarihçisi ve yorumcusudur. Orta Doğu (The Middle East) ve Tarihte Araplar (The Arabs in History) gibi kitapları Bölgeyi ve insanlarını anlamak isteyen herkesin okuması gereken kitaplardır. Şimdi Lewis Yanlış Giden Ne Oldu ?’yu (What Went Wrong) sunmaktadır; İslam’ın beş altı asır öncesindeki bilimsel liderliğinden, günümüzün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="post_message_14402236">Yazar : Bernard Lewis</p>
<p>Bernard Lewis Batı’nın en büyük Yakındoğu tarihçisi ve yorumcusudur. Orta Doğu (The Middle East) ve Tarihte Araplar (The Arabs in History) gibi kitapları Bölgeyi ve insanlarını anlamak isteyen herkesin okuması gereken kitaplardır. Şimdi Lewis Yanlış Giden Ne Oldu ?’yu (What Went Wrong) sunmaktadır; İslam’ın beş altı asır öncesindeki bilimsel liderliğinden, günümüzün sadece görünüşte çağdaş olan “yoksul, zayıf ve bilgisiz” çirkin tiranlıklarının hüküm sürdüğü bir konuma nasıl düştüğünü incelemektedir.<span id="more-2142"></span></p>
<p>Yüzyıllarca İslam, dünyanın en büyük, en açık, en aydınlık, en güçlü uygarlığı olmuştu. Sonra her şey değişti, küçümsenen Batı, önce savaş alanında, sonra ekonomik alanda ve nihayet <nobr><span target="blank" style="font-weight: bold; color: #ff0000; line-height: 1.7; border-bottom: #ff0000 3px double" id="linkzHighlighted_1463">özel</span></nobr> ve toplumsal yaşamın hemen her alanında zafer üstüne zafer kazandı.</p>
<p>Giriş ve Sonuç Bölümleri dışında yedi bölümden oluşan eserinde Bernard Lewis, Arap-Avrupa etkileşiminin, askeri, ekonomik, kültürel boyutlarının bir zaman dizinini ortaya koymaya çalışmaktadır. En dramatik geriye gidiş bilimde gerçekleşmiş olmalı, demektedir. “Mürit olanlar şimdi öğretmen oldular, üstad olanlar öğrenci oldular, genelde isteksiz ve gücenik <nobr><span target="blank" style="font-weight: bold; color: #ff0000; line-height: 1.7; border-bottom: #ff0000 3px double" id="linkzHighlighted_1493">öğrenciler</span></nobr>.”</p>
<p>Günümüzün Arap ülkeleri içinde bulundukları kötü durum nedeniyle Batı emperyalizminden Yahudilere kadar uzanan birçok dış suçluyu kınamaktadırlar. Buna karşın Lewis ne diyor? 11 Eylül’ün tarihi arka yüzünü anlamak isteyen herkesin bu kitabı veya en azından bu özeti okumaları çok yararlı olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yanlis-giden-ne-oldu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüzüklerin Efendisi kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yuzuklerin-efendisi-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yuzuklerin-efendisi-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 14:42:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yuzuklerin-efendisi-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[J.R.R. TOLKIEN 1.YÜZÜK KARDEŞLİĞİ Bundan yıllar önce Orta Dünya adlı bir coğrafyada yaşanan bir olay anlatılıyor bu kitapta.İyilik ile kötülük arasında paylaşılamayan ise basit ve görünüşünde hiçbir özelliği olmayan bir yüzüğün öyküsü. Yüzüğün tek özelliği parmağına taktığı kişiyi görünmez yapmak. Ama bu yüzüğü elde etmek isteyenlere bakarsak bunun hiç de dıştan göründüğü gibi yalnızca basit [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>J.R.R. TOLKIEN<br />
1.YÜZÜK KARDEŞLİĞİ<br />
Bundan yıllar önce Orta Dünya adlı bir coğrafyada yaşanan bir olay anlatılıyor bu kitapta.İyilik ile kötülük arasında paylaşılamayan ise basit ve görünüşünde hiçbir özelliği olmayan bir yüzüğün öyküsü. Yüzüğün tek özelliği parmağına taktığı kişiyi görünmez yapmak. Ama bu yüzüğü elde etmek isteyenlere bakarsak bunun hiç de dıştan göründüğü gibi yalnızca basit bir yüzük olmadığı anlaşılıyor. Çünkü iyilerin karşısında gölgeler diyarı Mordor da ki tahtında oturan Karanlıklar Efendisi Sauron var. Karanlık diyarın efendisi Sauron tek yüzüğü ele geçirirse gücü tamamlanacak;<span id="more-2061"></span> zaferi tam ve kusursuz olacaktı. Fakat yüzük seyahate çıkan ve olayla hiçbir ilgisi olmayan yaşlı Hobbit Bilbo’nun eline geçer. Bilbo yüzüğü alır ve eve dönüğünde bunu Büyücü Gandalf’a gösterir. Gandalf ona yüzüğün öyküsünü ve ne işe yaradığını anlatır. Fakat maceraperest Bilbo yeni bir seyahate çıkar ve yüzüğü varisi olan Frodo’ya bırakır. Frodo Gandalf’dan yüzüğün hikayesini dinlediğinde kendisinin ne kadar büyük bir tehlike altında olduğunu anlar ve Gandalf ona Sauron’un onun peşinde olduğunu ve artık Frodo’nun yüzük taşıyıcısı olduğunu söylediğinde iki arkadaşı Hobbit Sam ve Pippin’i de alarak Shire’dan ayrılırlar. Yolları üzerinde onlara Merry isimli bir hobbit daha katılır. Dört Hobbit çok tehlikeli bir maceraya atılmıştır ve onları Sauron’a hizmet eden Dokuz Kara Süvari hiç rahat bırakmamaktadır. Tabii birde Bilbo’nun yüzüğü aldığı Gollum isimli pis ve iğrenç yaratık var. Onlar Ayrıkvadi’ye varırlar ve Gandalf’da ordadır. Ayrıkvadi’de bir divan toplanır. Birçok uzak ülkeden gelen Elfler, İnsanlar ve Cüceler ile divana başkanlık eden Elrond (yarı Elf), yüzüğün geleceğini belirlemek için toplanırlar. İnsanlar adına Aragorn ve Boromir, Elfler adına Legolas, Cüceler adına Gimli, Büyücü Gandalf ve dört Hobbit (Frodo, Sam, Merry, Pippin) Yüzük Kardeşliği adını verdikleri grupla yola koyulurlar ve yüzüğün geleceği ise; Frodo yani Yüzük Taşıyıcısı onu hayatta olduğu sürece taşıyacak ve onu Gölgeler Diyarı Mordor’da ki Ateş Dağı’na atarak yok edecekti. Çünkü tek yüzüğün yok edilebileceği tek yer yapıldığı yer olan Ateş Dağı’ydı. Başka hiçbir güç onu yok edemezdi.<br />
Dokuz Kara Süvariye karşı dokuz kişiden oluşan Yüzük Kardeşliği Mordor’a gitmek üzere yola koyuldu. Ama Gollum onları ‘Kıymetli’si uğruna takip ediyordu. Yüzük Kardeşliği ise zorluklarla Mordor’a gitmek ve Dünya’yı karanlık gücün etkisinden kurtarmak için çabalıyordu. Çünkü bunun tek çaresi yüzüğün yok edilmesiydi.<br />
Yolları boyunca hepsi ölümlerden döndüler ve Büyücü Gandalf (kendisi aynı zamanda grubun lideri) Moria’da Balrog’la savaşırken yenik düşer ve arkadaşları Gandalf’sız devam ederler yollarına. Lothlorien ormanlarından geçerler. Elfler onların bir süre dinlenmelerini sağlar. Onlara yolculuklarının devamı için yiyecek ve giyecek temin ederler.Bu süre içinde Lorien Hanımı Galadriel Frodo’yu bir sınavdan geçirir ve onun gerçekten Yüzük Taşıyıcısı olduğu bir şekilde Galadriel tarafında ortaya çıkarılır.<br />
Fazla vakit kaybetmeden tekrar yola çıkar Kardeşlik tekrar yola çıkar. Fakat bir süre sonra bir Ork saldırısıyla Boromir’de hayatını kaybeder ve bu grubun dağılmasına neden olur. Frodo ve Sam Tek Yüzük’le Gölgeler içindeki Mordor’a doğru yola koyulurken diğer arkadaşları Gimli, Legolas ve Aragorn da Orklar tarafından kaçırılan Merry ile Pippin’in peşine düşerler.</p>
<p>2.iKi KULE<br />
Yüzük Kardeşliği üçe ayrılmıştır; Frodo ve Sam Tek Yüzükle büyük bir çaba göstererek Mordor’a doğru ilerlerken Aragorn, Gimli ve Legolas orklar tarafında kaçırılar Merry ve Pippin’i kurtarmak için Rohan ülkesine doğru giderler. Gandalf ise bu sırada Balrog’un elinden kurtulmuş onların peşinden gidiyordu.<br />
Merry ve Pippin Orkların elinden kurtulur ve Ağaçsakal isimli bir Ent onları bulur. Miğferdibi kuşatması ve Hornburg savaşı yapılırken Merry ve Pippin Ağaçsakal’ın yanında kalır. Bu sırada Aragorn, Gimli ve Legolas Gandalf ile karşılaşır. Aragorn izlere bakarak Merry ve Pippin’in hayatta olduğunu anlar. Aragorn, Legolas, Gimli ve Gandalf Rohan’a giderler ve burda Kral Theoden’in huzuruna çıkarlar. Kralı ikna ederek bir orduyla Miğferdibi’ne bir sefer düzenlerler. Burada Entlerle birleşerek Saruman’ın ordularını yenilgiye uğratırlar.Ayrıca Entler Sarumanı Orthanc Kulesi’ne hapsederler. Gandalf, Aragorn, Gimli ve Legolas buraya geldiğinde Merry ve Pippin’in de burada olduğunu görürler ve yol arkadaşları tekrar buluşur.<br />
Gandalf ve diğerleri Orthanc Kulesine giderler çünkü Gandalf Saruman’la karşılaşma vaktinin geldiğine inanıyordu. Aralarında bir konuşma geçer. Ama Saruman sadece Gandalf’la muhatap olur. Hobbitleri ve diğerlerini küçümser. Saruman kuleye geri çekilir. Gandalf arkasından geri gelmesi için seslenirken hizmetkarı Solucandil pencereden büyük bir taş fırlatır. Pippin koşup bu garip taşı yakalar ama Gandalf onun buna dokunmasına izin vermeden taşı alarak pelerinine sarar. Çünkü bu sıradan bir şey değil bu bir Palantir yani Orthanc taşıdır. O gece Pippin çok meraklanır ve taşa bakmak ister. Taşı Gandalf’tan çalarak taşa bakar ve onunla yüzleşir. Gandalf bu olaya çok sinirlenir çünkü Pippin’in ona bildiği herşeyi anlatmış olmasından korkuyordur. Pippin taşa bakınca baygınlık geçirir. Kendine geldiğinde Gandalf ona neler söylediğini sorar. Pippin onunla konuştuklarını anlatır ve önemli şeyleri söylemediğini anlayan Gandalf bu olaya sevinir çünkü büyük bir faciadan dönülmüştür.Gandalf Pippin’i alarak Gölgeyele’ye biner ve Minas Tirith’e doğru yola koyulur.<br />
Bu sırada Frodo ve Sam açlık ve susuzlukla savaşarak Tek Yüzükle Mordor’a ulaşmaya çalışıyorlar ama başlarında birde Gollum belası vardır. Gollum onlara teslim olur ve onlara Mordor’a gitmelerinde yardımcı olacağını söyler.Onlar bu durumdayken Boromir’in kardeşi Faramir’le karşılaşırlar. Ama önlerinde daha uzun bir yol vardır. Gollum onlara ‘Kıymetli’si uğruna yalan söyleyerek onları ele verir. Shelob isimli bir yaratıkla iş birliği yapmıştır ve Frodo ile Sam’i onun ellerine atmıştır. Frodo ağır bir yara alır ve ölür. Onun öldüğünü gören Sam ise yüzüğü ve Frodo’nun kılıcı Sting’i alarak Mordor’a bunu kendi götürmeyü planlar. Henüz Frodo’dan ayrılmasından çok geçmeden bir Ork ordusu o tarafa doğru gelir ve Sam onlara görünmemek için Yüzüğü takar. Böylece Sam’de yüzük kullanıcısı olur. Bu sırada Orklar Frodo’nun ölü bedenini alıp iğrençlik yapmak için götürürler. Ama bunu gören Sam onları takip eder. Tam o sırada bir konuşmaya kulak misafiri olur; Ork’un biri Frodonun ölmemiş olduğunu söylediğinde Sam bir baygınlık geçirir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yuzuklerin-efendisi-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüzyıllık Yalnızlık kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yuzyillik-yalnizlik-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yuzyillik-yalnizlik-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 20:19:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yuzyillik-yalnizlik-kitap-ozeti.html</guid>
		<description><![CDATA[YÜZYILLIK YALNIZLIK VE BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK Yüz yıllık yalnızlıkla lanetlenmiş geniş bir soyun kalabalıklar içerisindeki yalnızlığı ve kaçınılmaz sonu… Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yanızlık’ını bu şekilde tanımlamak yanlış olmaz sanırım. Marquez’in Güney Amerika’nın küçük bir kasabasında geçen çocukluğunun düşsel bir yansıması olan roman, yazar tarafından on beş yıllık bir ön çalışma ile kaleme alındıktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YÜZYILLIK YALNIZLIK VE BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK</p>
<p>Yüz yıllık yalnızlıkla lanetlenmiş geniş bir soyun kalabalıklar içerisindeki yalnızlığı ve kaçınılmaz sonu… Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yanızlık’ını bu şekilde tanımlamak yanlış olmaz sanırım. Marquez’in Güney Amerika’nın küçük bir kasabasında geçen çocukluğunun düşsel bir yansıması olan roman, yazar tarafından on beş yıllık bir ön çalışma ile kaleme alındıktan iki yıl sonra; 1967’de yayımlanmış ve edebiyat dünyasında önemli izler bırakmıştır.<span id="more-2033"></span></p>
<p>Yazar Hakkında<br />
Marquez 1928 yılında Kolombiya’nın Aracataca adlı bir nehir kasabasında hayata gözlerini açmış, büyükannesi ve teyzeleri tarafından büyütülmüştür. Kendisine sürekli hayalet temalı fantastik öyküler anlatan büyükannesinin; eserlerindeki anlatımına çok büyük katkısı olduğunu söyleyen yazar, 1946’da gönülsüz olarak hukuk eğitimi almaya başlamıştır. Ne var ki yürekten gelmeden yapılan hiçbir işin fayda getirmeyeceğini düşünen her sanat adamı gibi eğitimini yarıda bırakmış ve 1950 yılında gazeteciliğe atılmış, fakat edebiyatla uğraşmaktan da kendisini alamamıştır. Gazetecilik yıllarında öykü ve senaryolar kaleme alan Garcia Marquez en başarılı çıkışını tam da bu dönemde Yüzyıllık Yalnızlık’la yakalamıştır.</p>
<p>William Faulkner, Juan Rulfo, Sofokles, Dostoyevski gibi isimlerden etkilenen Marquez’i kuşkusuz en çok etkisi altına alan isim Dönüşüm adlı uzun öyküsüyle Franz Kafka olmuştur. Genç bir öğrenciyken Dönüşüm’ü okuduğu anda edebiyat kavramının aslında o ana dek bilmediği farklı bir şey olduğunu fark etmiştir. Bu fark edişi, daha önce hiç kimsenin bir edebî metin kahramanını böceğe dönüştürmediğini, eğer böyle de yazılabiliyor olduğunu bilse çok önceden yazmaya başlayacağını vurgulayarak dile getirmiştir.<br />
Hiç kuşkusuz ünlü isimlerin dışında yazarı özellikle bu romanı yazarken etkileyen bir isim daha vardı, büyükannesi. Büyülü gerçekçilik akımını bizlere yansıtırken büyükannesinin fantastik masallarından da etkilenmiş oldan yazar Yüzyıllık Yalnızlık romanının arka kapağında u etkiyi kendi kelimeleriyle de okuyucuya anlatmıştır: “Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım.”</p>
<p>1982 yılında ise yazar, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanarak kendisini ispatlamıştır. Doğduğu ülkede çok büyük bir hayran kitlesine sahip olan Marquez’in yetmişinci yaş gününe denk gelen 1997 yılı doğduğu ülkede medya tarafından “Gabriel Marquez Yılı” olarak nitelendirilmiştir. Seksenince yaş günü ise 2007 yılında seksen pare top atışı ile kutlanırken, İspanya’da Başkan Yardımcısı’nın başlattığı ve ünlü isimlerden oluşan seksen kişinin rol aldığı yirmi saatlik bir okuma maratonunda Yüzyıllık Yalnızlık elden ele dolaşarak okunmuş ve yazar bu şekilde onurlandırılmıştır.</p>
<p>Kitap Hakkında<br />
“Gerçek ile fantastik olanı bir arada aynı inandırıcılıkla kaynaştırmakla yetinmeyip, bir de anlatılanların tümünü doğal hayatın izdüşümleri gibi yansıtan tuhaf, yadırgatıcı kurmaca biçimi, başlangıçta inanılır gibi gelmemişti.” Kitabı bu denli önemli kılıp tanıtan en önemli özelliği, eleştirmen-yazar Semih Gümüş’ün de değindiği bu etkileyici noktası olsa gerek. Fakat yine de şüphesiz bir anı doğallığında, bir tarih gerçekçiliğinde okuduğunuz sade dille yazılmış bir romanın sayfalarında domuz kuyruklu çocuklar, sokaklarda başıboş dolanırken görülebilen ruhlar, sıcak buzlar gibi “saçma” öğeler birdenbire bir duvar gibi karşınıza çıktığında “büyülü gerçekçilik” terimiyle ne anlatılmak istendiğini daha iyi anlıyorsunuz. </p>
<p>Yer kavramı; gerçek hayatta bir nehir kasabası olan Aracataca’nın düşsel dünyaya yansıtılmış halinde, “Macondo Kasabası”nda, romana geçirilmiştir. Fakat romanda tam bir zaman kavramı yakalamak oldukça zordur. Sonraları devlet, iktidar, liberalizm ve muhafazakârlık çatışmaları gibi güncel kavramlara rastlanır olsa da eserin başında yazar zaman kavramını çok daha eskilere dayandırıyor gibidir: “Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekirdi.” Ne var ki eserde bozulan akış sırasını takip etmek de okuyucuyu zamanın labirenti arasında kaybolma noktasına kadar sürüklemektedir. Üçüncü kişi ağzından anlatılan eser, olaylara dışarıdan bakabilme imkânı sunarken zaman zaman okuyucuyu kahramanların gözünden bakabilme yetisine ulaştıracak kadar da içerisine çekebilmektedir.</p>
<p>Yazarın diğer önemli eserlerine; kendisiyle özdeşleştirdiği Başkan Babamızın Sonbaharı (1975), onur uğruna işlenen bir cinayeti ele alan Kırmızı Pazartesi (1981), aşkta bağlılık konusunu işleyen Kolera Günlerinde Aşk (1985) gibi romanları; sevilmeyen bir doktorun ölümünü farklı kişilerin gözlerinden resmeden Yaprak Fırtınası (1955) gibi öyküleri; Anlatmak İçin Yaşamak (2002) adlı anısı da örnek gösterilebilir.</p>
<p>Kitabın Konusu ve Özet<br />
Yakın akraba evliliği yüzünden ancak yüz yıl sonra soylarının tükenmesiyle bitecek olan yüzyıllık yalnızlıkla lanetlenmiş bir soyun Macondo adlı düşsel bir nehir kasabasındaki içsel yalnızlığı konu alınmıştır.</p>
<p>Aslen José Arcadio Buendia – Ursula Iguarán çifti, oğulları José Arcadio Buendia – Aureliano Buendia(Albay), ve kızları Amaranta Buendia olmak üzere beş kişilik bir aile konu alınmakta fakat sonra çok geniş bir kitleye yayılan soylarının yüz yıllık ömrü eserin ana temasını oluşturmaktadır. Öldürdükleri bir adamın ruhunun verdiği rahatsızlıktan ve iç huzursuzluktan kaçan; yakın akraba evliliğiyle domuz kuyruklu bir çocuğun doğması vasıtasıyla lanetlenmiş bir soydan gelen José Arcadio Buendia ve Ursula Iguarán çifti, dağları aşarak bir nehir kıyısına yerleşir ve “Macondo” ismini verdikleri bir kasaba kurarlar. Macondo Kasabası’nın yüz yıllık soylarının yalnızlık lanetine bir ömür ev sahipliği yapacağı o zamanlar hiç akıllarında yoktur. Her yıl bir çingene obasını ağırlamaya da başlayan kasabanın dış dünyayla olan tek bağlantısı bu çingeneler ve onların her yıl bir mucize gibi tanıttıkları icatlardır. José Arcadio Buendia’nın icatları takıntı haline getirip bir gün aklını tamamen yitirmesine ve bağlandığı acın altında yalnız başına ölmesine kadar sürükleyen ilham kaynağı da bu “mucize” aletlerdir. Ailenin kurucusu rolündeki Ursula ise çevresinde olup biten saçma veya sapkın her türlü olaya mantığıyla el koyabilen tek kişidir. Melquiades ise ne kadar önemli bir rolü olduğu ancak kitabın son sayfalarında tam anlamıyla ortaya çıkan ve aileyi tarihini yazacak kadar iyi tanıyan bir çingenedir. Belki yalnızlıktan tek kaçışları olarak gördükleri çingenelerin büyüsüne sonradan kendilerini kaptırıp soylarının yüksek rakamlı bir kitleye sahip olmasına yol açan ailenin gençleri üzerinde bu obanın çok önemli bir rolü olduğunu söylemek elbette yanlış olmayacaktır. Ne var ki ne kadar çoğalırlarsa çoğalsınlar Buendia soyu bir kere lanetlenmiştir ve bu çoğalma dürtüsü yüz yıllık bir laneti ortadan kaldırmaya yetmeyecek; ölüm elbet yalnız bir anında Buendiaların nefesinin önünde bitiverecektir. Hayatları boyunca yeniliklerle, iktidar çatışmalarıyla, takıntılarla ve gerçeküstü hastalıklarla savaşan Buendia ailesinde lanet gerçeği hep bir “korkulan sınır” niteliğini almıştır.</p>
<p>Din kavramınınsa çok da ön planda bulunmadığı bu eserde lanet kavramı o kadar ön plandadır ki; kaçarken, aslında onun gerçekleşmesine bizzat yol açtıkları düşünülürse dindeki “kader” kavramının yerine “lanet” kavramını atadıkları söylenebilir. Hayatları boyunca bu lanet korkusundan kaçıp saklanmaya çalışan Buendia ailesi her şeye rağmen bir şekilde pes etmiş, gerek kendilerini yalnızlıklarına kapattıkları bir odada, gerek yalnız yaşayan bir ağacın gölgesi altında; kimsesiz bir şekilde hayata gözlerini yumarak lanetlerine boyun eğmişler; ya da onu bizzat gerçekleştirmişlerdir.</p>
<p>Üç Kahraman<br />
Kitabın ana konusunu oluşturan Albay Aureliano Buendia, dönemin liberalizm ve muhafazakârlık görüşleri ve iktidar kavgaları arasında kendisini sürekli bir gelgit içerisinde bulmuştur. Sonunda liberalizmi benimseyerek katıldığı savaşların otuz ikisini de kaybeden Albay, sinirle sarf ettiği tehditler yüzünden on yedi farklı eşten olan on yedi oğlunun on yedisinin de kurşuna dizildikleri haberiyle çareyi yalnız bir ölümde bulmuştur. Onu ölüme iten sebeplerden savaşları kaybetmesini millî bilinçle değil, sırf şahsî onuru adına katılmış olmasının bir sonucu olarak düşünmesi ve bunun suçluluğundan kendisini alamaması da hesaba katılırsa; iç huzurdan yoksunluğun yol açtığı bir “yalnız ölüm” olduğundan söz edilebilir. </p>
<p>Romanın en güçlü kahramanı olan Ursula, evin annesi, din kavramından oldukça uzak olan diğer kahramanların yanında; dindar, güçlü, azimli, mantıklı, özverili ve her şeyden önce bütün ailenin kurucusu rolündedir. Öyle ki yalnızlık lanetine en çok direnen de kendisidir. Yaşlılık gözlerini kör ettiğinde dahi bunu kimseye belli etmeden bir süre direnebilmiş, daha sonra o da yalnız bir şekilde ölü bulunmuş ve Marquez bu durumu “yaşlılığın aşılmaz yalnızlığı” olarak nitelendirmiştir.</p>
<p>Son olarak kasabaya gelip giden Melquiades, ailenin yüz yıllık geçmişine oldukça önemli katkıları olan, sihirli güçlere sahip bir çingenedir. Roman, aslında Melquiades’in ayrıntılarıyla kaleme aldığı Buendia ailesinin hayatının, soyun son ferdi tarafından okunmakta olduğu el yazmalarından başka bir şey değildir. Soyun hayatta kalan son ferdi, kardeşi olduğunu sandığı eşinin aslında teyzesi olduğunu da el yazmalarından öğrenmiştir ki bu da karışık (lanetli) soy ilişkilerinin açık bir göstergesidir. Ne var ki yüz yıllık lanetin bu son üyesinin sonu da çingenenin el yazmalarında yazmaktadır. Bir taraftan kendi sonunu okurken bir taraftan da okuduklarını saniyesi saniyesine yaşayan son üye; yüzyıllık yalnızlık lanetini, yalnız ölerek noktalamaktadır.</p>
<p>Kitabın İletisi<br />
‘Kalabalıklar içerisinde yalnız kalmak’ durumunu, ‘yalnız ölüm’ gibi oldukça ürkütücü bir tasvirle okuyucuya sunan Marquez, bunun sebebi olarak da ‘iç huzurdan yoksun olma’nın her örneğinde altını çizmiştir. Ne kadar kalabalık bir toplum içerisinde yaşıyor olursak olalım, ne kadar geniş bir çevremiz olursa olsun, iç huzurumuz yoksa yalnızlık denilen “lanet” en yalnız anımızda bizi yakalayıp kaçınılmaz sonla buluşturabilir.</p>
<p>Büyülü Gerçekçilik<br />
“Büyülü gerçekçilik Latin Amerika’nın otantik ifadesidir.” diyen eleştirmen Flores’in bu tespitinin Marquez’in de Latin Amerikalı olduğu gerçeğiyle sadece tesadüfen uyuştuğunu elbette söyleyemeyiz. Canan Öktemgil Turgut; Latife Tekin’in Yapıtlarında Büyülü Gerçekçilik başlıklı tezinde “Latin Amerika kökenli büyülü gerçekçilik, gerçeküstücülüğün neden olduğu değişimle ivmelenen, önceden kestirilemeyen duraklara uğrayan ve nerede biteceği bilinmeyen uzun bir yolculukta biçimlenmektedir.” sözleriyle büyülü gerçekçilik akımının temelini gözler önüne sererken; aynı zamanda Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ında benimsenmiş olan büyülü gerçekçiliğe de ışık tutmaktadır.</p>
<p>Geleneksel gerçekçilik sınırları içerisinde resmedilemeyecek bir Latin Amerika gerçeği hiç şüphesiz vardır ve Marquez gibi yazarlar sayesinde ancak gerçeküstü imgelerle iç içe geçirildiğinde büyülü bir anlatı dünyası içerisinde kendisini ifade edebilmiştir.</p>
<p>Roland Walter; büyülü gerçekçiliği Çağdaş Chiano Kurmacasında Büyülü Gerçekçilik adlı yapıtında, birbirine ters düşen fakat uyum içerisinde olan iki ayrı perspektiften büyülü gerçekçiliği tanımlamayı başarmıştır. Bunlardan biri “akılcı dünya görüşüne değinen”, diğeri ise “gerçekdışının, doğaüstü ve alışılmamış olanın kendisinde somutlaştırdığı, gerçekliğin büyüsel bir şekilde görülüşü üzerinde temellenen” iki perspektiftir. Fakat bu iki koşulun büyülü gerçekçiliği tanımlamaya yetmeyeceğini, çünkü bunların aynı zamanda ‘fantastik’ dediğimiz diğer bir anlatım tarzının da tanımlayıcı özellikleri olduğunu dile getiren Walter ‘büyülü gerçekçilik’ ve ‘fantastik’ farkının da belirli kıstaslara göre altını çizmektedir. “Büyülü gerçekçilikte anlatılanların da, karakterlerin de doğaüstünü oldukça doğal bir durummuş gibi karşıladıklarını” belirten Walter, bu eserlerde, gerçekliğin düşsellik ve gerçeklik düzeylerinin uyumlu bir bütünlüğünün sağlanmasının da büyülü gerçekçiliğin mutlak bir koşulu olduğunu söylemektedir. Çelişkili gibi görünen bu zor bütünleştirme ise Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ında sıra dışı bir beceriyle kaleme alınmış ve böylece yapıt klasikleşmiş, kendisinden sonra gelen yazarlar için ise bir yol gösterici olmuştur.</p>
<p>Lois Parkinson Zamora ve Wendy B. Faris’in editörlüğünde belli başlı büyülü gerçekçilik makalelerinin bir arada toplandığı Büyülü Gerçekçilik: Kuram, Tarih, Toplum isimli derlemeye göre; “zihin ve beden, ruh ve madde, yaşam ve ölüm, gerçek ve hayal, kendi ve öteki, erkek ve dişi arasındaki sınırlar silinecek, çiğnenecek, bulanıklaşacaktır.” Bu derlemede büyülü gerçekçilik; “tek sesli politik yapıtlara karşı çıkmayı cesaretlendiren” bir saldırı olarak değerlendirilmiştir.</p>
<p>Gerçekten, Garcia Marquez de Latin Amerika kökenli büyülü gerçekçilikle yazdığı Yüzyıllık Yalnızlık romanında o zamana kadar çok fazla dikkat çekmemiş olan bu sırrı öyle bir eskiye karşı çıkışla yansıtmıştır ki, okuyucuları gibi birçok yazar da onun büyülü gerçekçiliğinin “büyü”süne kapılmaktan kendisini alamamıştır.</p>
<p>Türkiye’de ilk yayımlanmasının üzerinden yirmi üç yıl geçtiği hâlde bugün hâlâ basılıyor olması, Marquez’in bu başyapıtının dünyayı saran Latin büyüsünün bir kanıtıdır. Büyülü gerçekçilik akımınınsa kimine göre yadırgatıcı olan anlatım biçimine rağmen bu kadar benimsenmesi belki yazarların marifeti; belki de insanın, iç dünyasının düşler sokağında dolaşmak için yanıp tutuştuğu bu “fazla gerçekçi” olan gerçek hayattan kaçmak isteyişinin bir sessiz çığlığıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yuzyillik-yalnizlik-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaralı Güvercin</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yarali-guvercin.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yarali-guvercin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2008 07:27:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yarali-guvercin.html</guid>
		<description><![CDATA[Ali bahçeye oynamaya çıktı. Canı çok sıkılıyordu. Aklından “Bir arkadaşım olsa da oynasam !” diye geçirdi. Bu sırada önüne bir şey düştü. Ali önce korktu. Sonra düşen şeye doğru baktı. Bir de ne görsün? Bu bir güvercindi. &#160; Zavallı kuş yaralıydı. Kanadı kanıyordu. &#160; Ali kızarak “Kuşlara taş atan yaramaz çocukların işidir bu!” dedi. &#160; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>
<p align="left"><strong><font size="2">Ali bahçeye oynamaya çıktı. Canı çok sıkılıyordu. Aklından “Bir arkadaşım olsa da oynasam !” diye geçirdi. Bu sırada önüne bir şey düştü. Ali önce korktu. Sonra düşen şeye doğru baktı. Bir de ne görsün? Bu bir güvercindi.</font></strong></p>
</li>
</ul>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><font size="2" face="verdana"><strong>Zavallı kuş yaralıydı. Kanadı kanıyordu.</strong></font></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Ali kızarak “Kuşlara taş atan yaramaz çocukların işidir bu!” dedi.</font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Güvercin çırpınıyordu. Ali’nin başına şimdiye kadar böyle bir şey gelmemişti. Yaralı bir kuş nasıl iyi edilir, hiç bilmiyordu. Aklına dedesi geldi. “Dedem bilir; onu çağırayım” diye düşündü.<span id="more-1970"></span></font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Hem dedesi ona ikide bir “Ben her şeyi bilirim. Çünkü yaşlıyım. Şimdiye kadar çok şey gördüm, duydum ” demez miydi?</font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Gerçekten Ali’nin dedesi yaralı bir güvercinin tedavisini biliyordu. Önce kuşun kanadını temizledi. Yaralı yere ilaç sürdü. “Şimdi işimiz beklemek. Ya ölür, ya yaşar ” dedi.</font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Bir yandan da güvercini avuçlarına aldı. Sonra ona dikiş sepetini boşaltıp rahat bir yatak yaptı.</font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Ali dedesine “Ne olur dede, güvercin benim yanımda kalsın!” diye yalvardı.</font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Ali o gece sabaha kadar uyumadı.Güvercinin başında bekledi.</font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Sabah oldu. Horoz uzun uzun öttü. Ali biraz dalmıştı ki yerinden sıçradı. Hemen güvercine baktı.</font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Güvercin ayağa kalkmış, gagasını “tak tak ” diye sepete vuruyordu.</font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Dede de merak edip koştu. Manzarayı görünce çok neşelendi.</font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">- “İyice iyileşti. Çünkü karnı bile acıkmış” dedi.</font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Ali mutfağa gidip kuru ekmek getirdi. Ekmekleri ufalayıp güvercine yedirdiler. Güvercin keyifle ötmeye başladı.</font></font></strong></p>
<p align="left">&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><font size="+0"><font size="2" face="verdana">Ali ile dedesi sevinçle kucaklaştılar. Artık Ali’nin yeni bir arkadaşı vardı.</font></font></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yarali-guvercin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemeğe yenilmek</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yemege-yenilmek.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yemege-yenilmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2008 14:14:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/hikayeler/dini-hikayeler/yemege-yenilmek.html</guid>
		<description><![CDATA[Sasani hükümdarlarından Ardşir Babegân, doktoruna, “Bir günde ne kadar yemek yemeli?” diye sordu. Doktoru: - Üçyüz gram kadar yeter, dedi. Babegân - Bu kadarcık şey insana ne kuvvet verir ki? diye bunu az bulunca, doktor şu karşılığı verdi: - Bu kadarı seni taşır. Bundan fazla olursa sen onu taşırsın]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sasani hükümdarlarından Ardşir Babegân, doktoruna, “Bir günde ne kadar yemek yemeli?” diye sordu. Doktoru:<br />
- Üçyüz gram kadar yeter, dedi.<br />
Babegân<br />
- Bu kadarcık şey insana ne kuvvet verir ki? diye bunu az bulunca, doktor şu karşılığı verdi:<span id="more-1952"></span><br />
- Bu kadarı seni taşır. Bundan fazla olursa sen onu taşırsın</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/y/yemege-yenilmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

