<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; Masallar</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/masallar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Dec 2008 13:22:47 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Sihirli Fasulye</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/sihirli-fasulye-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/sihirli-fasulye-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 19:28:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/sihirli-fasulye-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Bir zamanlar yoksul ve dul bir kadın varmış. Oğlu çok tembel bir delikanlı olduğu için paraları yok denecek kadar azmış. Bir gün o kadar zor bir duruma düşmüşler ki, kadıncağız ellerinde kalan tek mal varlığını, Süt Beyazı isimli ineklerini satmaya karar vermiş. Oğluna ineği pazara götürüp satabileceği en iyi fiyata satmasını söylemiş.
Dalikanlı pazara giderken yolda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar yoksul ve dul bir kadın varmış. Oğlu çok tembel bir delikanlı olduğu için paraları yok denecek kadar azmış. Bir gün o kadar zor bir duruma düşmüşler ki, kadıncağız ellerinde kalan tek mal varlığını, Süt Beyazı isimli ineklerini satmaya karar vermiş. Oğluna ineği pazara götürüp satabileceği en iyi fiyata satmasını söylemiş.<br />
Dalikanlı pazara giderken yolda tuhaf bir yaşlı adama rastlamış. Yaşlı adam ineğe bir göz atmış ve delikanlıya, “Bak çocuğum, bana bu ineği verirsen karşılığında sana çok değerli şeyler veririm,” demiş. Sonra cebinden beş fasulye tanesi çıkarmış.<br />
“Fasulye tanesi mi?” demiş delikanlı tereddütle.”<br />
“Ama bunlar sihirli,” demiş yaşlı adam. Adam öyle deyince bu iş delikanlının aklına yatmış ve fasulyeler karşılığında Süt Beyazı’nı yaşlı adama vererek yaptığı değiş tokuştan memnun, eve dönmüş.<span id="more-2098"></span><br />
“Anne! Bak elimde ne var!” diye seslenip olanları anlatmış delikanlı eve dönünce. Ama annesi ona çok kızmış. Fasulye tanelerini dışarı, eline geçirdiği tavayı da delikanlıya fırlatmış. Sonra da ceza olsun diye onu odasına yollamış ve ona yemek vermemiş.<br />
Sabah olunca delikanlı gözlerine inanamamış. Yatak odasının penceresinden, dışarıda bir bitkinin hızla büyüdüğünü görmüş. Bu ne bir ağaç, ne de dev bir ayçiçeğiymiş; göğe doğru büyümüş sihirli bir sırık fasulyesiymiş. Delikanlı hemen pencereden sarkıp sihirli fasulyeye tutunmuş ve tırmanmaya başlamış.<br />
Yarım saat sonra kendini, her şeyin normalden daha büyük olduğu garip bir ülkede bulmuş. Tarlaların ötesinde çok büyük bir ev varmış. Delikanlı evin yanına gidip kapıyı çalmış. Kapıyı bir kadın açmış.<br />
“Yiyecek bir şeyiniz var mı?” diye sormuş delikanlı.<br />
“Var,” demiş kadın. “Ama dev kocam gelince ortadan kaybolman gerek. Çünkü çocuklara hiç dayanamaz, onları hemen yer.”<br />
Delikanlı tam bir şeyler yemek üzere sofraya otururken dışarıdan birinin gür bir sesle şunları söylediğini duymuş:<br />
“Fee-fi-fo-fum,<br />
işte bir çocuk kokusu duydum.<br />
Ölü de olsa, diri de olsa güzeldir onları yemek.<br />
Kemiklerini öğütür, yaparım kendime ekmek.”<br />
“Fırına saklan. Hemen!” demiş kadın delikanlıya. Sonra da kocasına, “Ne çocuğu hayatım, dün kediye verdiğim et parçalarının kokusunu aldın herhalde,” diye seslenmiş.<br />
Yemekten sonra dev kese kese altınlarını saymaya başlamış. Kısa bir süre sonra altın saymaktan yorulup uykuya dalmış. Deliknalı saklandığı yerden çıkıp bir kese altın almış. Keseyi sihirli fasulyesinden aşağıya atmış, ardından fasulyenin sırığına tutuna tutuna aşağıya inmiş. Annesi artık şanslarının döndüğüne bir türlü inanamamış.<br />
Ama birkaç ay sonra ellerindeki tüm altınlar bitmiş. Delikanlı tekrar sihirli fasulyesine tırmanarak devin yaşadığı ülkeye gitmiş. Devin karısı bu kez ona kuşkucu bir şekilde davranıyormuş.<br />
“Geçen gelişinde bir kese altınımız kayboldu,” diye iğnelemiş onu. Ama yine de delikanlıyı içeri almış.<br />
Çok geçmeden dev çıkagelmiş. “Fee-fi-fo-fum,” diye bir şarkı söylüyormuş. Bunu duyan delikanlı hemen yine fırına saklanmış.<br />
“Ne çocuğu, hayatım,” demiş devin karısı. “Dün yediğin piliç haşlamanın kokusunu duydun herhalde. Sen etli böreğini yemene bak!”<br />
Yemeğini bitirdikten sonra dev, karısına, “Kadın, bana tavuğumu getir,” demiş. Karısı hemen tavuğu getirmiş. “Yumurtla!” diye emretmiş dev ve delikanlının hayret dolu bakışları altında tavuk altın bir yumurta yumurtlamış. Tabii delikanlı tavuğu da alıp evine götürmüş.<br />
Delikanlı ile annesi böylece zengin olmuşlar. Ama bir yıl sonra çocuk şansını bir kez daha denemeye karar vermiş ve tekrar sihirli fasulyesine tırmanmış. Bu sefer eve, devin karısına görünmeden girip, bir bakır tencerenin içine saklanmış.<br />
Dev girmiş içeri. “Fee-fi-fo-fum,” diye başlamış yine tekerlemesine.<br />
“Eğer bu yine o lanet olası çocuksa, fırına bak hayatım, kesin oradadır,” demiş karısı.<br />
Delikanlı orada değilmiş tabii ki.<br />
“Buralarda bir yerde, eminim,” diye gürlemiş dev, ama karısıyla birlikte evin altını üstüne getirmelerine rağmen onu bulamamışlar.<br />
Bu sefer dev yemekten sonra altın bir harp çıkarmış ortaya. “Söyle!” diye emretmiş ve harp ninniler söyleyip onu uyutmuş. O an delikanlı bu harpı her şeyden çok istediğini anlamış. Horlamakta olan devin dizine tırmanmış, masaya atlamış ve harpı kapmış.<br />
“İmdat!” diye bağırmış harp. Delikanlı, sırtında harp, masadan aşağıya atlamış. Dev peşine takılmış. Delikanlı sihirli fasulyesini yarıladığında harp, “İmdat!” diye bağırmış yine. Dev delikanlının peşinden sırık fasulyesine atlamış.<br />
Delikanlı aşağıya ulaşınca, “Anne! Çabuk bir balta getir,” diye bağırmış. İkisi birlikte sihirli fasulyeyi baltayla kesmeye başlamışlar. Bir süre sonra sihirli fasulyeyle birlikte dev de yere düşmüş ve anında ölmüş.<br />
“Üf!” demiş çocuk. “Az kalsın gidiyorduk!”<br />
O günden sora delikanlıyla annesi zenginler gibi yaşamışlar. Onlar söyledikçe tavuk altın yumurta yumurtluyormuş. İnsanlar altın harpı dinlemek için onlara para ödüyorlarmış. Delikanlının güzel bir prensesle evlendiği de söyleniyor. Kim bilir belki de gerçekten evlenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/sihirli-fasulye-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ŞİFALI BİTKİ MOGUZA</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/sifali-bitki-moguza.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/sifali-bitki-moguza.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 19:24:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/sifali-bitki-moguza.html</guid>
		<description><![CDATA[Çok yıllar önce balıkçı köylerinden birinde yaşlı, kimseyle konuşmayan bir adam yaşarmış. Her gün tek yaptığı şey, sabahları deniz kenarına gidip sahilde oturmakmış. Denizi seyreder, kuşlara bakar, akşam da evine dönermiş. Köyün sakinleri bu ihtiyarın garip davranışına anlam veremez, ona “divane” derlermiş.Bir gün ihtiyar yine sahilde denizi seyrederken, açıklarda deniz kabarmaya başlamış. Sular köpürmüş, parıltılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2" face="Tahoma">Çok yıllar önce balıkçı köylerinden birinde yaşlı, kimseyle konuşmayan bir adam yaşarmış. Her gün tek yaptığı şey, sabahları deniz kenarına gidip sahilde oturmakmış. Denizi seyreder, kuşlara bakar, akşam da evine dönermiş. Köyün sakinleri bu ihtiyarın garip davranışına anlam veremez, ona “divane” derlermiş.</font><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">Bir gün ihtiyar yine sahilde denizi seyrederken, açıklarda deniz kabarmaya başlamış. Sular köpürmüş, parıltılı ışıklı dalgalar belirmiş. Köpüklerin ortasında sis oluşmuş ve daha sonra da bu renk karmaşası sahile yaklaşmış. Sisin içinden ejderhalar kralı çıkmış: “Sen yıllardır burada oturursun, beni beklersin. Senin sabrına hayran kaldım ve geldim. Ödülünü de getirdim. Şu testiyi görüyor musun? Bunda hayat suyu vardır. Her damlası bir insanın hayatı demektir. Ölümcül hastalara bundan bir damla ver. Kurtulacaklar!”</font></p>
<p><a id="more-169"></a><span id="more-2097"></span><br />
<font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">Ejderhalar kralı geldiği gibi kaybolmuş. İhtiyar o günden sonra sahile inmemiş. Ama “divane”nin insan hayatını kurtarmaya başladığını, insanlara şifa olduğunu duyan çevre halkı ihtiyarın evinin önünde sıraya girmeye başlamış. Evde hayat suyunu bir dolapta saklarmış ihtiyar. Hastalara birer damla verir, kalanını yine dolaba kilitlermiş.</font></p>
<p><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">İhtiyar adamın evde olmadığı bir gün karısı dolabı açmış. Orada kocasının ne sakladığını çok merak ediyormuş. Testiyi görünce içine bakmış. Suda kendi yansımasını görünce de başka bir kadın resmi sanmış. Kıskançlığı tutmuş. “İhtiyar keçi bu yaşta kadın resmi saklıyor!” diye düşünmüş. Testiyi bahçeye çıkarıp kırmış. İhtiyar çılgına dönmüş olayı duyunca: “Ne yaptın cahil kadın! O hayat suyuydu!” İhtiyar testi parçalarını toplamış, ağacın dibine gömmüş. </font></p>
<p class="linkler"><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">Ertesi günden itibaren köylüler divaneyi yine sahilde otururken görmüşler. Bir süre sonra ejderhalar kralı tekrar görünmüş: “Yine ne istersin ihtiyar?” Adam olanları anlatmış. Kral şöyle demiş: “Testi parçalarım gömdüğün yere bak. Orada yeni yetişen bir bitki bulacaksın. Bu bitkinin adı Moguza’dır. İnsanlara şifayı bundan böyle Moguza’yla dağıtacaksın.”<br />
</font><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">İşte sağlığa yararlı bir bitki olan Moguza böyle ortaya çıkmış.</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/sifali-bitki-moguza.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DARI BAŞAKLARI</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/dari-basaklari.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/dari-basaklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 19:24:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/dari-basaklari.html</guid>
		<description><![CDATA[Çok eski zamanlardan birinde, güneşin doğduğu ülkede yaşlı bir karı koca yaşarmış. Çok istemelerine rağmen gençliklerinde çocukları olmamış. Gündüz adam ormana gider, ağaç kesip satar, kadın da ev işleriyle uğraşırmış. Günün birinde kadın nehir kıyısında çamaşır yıkarken suda yüzen kocaman bir karpuz görmüş. Karpuzu yakalayıp evine götürmüş. Akşam karpuzu kesip yemek istemişler. Adaletli olsun diye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2" face="Tahoma"><strong>Çok eski zamanlardan birinde, güneşin doğduğu ülkede yaşlı bir karı koca yaşarmış. Çok istemelerine rağmen gençliklerinde çocukları olmamış. Gündüz adam ormana gider, ağaç kesip satar, kadın da ev işleriyle uğraşırmış. Günün birinde kadın nehir kıyısında çamaşır yıkarken suda yüzen kocaman bir karpuz görmüş. Karpuzu yakalayıp evine götürmüş. Akşam karpuzu kesip yemek istemişler. Adaletli olsun diye kadın karpuzu özenle keserek tam ortasından ikiye ayırmış. Bir de ne görsünler ? Karpuzun içinden ufacık bir kız çocuğu çıkmış. Bu çocuğu bize Tanrı gönderdi diye sevinmişler. Mutluluk içinde çocuklarını büyütmüşler. Kız büyüdükçe güzelleşmiş. Zeki, alımlı bir genç kız olmuş.<span id="more-2096"></span></strong></font><a id="more-170"></a><br />
<font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">Köyde her yıl yapılan büyük bayramın yaklaştığı günlerde karı koca bayrama kızlarını da götürmek istemiş. Ama adet olduğu üzere, kızlarını faytona bindirerek götürmelerinin doğru olacağını düşündüklerinden, kasabaya fayton kiralamaya gitmişler. Kızlanna da kapıyı kimseye açmamasını tembihlemişler. </font></p>
<p><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">Ama kızın annesi babası daha yeni uzaklaşmış ki, kötü ruhlu <strong>Amanoyaku</strong> kapıya dayanmış: “Sana bir şey söylemek istiyorum güzel kız, kapıyı açmasan bile biraz arala.” Kız, Amanoyaku’nun ısrarlarına dayanamayıp kapıyı biraz açmış. Açmasıyla kapıyı iten Amanoyaku odaya dalıvermiş. Güzel kızı bahçeye çıkarmış. Ağaca bağlamış ve onun elbiselerini giyerek, kızın kılığına girmiş. </font></p>
<p><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">Yaşlı karı koca faytonla köye döndüklerinde, Amanoyaku’nun kızlarının kılığına girdiğini anlamamışlar. Amanoyaku’yu kızları sanıp, faytonla kutlamaların yapılacağı tapınağa doğru yola çıkmışlar. Ama bahçenin yanından geçerken baba, kızın çığlıklarını duymuş, arabadakinin gerçek kızı olmadığını, onun kılığına giren Amanoyaku’yu taşıdıklarını hemen anlamış. </font></p>
<p><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">Derhal eve koşup orağım getirmiş. Ekinlerin yanından geçerken kapıyı açıp Amanoyaku’yu öldürmüş. İşte darı başaklarının uçları o zamandan beri kırmızıdır. Çünkü Amanoyaku’nun kanı akmış üzerlerine.</font><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman"> </font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/dari-basaklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KÖTÜ KALPLİ BÜYÜCÜ</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/kotu-kalpli-buyucu.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/kotu-kalpli-buyucu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 19:22:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/kotu-kalpli-buyucu.html</guid>
		<description><![CDATA[Eskiden ülkelerden birinde yoksul bir adam yaşarmış. Fakat bu yoksul adamın karısı ay ışığı kadar güzelmiş. Birbirlerini çok severler, mutluluk içinde yaşarlarmış. Ama hiçbir kederin gölgelemediği bu mutluluk fazla uzun sürmemiş. Günün birinde o yörenin en kötü kalpli büyücüsü genç kadını görmüş ve görür görmez de aşık olmuş.“Ne olursa olsun ben bu kadına sahip olmalıyım!” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><font size="2" face="Tahoma">Eskiden ülkelerden birinde yoksul bir adam yaşarmış. Fakat bu yoksul adamın karısı ay ışığı kadar güzelmiş. Birbirlerini çok severler, mutluluk içinde yaşarlarmış. Ama hiçbir kederin gölgelemediği bu mutluluk fazla uzun sürmemiş. Günün birinde o yörenin en kötü kalpli büyücüsü genç kadını görmüş ve görür görmez de aşık olmuş.</font></strong>“Ne olursa olsun ben bu kadına sahip olmalıyım!” diye de karar vermiş. Planını uygulamak için de kocasının kılığına girmiş. Büyücü olduğu için bu iş hiç de zor olmamış. Tıpatıp benziyormuş yoksul kocaya. Evlerine gitmiş.<br />
“Defol buradan bu benim evim!” diye bağırmış büyücü. Asıl koca çok şaşırmış karşısında aynen kendisine benzeyen birini görünce. Sevgili karısı ise ne yapacağını, kime hak vereceğini bilememiş. Çünkü iki adam da aynıymış! <span id="more-2095"></span></p>
<p><a id="more-172"></a><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman"><br />
İki koca adayı kavga etmeye başlamışlar. Kadın bir birine, bir diğerine yardım ediyormuş. Sonunda köyün bilgesinin önüne çıkarmışlar onları, ikisi de kadının asıl kocasının kendisi olduğunu iddia ediyor diğerini sahtekarlıkla suçluyormuş. Ak sakallı bilge biraz düşünmüş: “Bir deneme yapmamız lazım. Sonra karar vereceğim. Şu sandığı görüyor musunuz? İkiniz de sırayla bu sandığı şu dağa çıkarıp, geri getireceksiniz.” </font></p>
<p><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">Sandığın içinde bilgenin adamı varmış. Önce asıl koca sırtlamış sandığı. Yokuşta nefes nefese kalmış, kendi kendine konuşmaya başlamış:<br />
“Allahım! Nereden çıktı bu bela başımıza! Ama olsun gerekirse bu sandığı yedi kere bu dağa çıkarırım. Yeter ki, karımı kaybetmeyeyim!”<br />
Ardından büyücü sandığı yüklenmiş. Yokuşta o da konuşmaya başlamış: “Bu sandık da ne kadar ağırmış! Ama olsun. O kadını elde etmek için daha ağırını bile taşırım.”</font><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">Bilgenin sandıkta saklı adamı dönüşte her şeyi anlatmış. Bunun üzerine bilge bir büyücüyle karşı karşıya olduklarını hemen anlamış, şöyle demiş:<br />
“Kim şeker kamışının içinden geçebilirse, bu kadının asıl kocası odur.” Gerçek koca saçını başını yolmaya başlamış. Tabii zavallı, kamışın içinden geçemeyeceğini biliyormuş. Öteki ise, “nihayet kadın benim karım olacak” diye sevinip, kamışın içine girivermiş. Ama daha kamışın içindeyken bilge kamışın iki uçunu balçıkla kapatmış ve büyücüyü kamışın içine hapsetmiş! Bütün ülke kötü bir büyücüden kurtulmuş. Birbirlerini çok seven karı koca da mutluluk içinde yaşamaya devam etmişler</p>
<p></font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/kotu-kalpli-buyucu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AT, TİLKİ VE ASLAN</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/at-tilki-ve-aslan.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/at-tilki-ve-aslan.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 19:18:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/at-tilki-ve-aslan.html</guid>
		<description><![CDATA[At yaşlanmış. Yıllar boyunca efendisine hizmet etmiş etmesine, ama artık işe yaramadığı için, efendisi gözünün yaşına bakmadan atı kapı dışarı etmiş: “Benden çalışmayana ekmek yok! Başının çaresine bak. Yaşayabilirsen yaşa. Seni bir şartla beslerim. Bana bir aslan getir. Yoksa gözüme görünme.”
  At, bu vefasızlığa çok üzülmüş. Artık hayatını tek başına vahşi ormanda sürdürebilecek kadar genç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2" face="Tahoma">At yaşlanmış. Yıllar boyunca efendisine hizmet etmiş etmesine, ama artık işe yaramadığı için, efendisi gözünün yaşına bakmadan atı kapı dışarı etmiş: </font>“Benden çalışmayana ekmek yok! Başının çaresine bak. Yaşayabilirsen yaşa. Seni bir şartla beslerim. Bana bir aslan getir. Yoksa gözüme görünme.”</p>
<p><a id="more-173"></a> <font size="2" face="Tahoma, Times New Roman"> At, bu vefasızlığa çok üzülmüş. Artık hayatını tek başına vahşi ormanda sürdürebilecek kadar genç de değilmiş. Bu nedenle ormana gitmeye, hiç olmazsa huzur içinde ölebileceği bir köşe aramaya karar vermiş. Ormanda bir yandan ağlayıp bir yandan da gönlüne göre bir yer ararken karşısına tilki çıkmış: </font></p>
<p><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">“Niye ağlıyorsun at dostum?”<br />
</font><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">“Ah, ben ağlamayayım da kim ağlasın” diye içini çekmiş at ve olup biteni tilkiye anlatmış.<span id="more-2094"></span></font><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">Tilki: “Sen işi bana bırak. Yapacağın tek şey şu ağacın dibine yatıp ölü numarası yapmak.”</p>
<p>At yere yatmış, tilki de aslana gitmiş. “Aman sevgili dostum! Kısmet ayağımıza geldi! Ağacın altında bir at ölmüş. Kocaman da butları var. Bize bir hafta yeter. İstemez misin?”</p>
<p></font><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">“istemez olur muyum?” demiş aslan ağzı sulanarak. Ağacın dibinde atı görünce hemen parçalamak istemiş, ama tilki şöyle demiş: </font></p>
<p><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">“Bence senin mağaraya götürelim, orada yeriz. Ormanın ortasında yemeye başlarsak bir sürü rakip çıkar bize.” </font></p>
<p><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">“Doğru, demiş aslan, ama nasıl götüreceğiz?”<br />
“Atı senin kuyruğuna sıkıca bağlarım. Ardından çekersin.”<br />
“Tamam.”</font></p>
<p><font size="2" face="Tahoma, Times New Roman">Tilki, atı aslanın kuyruğuna iyice bağlamış. Sonra da atın kulağına fısıldamış:<br />
“Haydi dostum, bundan sonrası senin işin.” At da ayağa fırladığı gibi dörtnala koşmaya başlamış. Tabii aslanı da arkasından sürükleyerek. O hızla aslanı efendisinin bahçesine kadar çekmiş. İhtiyar atın koca aslanı getirdiğini gören sahibi, yaptıklarından utanmış. Aslanı avlamış sonra da sevgili atına ölünceye kadar bakmış. </font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/at-tilki-ve-aslan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SAKA KUŞUNUN TAKVİMİ</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/saka-kusunun-takvimi.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/saka-kusunun-takvimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 19:16:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/saka-kusunun-takvimi.html</guid>
		<description><![CDATA[Gece yarısına doğru evden sesler yükselmeye başladı. Pencerenin camlarından parlak ve renkli ışıklar dışarı süzülüyordu. Yavrukuş çok korkmuştu. Hemen yuvasından uçup, yakındaki ağacın dallarına kondu ve pencereden ne olup bittiğini görmeye çalıştı. Odada tavana kadar yükselen bir çam ağacı vardı! Ağacın altına renk renk paketler, oyuncaklar konulmuştu. Çocuklar ağacın etrafında sevinçle koşuyor, oyunlar oynuyorlardı. Saka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2" color="#000099" face="Tahoma, Arial">Gece yarısına doğru evden sesler yükselmeye başladı. Pencerenin camlarından parlak ve renkli ışıklar dışarı süzülüyordu. Yavrukuş çok korkmuştu. Hemen yuvasından uçup, yakındaki ağacın dallarına kondu ve pencereden ne olup bittiğini görmeye çalıştı. Odada tavana kadar yükselen bir çam ağacı vardı! Ağacın altına renk renk paketler, oyuncaklar konulmuştu. Çocuklar ağacın etrafında sevinçle koşuyor, oyunlar oynuyorlardı. Saka kuşu yavrusu, insanların gece yarısı neden bu kadar sevindiklerini anlayamamıştı. Çünkü Yavrukuş daha o yaz yumurtadan çıkmıştı ve bu koca dünyaya dair fazla bir şey bilmiyordu. O gece, insanlar ışıkları söndürüp yattıktan sonra, çok geç uyuyabildi. </font><font size="2" color="#000099" face="Tahoma, Arial">Sabah Yavrukuş dışarda cırlak sesleriyle gürültü yapan serçelerin çığlıklarını duyup uyandı. Yuvadan dışarı uçup şöyle seslendi onlara:<span id="more-2093"></span><br />
“Ne diye bağırıyorsunuz sabah sabah! Gece yarısı insanların gürültüsünden uyuyamadım, şimdi de siz rahat vermiyorsunuz! Neler oluyor?”<br />
“Ne mi oluyor?” diye şaşırdı serçeler. “Bugün yeni yılın ilk günü. Herkes neşe içinde. İnsanlar da biz de sevinçle karşılarız yeni gelen yılı.”<br />
“Yeni yıl mı? O da ne demek?”<br />
“Ah, yazık sen pek de küçükmüşsün” diye güldü serçeler. “Yeni yılın ilk günü yılın en güzel günüdür. Bu gün artık güneş bize geri gelmeye başlar. Bugün takvimin ilk günüdür. Bugün bir Ocak!”<br />
“Ocak mı? O da ne oluyor? Peki ‘takvim’ ne demek?”<br />
“Anlaşıldı” diye dudak büktü serçeler, “demek sen yumurtadan çıkalı fazla bir zaman geçmemiş. Takvim bütün bir yılın düzenidir. Bir yıl aylardan oluşur. İlk ay Ocak’tır, yani yılın gagasının ucu. Sonra on tane, yani iki ayağının parmakları kadar ay gelir. Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım. Ardından son ay olan Aralık. Ocak nasıl yılın gagasıysa. Aralık da işte yılın kuyruğunun sonudur. Anladın mı Yavrukuş?”<br />
“Hayır, doğrusunu isterseniz hiç de anlamadım” diye iki yana doğru salladı başım Yavrukuş. “Bütün söylediklerinizden aklımda kalanlar ‘gaga’, ‘iki ayağın parmakları’, ‘kuyruk’ kelimeleri oldu. Diğerleri zor şeyler.”</p>
<p>“Bana bak!” dedi yaşlı serçe, “Şimdi sen biraz ormanda, kırlarda, tarlalarda uç bakalım. Ama gözlerin! dört aç ve çevrene dikkatle bak. Çevrende olup bitenleri izle. Ayın bittiğini duyunca da geri gel. Bak ben de bu evde yaşıyorum. Yuvam işte çatının altındaki boşlukta. Ben sana bir sonraki ayın ne olduğunu anlatırım. Böylece sırayla hepsini öğrenirsin.”</p>
<p>“Çok güzel fikir” diye sevindi Yavrukuş. “Ben mutlaka sana geri geleceğim! Sonra da kanatlarını çırptı ve uçuverdi.</p>
<p></font></p>
<p align="center"><font size="2" color="#000099" face="Tahoma, Arial"><strong><font size="3"><br />
</font></strong></font></p>
<p><font size="2" color="#000099" face="Tahoma, Arial">Küçücük bir saka kuşuydu “<strong>Yavrukuş</strong>“. Daha yuva kuracak kadar da büyümemişti. Bilirsiniz, saka kuşları tembel tembel dallarda tünemeyi hiç sevmezler. O da bütün gün dallardan bahçe çitlerine, ev çatılarından çalılıklara neşeyle uçardı. Akşam olduğunda da Yavrukuş kendine ağaçlarda bir kovuk arar, orada sabahlardı. Tüylerini kendine yastık yapar, kanatlarını da yorgan gibi üzerine çeker bir güzel uyurdu.</font><font size="2" color="#000099" face="Tahoma, Arial">Kış mevsiminin, artık havaların iyice soğuk olduğu günlerinden birinde şans Yavrukuş’un yüzüne gülüverdi. Bir pencere pervazının altında boş bir serçe yuvası buldu. Yuva yumuşacık tüylerle döşenmişti. Yavrukuş hiç düşünmeden yuvaya yerleşti. Annesinin yuvasından uçalı beri, ilk defa böyle sıcak ve sakin bir yuvada uyuyordu. </font><font size="2" color="#000099" face="Tahoma, Arial"><br />
</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/masallar/saka-kusunun-takvimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
