<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri,Kitap Özeti &#187; Şairler</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozetleri.com/category/sairler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozetleri.com</link>
	<description>Kitap özetleri, kitap özeti, kitap eleştirileri, yazarlar, romanlar, hikayeler, masallar, biyografiler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2009 16:19:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Abdülhak Hamit Tarhan&#8217;ın Hayatı (Biyografisi)</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/abdulhak-hamit-tarhanin-hayati-biyografisi-2.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/abdulhak-hamit-tarhanin-hayati-biyografisi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Nov 2007 13:59:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/sairler/abdulhak-hamit-tarhanin-hayati-biyografisi-2.html</guid>
		<description><![CDATA[Tanzimat sonrası Türk Edebiyatı&#8217;nın en önemli isimlerinden olan Abdülhak Hamit Tarhan; Recaizade Mahmut Ekrem, Namık Kemal ve Ebüziyya Tevfik gibi isimler ile birlikte yeni, batıya yönelik Türk Edebiyatı&#8217;nın kurucularından oldu. Abdülhak Hamit Tarhan, 2 Ocak 1852&#8242;de İstanbul&#8217;da doğdu. Dededen gelen soylu bir ailenin çocuğu olan Abdülhak Hamit Tarhan&#8217;nın dedesi Abdülhak Molla, II. Mahmut ve Abdülmecit&#8217;in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tanzimat sonrası Türk Edebiyatı&#8217;nın en önemli isimlerinden olan Abdülhak Hamit Tarhan; Recaizade Mahmut Ekrem, Namık Kemal ve Ebüziyya Tevfik gibi isimler ile birlikte yeni, batıya yönelik Türk Edebiyatı&#8217;nın kurucularından oldu.</p>
<p>Abdülhak Hamit Tarhan, 2 Ocak 1852&#8242;de İstanbul&#8217;da doğdu. Dededen gelen soylu bir ailenin çocuğu olan Abdülhak Hamit Tarhan&#8217;nın dedesi Abdülhak Molla, II. Mahmut ve Abdülmecit&#8217;in hekimiydi. Babası Hayrullah Efendi ise tarihçi ve diplomattı.</p>
<p>Abdülhak Hamit Tarhan ilk eğitimine, Evliya Hoca, Behaeddin Hoca ve Tahsin Efendi gibi özel hocalardan aldığı derslerle başladı. Ardından Bebek Köşk Kapısı&#8217;ndaki Mahalle Mektebi&#8217;ne ve daha sonra Rumelihisar Rüştisine gitti. 1863 yılında henüz 11 yaşındayken ağabeyi Nasuhi Bey ile Paris&#8217;e giderek eğitimine burada devam etti. Özel bir okulda okuyan Abdülhak Hamit, bu sayede Fransızcasını geliştirdi. Babasının da Paris&#8217;e gelmesinden kısa bir süre sonra 1865 yılında İstanbul&#8217;a döndü. İstanbul&#8217;da Fransız Okuluna devam ederken bir yandan da Babıali&#8217;de tercüme odasında çalışıyordu.<span id="more-578"></span></p>
<p>1866 yılında babasının İran&#8217;a Tahran Büyükelçiliği&#8217;ne tayin edilmesi yüzünden babasıyla İran&#8217;a gitti. Babası 1867 yılında vefat edene kadar burada kaldı. İstanbul&#8217;a döndükten sonra Maliye Mühimme Kalemi&#8217;ne girdi. Maliye Kalemi&#8217;nde döneme edebiyat alanında damgasını vurmuş olan Recaizade Mahmut Ekrem ile tanışma fırsatı buldu. Bu dönem Sami Paşa&#8217;nın Hafız Divanı&#8217;nın okudu ve Tahran&#8217;daki hayatını anlatan &#8220;Macera-yı Aşk&#8221; adlı ilk eserini yazdı. Kısa sürede Şura-yı Devlet ve Sadaret Kalemi&#8217;ne yükselen Abdülhak Hamit, 1871 yılında Fatma Hanım&#8217;la evlendi. Bu dönem ilk şiirlerini yazmaya başladı.</p>
<p>1876 yılında Paris Büyükelçiliği&#8217;nde İkinci Katipliğe atandı ancak iki yıl sonra, zalim bir hükümdara başkaldırıyı anlatan &#8220;Nesteren&#8221; adlı oyunu yüzünden görevden alındı. Ardından 1881&#8242;de Gürcistan&#8217;daki Poti, 1882&#8242;de Yunanistan&#8217;daki Golos ve 1883&#8242;de Bombay Başkonsolosluklarına atandı. Hayatındaki en önemli olaylardan biri Bombay&#8217;dan dönerken uğradıkları Beyrut&#8217;ta eşi Fatma Hanım&#8217;ı kaybetmesi oldu. Bu ölümün etkisiyle ünlü şiiri &#8220;Makber&#8221;i yazdı.</p>
<p>1886 yılında Londra Büyükelçiliği&#8217;ne Başkatip olarak atandı. Burada kaldığı süre içinde ikinci eşi Nelly ile tanıştı ve evlendi. 1895 yılında Lahey elçiliğine getirildi. Ardından kısa bir süre sonra Brüksel&#8217;e tayini çıktı. Eşinin rahatsızlanması üzerine 1900&#8242;da İstanbul&#8217;a döndü.</p>
<p>1911 yılında ikinci eşi Nelly&#8217;nin ölümünden sonra, burada Cemile Hanım ile evlendi. Ancak bu evlilik 20 gün kadar sürebildi. 1912&#8242;de Belçika asıllı Lüsyen Hanım&#8217;la evlendi. İstanbul&#8217;da iken Meclis-i Ayan üyesi olan Abdülhak Hamit Tarhan, 1920&#8242;de İstanbul&#8217;un işgal edilmesi ile birlikte Viyana&#8217;ya kaçtı.</p>
<p>Viyana&#8217;da sıkıntılı günler geçiren yazarı, Ankara Hükümeti geri getirmek için çabalara başladı. İstanbul&#8217;a Hükümet sayesinde döndükten sonra Maçka&#8217;da bir eve gerleştirildi ve kendisine maaş bağlandı. 1928&#8242;de İstanbul Milletvekili seçildi ve 12 Nisan 1937&#8242;de İstanbul&#8217;da vefat edenek den bu görevi sürdürdü. Naaşı Zincirlikuyu&#8217;ya defnedildi.</p>
<p>Batılılaşmanın en büyük isimlerinden olan Abdülhak Hamit Tarhan, &#8220;Şair-i Azam&#8221; olarak bilinirdi. Hayatının büyük bir bölümünü yurtdışında geçirmiş ve Avrupa Edebiyatı&#8217;ndan oldukça etkilenmiştir. Kurallara uymayan, Batı edebiyatında gördüğü her yeniliği, Türk Edebiyatı&#8217;na da getirmiş ve &#8220;Divan Şiiri&#8221;nin bitiricilerinden olmuştur. Sanatından romantik öğelere ağırlık vermiştir. Vezin, kafiye ve dile pek önem vermemiş, lirizmi ön plana çıkarmıştır.</p>
<p>Tanzimat sonrası bütün edebi ve siyasi devrimleri edebiyatına katmıştır. İlk eserlerinde Tanzimat ekolünün etkisinde kalmış, daha sonra Batı edebiyatını daha yakından tanıyınca klasik edebiyattan tamamen ayrılmıştır.</p>
<p>ESERLERİ</p>
<p>Şiir:<br />
Sahra (1879)<br />
Ölü (1886)<br />
Hacle (1886)<br />
Bir Sefilenin Hasbihali (1886)<br />
Bâlâ’dan Bir Ses (1911)<br />
Validem (1913)<br />
İlham-ı Vatan (1918)<br />
Tayflar Geçidi (1919)<br />
Ruhlar (1922)<br />
Garâm (1923)</p>
<p>Oyun:<br />
İçli Kız (1874)<br />
Sabr ü Sebat (1875)<br />
Duhter-i Hindu (1875)<br />
Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919)<br />
Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, 1970)<br />
Eşber (1880, 1945)<br />
Zeynep (1908)<br />
Macera-yı Aşk (1910)<br />
İlhan (1913)<br />
Tarhan (1916)<br />
Finten (1918, 1964)<br />
İbn Musa (1919, 1928)<br />
Yadigar-ı Harb (1919)<br />
Hakan (1935)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/abdulhak-hamit-tarhanin-hayati-biyografisi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Charles Pierre Baudelaire&#8217;nin Hayatı (Biyografisi)</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/charles-pierre-baudelairenin-hayati-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/charles-pierre-baudelairenin-hayati-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Nov 2007 00:37:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jens</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/sairler/charles-pierre-baudelairenin-hayati-biyografisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Charles Pierre Baudelaire, 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden. Asi üslubu ve kışkırtıcı yazılarıyla, avangard sanatın öncülerinden, çevirmen, eleştirmen. 9-nisan 1821’de, paris&#8217;te dünyaya gelen Baudelaire, 1827&#8242;de babasının ölümü ve daha sonra annesinin evlendiği, Aupick adındaki, üvey babasıyla anlaşamaması sebebiyle mutsuz bir çocukluk geçirdi. 1839&#8242;da, okuduğu okuldan, displinsizlik sebebiyle atılan Baudelaire, ailesi tarafından hukuk öğrenimi görmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Charles Pierre Baudelaire, 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden. Asi üslubu ve kışkırtıcı yazılarıyla, avangard sanatın öncülerinden, çevirmen, eleştirmen.</p>
<p>9-nisan 1821’de, paris&#8217;te dünyaya gelen Baudelaire, 1827&#8242;de babasının ölümü ve daha sonra annesinin evlendiği, Aupick adındaki, üvey babasıyla anlaşamaması sebebiyle mutsuz bir çocukluk geçirdi.</p>
<p>1839&#8242;da, okuduğu okuldan, displinsizlik sebebiyle atılan Baudelaire, ailesi tarafından hukuk öğrenimi görmeye zorlanması ve bu durumdan sıkılması üstüne, başkaldırarak, Quartier Latin&#8217;de, bohem bir hayat yaşamaya başladı.<span id="more-509"></span></p>
<p>Sürdüğü çarpık hayatı ve Yahudi bir hayat kadınıyla ilişkiye girip, frengiye yakalanması sebebiyle Baudelaire, ailesi tarafından tamamen dışlanmasının ardından, 20 yaşında hindistan&#8217;a gönderilen Baudelaire aslında oraya hiç gitmedi.</p>
<p>1842’de fransa’ya dönen Baudelaire, sonradan en uzun süreli sevgilisi olan Jeanne Duval&#8217;le tanıştı.</p>
<p>Reşit olunca, babasının mirasını alan, ancak bu parayı hesapsızca harcadığı için ailesinin miras hakkını geri çekmesiyle parasız kalan Baudelaire, ailesi tarafından velayet altına alındı. Bu durum da Baudelaire’in ömür boyu olgunlaşamamasına sebep oldu.</p>
<p>Hayatını boş ve manasız gören Baudelaire, 1845’te intihar girişiminde bulundu. O sene ikinci kez frengi hastalığına yakalandı.</p>
<p>1846&#8242;da, Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri) adlı kitabına girecek şiirlerini yazmaya başlayan Baudelaire, 1847&#8242;de Edgar Allan Poe&#8217;yı keşfederek, çocukluğunda öğrendiği İngilizce bilgisiyle, Poe’nun eserlerini Fransızca’ya çevirmeye başladı.</p>
<p>1848&#8242;de devrimcilerin yanında yer alan, ancak hayal kırıklığıyla sonuçlanan bir deneyim yaşayan Baudelaire’in, 1857&#8242;de, Théophile Gautier’e adadığı, Kötülük Çiçekleri adlı kitabının, Normandiya, Alençon’daki, yayıncı olan arkadaşı, Auguste Poulet-Malassis tarafından yayınlanmasının ardından, eserin içindeki altı şiir, kamu ahlakına aykırı bulunduğu için, Baudelaire hakkında dava açıldı.</p>
<p>Yazdığı şiirlerdeki üslubu nedeniyle, ahlaksızlıkla suçlanan Baudelaire, aynı yıl, üvey babasının da ölmesi üzerine, annesine tekrar yaklaşmaya çalıştı.</p>
<p>İçine kapanık ve kasvetli bir ruh haline sahip olan sanatçının sağlığı, 1851’de, esrar ve şaraba yönelmesiyle iyice bozuldu.</p>
<p>1860’da yayınlanan, Yapay Cennetler adlı eserde de uçlarda gezinen bir kişilik sergileyen Baudelaire, bir tür otobiyografi olan, Çırılçıplak Soyulan Yüreğim üzerine çalıştığı ve 1862’de, Le Spleen de Paris (Paris Sıkıntısı) adıyla, düzyazı şiirlerini yayımladığı sırada frenginin yan etkilerini gittikçe daha fazla hissetmeye başladı.</p>
<p>İki yıl kaldığı belcika’dan dönüşünde felç olan sanatçı, 31-agustos 1867’de, Paris’te, öldü. Charles Pierre Baudelaire, Paris Cimetière du Montparnasse&#8217;a gömüldü.</p>
<p>Hayatta olduğu sırada, kurulmakta olan modern Paris&#8217;in metropol yaşantısı üzerine inşa ettiği edebiyatı ve eleştiri yazıları, yenilikçi estetiğin başlangıcı sayılan Baudelaire, Rimbaud&#8217;dan Mallarme&#8217;ye, Yahya Kemal’den Cahit Sıtkı Tarancı&#8217;ya, sayısız şairi baştan çıkaran, 20. yüzyıl edebiyatının en etkili öncülerinden oldu.</p>
<p>Klasik geleneğe ve egemen modernizme karşı, asi ve reazlizme baş kaldıran bi görüntü çizen Baudelaire’in bu tutumu, yaşadığı dönemde, şiirlerinin yasaklanmasına kadar varan düşmanlıklar uyandırdıysa da, ölümünden sonra, bu sorgulayan ve kabullenmeyen uslubu, avangard sanat ve edebiyatın temelini oluşturdu.</p>
<p>Kaynak:biyografi.info</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/charles-pierre-baudelairenin-hayati-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Conrad Potter Aiken&#8217;in Hayatı (Biyografisi)</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/conrad-potter-aikenin-hayati-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/conrad-potter-aikenin-hayati-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Nov 2007 00:35:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jens</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/sairler/conrad-potter-aikenin-hayati-biyografisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Conrad Potter Aiken, 5-agustos 1889&#8242;da Savannah, Gürcistan&#8217;da doğdu. Aiken henüz çocukluk yıllarındayken, evinde anne ve babasının cesetleri ile karşılaşması sonucu ciddi bir travma geçirdi. Doktor olan babası, annesini ve kendisini öldürmüştü. Bu olayın ardından 11 yaşında Massachusetts&#8217;deki teyzesine gönderildi ve onun yanında yaşamaya başladı. Harvard&#8217;a girmeden önce özel okullar olan Middlesex School ve Concord&#8217;da eğitim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Conrad Potter Aiken, 5-agustos 1889&#8242;da Savannah, Gürcistan&#8217;da doğdu. Aiken henüz çocukluk yıllarındayken, evinde anne ve babasının cesetleri ile karşılaşması sonucu ciddi bir travma geçirdi. Doktor olan babası, annesini ve kendisini öldürmüştü. Bu olayın ardından 11 yaşında Massachusetts&#8217;deki teyzesine gönderildi ve onun yanında yaşamaya başladı.</p>
<p>Harvard&#8217;a girmeden önce özel okullar olan Middlesex School ve Concord&#8217;da eğitim aldı. Harvard&#8217;ta T.S.Eliot ile aynı sınıftaydı. 1912&#8242;de Eliot, Walter Lippman, Van Wyck Brooks, ve E.E. Cummings ile aynı dönemde Harvard&#8217;tan mezun oldu.</p>
<p>Belli bir süre gazete muhabiri olarak çalıştıktan sonra, kendini yazmaya adadı. Bu dönemde ufak bir kazancıda vardı. Şiirlerinde ve yazılarında Sigismund Schlomo Freud, Havelock Ellis, William James, Edgar Allan Poe gibi önemli yazar ve düşünürlerin yazı ve görüşlerine de yer verdi.<span id="more-508"></span></p>
<p>Aiken&#8217;in ilk şiir koleksyonu, &#8220;Earth Triumphant&#8221;ın, 1914&#8242;de yayınlanması, Aiken adının sair olarak tanınmasının öncüsü oldu.</p>
<p>&#8220;Bütün güzel şeylerin sonu var,<br />
Bütün güzellikler solup gidecekler,<br />
Ve sen gençlik, çok cesurca harcanan,<br />
Bir peni için yalvaracak ve sonra hoşçakal.&#8221;<br />
&#8220;Bütün güzel şeylerin bir sonu vardır&#8221;dan bir dörtlük.</p>
<p><strong>Şiirlerinden&#8230;</strong></p>
<p>Talat Sait Halman&#8217;ın çevirisiyle &#8220;sunuş şarkıları&#8221; şiiri:</p>
<p>İyi bak, göreceksin, daldan düşecek yaprak,<br />
düşecek sessiz ota hiç ses çıkarmayarak&#8230;<br />
İşte, elinde ancak çıplak bir dal kalacak,<br />
bir de ölü atlarda canı çıkmış bir yaprak,<br />
bir şey gelmiş de gitmiş. olup olacağı bu.</p>
<p>Neydi bu düşüşteki gürültü patırtılar?<br />
Zerrelerin savaşı, dallarda yıkıntılar.<br />
Yaprakta felaketli, alev alev yanarak,<br />
belirsizdi çağlardan öte bu sarsıntılar.<br />
Sadece yaprak düşmüş, dal kalmıştı çırçıplak.</p>
<p>Dünya demişler buna: hepsi bu kadar ancak,<br />
görünmez bir başlangıç, bir yıkım koparacak<br />
ıvır zıvır işleri yaman atılımlardan.<br />
Konuş: geçmiş gelecek devrimden nice hortlak<br />
dolar kısa sözlere. girdap bizi yutacak.</p>
<p>Kaynak:biyografi.info</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/conrad-potter-aikenin-hayati-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dante Alighieri&#8217;nin Hayatı (Biyografisi)</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/dante-alighierinin-hayati-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/dante-alighierinin-hayati-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2007 17:13:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jens</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/sairler/dante-alighierinin-hayati-biyografisi.html</guid>
		<description><![CDATA[13. yüzyılın ortalarında avrupa, Ortaçağın karanlığından kurtulup yeni bir dönemin ışığına kavuşmaya çabalarken, Floransa şehrinde Dante Alighieri adında bir adam dünyaya geldi. Bu adam gençlik yıllarını cephede siyasal inançlar uğruna savaşarak geçirmiş, daha sonraki yıllarda ise loncası için mücadele etmişti. Karşılık olarak aşağılamalara maruz kalmış ve yıllarca sürgün edilmişti. Fakat bu sürgün yıllarında dünyanın tanıklık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>13. yüzyılın ortalarında avrupa, Ortaçağın karanlığından kurtulup yeni bir dönemin ışığına kavuşmaya çabalarken, Floransa şehrinde Dante Alighieri adında bir adam dünyaya geldi. Bu adam gençlik yıllarını cephede siyasal inançlar uğruna savaşarak geçirmiş, daha sonraki yıllarda ise loncası için mücadele etmişti. Karşılık olarak aşağılamalara maruz kalmış ve yıllarca sürgün edilmişti. Fakat bu sürgün yıllarında dünyanın tanıklık ettiği en soylu şiirlerini yazdı. Yeni bir dil yaratan bu epik şair, dünyayı bilgeliğin ışığıyla aydınlatarak, edebiyata &#8221;İlahi Komedya&#8221;yı kazandırdı.</p>
<p>Dante Alighieri, 1265 yılında doğdu. Babası tanınmış bir avukattı. Dante&#8217;yi, pek ahlaklı olarak tanınmayan ama iyi eğitim veren Brunetto Latini&#8217;nin yanına verdi. Floransa, o dönemde aşk şarkılarının beşiğiydi ve Dante de küçük yaştan itibaren aşk şiirleri yazmaya başladı. Dante&#8217;nin yaşadığı dönemde, Ortaçağ karanlığını aydınlatan ronesans kültürü, Avrupa&#8217;da ağır adımlarla ilerlemekteydi. Bir bakıma Dante &#8221;gün doğuşunun ilk ışıkları&#8221; sayılır.<span id="more-507"></span></p>
<p>Yazılarının bir çoğunun konusu olan aşkı, dokuz yaşında, kendisinden bir kaç ay küçük ve soylu bir ailenin kızı Beatrice&#8217;yi görmesiyle doğdu. Hayatı boyunca tek aşkı olduğunu söyleyeceği ve hiç unutamayacağı Beatrice&#8217;yi tekrar dokuz yıl sonra gördü. o anı şu sözleriyle anlatır;&#8221; Yanımdan geçerken, gözlerini çekildiğim köşeye doğru çevirdi ve beni nezaketle selamladı. O anda bütün kutsallıkların doruğuna eriştim.&#8221;</p>
<p>Gerçekte bir türlü kavuşamadığı Beatrice, Dante&#8217;nin bunalımlı düşlerinin kahramanı olmuştur. Karşılık bulamadığı aşkını unutmak için başka kadınlarla avunmayı denediyse de Beatrice, Dante&#8217;de bir saplantı haline geldi ve bütün hayatı boyunca ona taptı. Onun dünya edebiyatına en büyük katkısı olan &#8221;İlahi Komedya&#8221;sında günahlardan arınma dağına çıkarak cehenneme yaptığı yolculuk anlatılır. Daha sonra Dante, Beatrice&#8217;yi bulduğu &#8216;Dünya Cennetine&#8217; çıkar ve hiçbir kadına verilmeyen ünü Beatrice&#8217;e kazandirmaya çalışır. Fakat bu rastlantı, hayatının gerçek amacına doğru yaptığı yolculuğun ilk adımıdır. Beatrice&#8217;in öncülüğünde, o çağın dinsel inançlarına göre bir çok katları olduğuna inanılan cenneti dolaşmıştır. Burada bir an için XIV. yüzyılın din bilgisinin amacı olan bütün sırların kutsal bilimine erişmiştir.</p>
<p>Beatrice&#8217;nin Simon de Bardi ile evlenmesi ve daha sonra 1290&#8242;da erken ölümü, Dante için bir yıkım oldu. Sevgilisinin ölümüne yakınmalarını &#8216;Şölen&#8217; adlı eserinde dile getirir.</p>
<p>Dante siyasal alandaki ilk tecrübesini savaşta edindi. &#8221;Guelph&#8221; ve &#8221;Ghibelline&#8221; partilerinin çatıştığı Campaldino Savaşında asker olarak görev yaptıktan sonra, eczacılar loncasına girdi. O sırada Papa, yüz şovalyeyle kişisel düşmanı Colonna ailesiyle dövüşmelerini emretti, Dante bu emre karşı çıkıp başarı gösterince, loncanın başkanlığına getirildi. Fakat başarısı üzücü olayların başlangıcı oldu ve iç savaş yeniden başladı. Savaşın sorumlusu tutularak sürgüne gönderildi. Dante 1302 yılından ölümüne kadar sürgün hayatı yaşadı ve gittiği yerlerde kendi gibi sürgün edilen arkadaşlarını aradı. Aşağılayıcı bir biçimde bir kaç kez kendisine bağışlanma teklif edildiyse de gururu buna razı olmayan Dante tamamen özgür olmadıkça Floransa&#8217;ya dönmeyeceğini bildirmişti.</p>
<p>Siyasal alanda başarı gösteremeyen şair, Lombardy, Tuscany ve Romagna şehir devletlerini gezdi, paris&#8217;e hatta Oxford&#8217;a kadar uzanarak değişik kişilerin koruyuculuğuna girdi. İlk sığındığı kişi Verona Lordu oldu ve oğlu Can Grande della Scala&#8217;ya &#8221;Cennet&#8221;i ithaf etti. Daha sonra Venedik Dükası yanında elçilikle görevlendirilen Dante bu görevde de başarılı olamayınca tekrar Ravenna&#8217;ya döndü. Ölümüne kadar bu şehirde yaşadı ve 1321 yılında da gözlerini hayata kapadı. St. Francis Kilisesine gömüldü. Gösterişli olmaktan uzak küçük mezarı sonradan Franciscan papazlarının değerli ve kutsal kalıntılarından biri sayıldı.</p>
<p>Dante, ölümünden sonra da rahat bırakılmamış, &#8221; De Monarchia&#8221;(Monarşi) adlı eseri din adamlarının öfkesini üzerine çekmişti. Ulusların birleşmesi fikrinin ilk ortaya atıldığı De Monarchia&#8217;da , en iyi devletin uluslararası bir başkan tarafından yönetilen bir hükümeti olduğunu ve evrensel bir papanında dinin başı olması gerektiğini ortaya koyar. Bu kitap Kilisenin ileri gelenleri tarafından iyi karşılanmadı çünkü sözü edilen başkan, dünya işlerini kiliseden bağımsız olarak yönetecek, ancak gerek duyulursa papaya başvurulacaktı. Bu yüzden Dante&#8217;nin De Monarchia&#8217;sı yasak kitaplar listesine girdi ve Kardinal de Polget&#8217;in emri ile kitabın tüm koplyaları halkın önünde yakıldı.</p>
<p>Dante ününü, Ortaçağda düşünülmesi bile zor olan şeyleri dile getirdiği kitabı &#8221;İlahi Komedya&#8221;sına borçludur. &#8221;İlahi&#8221; sözcüğü sonradan eklenmiş olup &#8221;Komedya&#8221; kelimesi ise bugünkü kullanımıyla değil, sonu mutlu biten anlamına gelir. Virgil önderliğinde Cehennem, Cennet ve günahlardan arınma bölgesini dolaşan Dante, bu ünlü eserinde döneminin kültürü üzerine adeta ansiklopedik bilgi vermektedir.</p>
<p>Kaynak:biyografi.info</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/dante-alighierinin-hayati-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Faruk Nafiz Çamlıbel&#8217;in Hayatı (Biyografisi)</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/faruk-nafiz_camlibelin-hayati-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/faruk-nafiz_camlibelin-hayati-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2007 17:06:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jens</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/sairler/faruk-nafiz-camlibelin-hayati-biyografisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Türk şair, oyun yazarı, gazeteci, siyaset adamı. &#8220;Milli Edebiyat&#8221;a dönüş sürecinden etkilenerek divan edebiyatı yazım kalıbı olan aruz veznini terk etmiş; bu dönüşüme destek vermek amacıyla &#8220;Hecenin Beş Şairi&#8221;nden (bes-hececiler) biri olmuştur. Yazın çalışmaları şiirden ibaret kalmamış; sanattan yoksun bırakılmış halka yönelik oyunlar kaleme almış ve eserlerinde gerçekçi bir lirizm ortaya koymuştur. Yeni Lisan anlayışıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk şair, oyun yazarı, gazeteci, siyaset adamı. &#8220;Milli Edebiyat&#8221;a dönüş sürecinden etkilenerek divan edebiyatı yazım kalıbı olan aruz veznini terk etmiş; bu dönüşüme destek vermek amacıyla &#8220;Hecenin Beş Şairi&#8221;nden (bes-hececiler) biri olmuştur. Yazın çalışmaları şiirden ibaret kalmamış; sanattan yoksun bırakılmış halka yönelik oyunlar kaleme almış ve eserlerinde gerçekçi bir lirizm ortaya koymuştur. Yeni Lisan anlayışıyla gelişim sürecinde olan Türkçenin bilhassa anadolu yöresinde yaygınlaşması için çalışmış; bir Milli Mücadele dönemi şairi olarak, Cumhuriyetin 10. kuruluş yıldönümü için Behçet Kemal ile birlikte, &#8220;10. Yıl Marşı&#8221;nı mısralara dökmüş ve Türk milletine armağan etmiştir.</p>
<p>Faruk Nafiz Çamlıbel, 18-mayis 1898 tarihinde, Orman ve Maadin Nezareti memuru Süleyman Nazif&#8217;in oğlu olarak, İstanbul&#8217;da dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimi için Bakırköy Rüştiyesi ile ardından Hadika-i Meşveret İdadi&#8217;sine gönderildi. Henüz lise yıllarındayken şiirler kaleme almaya başlayan Çamlıbel&#8217;in &#8220;Eserlerimin Ruhu&#8221; adıyla yayımlanan ilk şiiri, 1913 yılında Peyam gazetesinin edebiyat ekinde yer aldı. Ertesi yıl, &#8220;Saat&#8221; adlı manzumesi Çocuk Dünyası dergisinde yayımlandı.<span id="more-506"></span></p>
<p>Yüksek öğrenimine İstanbul Darülfünun&#8217;u Tıp Fakültesinde devam ederken, 1917 yılında aldığı bir teklif üzerine eğitimini yarıda keserek, Ati gazetesinin yazı işleri bölümünde çalışmaya başladı. Cenap Şahabettin ve özellikle de Yahya Kemal Beyatlı&#8217;dan ve dolayısıyla Servet-i Fünun akımından oldukça fazla etkilenen Çamlıbel, ilk şiirlerini aruz vezniyle kaleme aldı. Ancak sonraları, Milli Mücadele döneminin aydınlara verdiği yenilikçi ilhamdan yola çıkarak, Türkçenin yalınlaşması, yabancı kelimelerden ve kalıplardan uzaklaşılması düşüncesini benimseyerek hece vezniyle yazmaya başladı. Milli edebiyatın oluşabilmesi, geliştirilebilmesini misyon edindi ve Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon gibi Yeni Lisan&#8217;cılarla birlikte, Türk edebiyat tarihinde &#8220;Beş Hececiler&#8221; adıyla anılır oldu. 1918 yılında yayımlanan, &#8220;Şarkın Sultanları&#8221; adlı ilk şiir kitabıyla, edebiyat camiasında tanınır hale geldi.</p>
<p>1919 yılında ise, ikinci kitabı &#8220;Dinle Neyden&#8221;i çıkardı ve adını geniş kitlelere duyurma fırsatı yakaladı. Oldukça verimli bir şair olan Çamlıbel, aynı yıl &#8220;Gönülden Gönüle&#8221;yi yayımladı. Aynı zamanda, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının gelişmesinde büyük rolü olan çeşitli dergi ve gazetelerde çalıştı. Gençlik yıllarında aruz vezniyle yazdığı şiirlerinin de basıldığı, İleri (1917-18), Yeni Mecmua (1918), Şair (1918-19), Ümid (1919-1921), Edebi Mecmua (1919), Nedim (1919), Temaşa (1920), Yarın (1921-1922) ve daha birçok yayın organında yer aldı.</p>
<p>1921 yılında, kurtulus-savasi&#8217;nın melankolik sosyal havasından etkilenerek, bir aydın olarak, ancak halkın eğitilmesi ve bilinçlendirilmesine yardım etmek suretiyle mücadeleye en faydalı şekilde destek verebileceğini düşünerek, öğretmenlik yapmak istedi. İlk görev yeri, Kayseri&#8217;ydi. Bu sayede Çamlıbel, Anadolu&#8217;da cereyan eden gerçek savaşın içine girmiş oldu ve soluduğu bu yerel havayı ileriki eserlerinde işledi. Ünlü şiiri &#8220;Han Duvarları&#8221;nı ve daha pekçok eserini bu duygu yoğunluğu içerisinde kaleme aldı. Anadolu köylüsünün savaş, eğitimsizlik, yoksulluk sebebiyle yüzyüze geldiği acıların ilk defa tiyatro sahnesinde gözler önüne serildiği &#8220;Canavar&#8221; (1924-1926) adlı lirik tiyatro oyunu da, şairin realist bakış açısıyla aynı yıllarda satırlara döktüğü, önemli eserleri arasındaydı.</p>
<p>1924&#8242;te ankara İlköğretim Okulu&#8217;na tayin edildikten sonra, 1932 yılına kadar, edebiyat öğretmenliği görevini Ankara&#8217;da sürdürdü. Yeni devletin yapılandırılması için yoğun şekilde faaliyet gösteren siyaset çevrelerine yakınlaşması nedeniyle, bu alana ilgi duymaya başladı. Başkentte geçirdiği yıllar boyunca, sevilen şiirlerini &#8220;Çoban Çeşmesi&#8221; (1926), &#8220;Suda Halkalar&#8221; (1928) gibi kitaplarda toplayarak yayımladı. 1932&#8242;den sonra görevine İstanbul&#8217;da devam eden ünlü şair, Vefa Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi ve ardından Amerikan Koleji&#8217;nde bulundu. Bu dönemde, &#8220;Akın ve Özyurt&#8221; (1932) gibi tanınmış tiyatro oyunun yanı sıra, &#8220;Onuncu Yıl Marşı&#8221;nı (Behçet Kemal&#8217;le birlikte &#8211; 1933), &#8220;Bir Ömür Böyle Geçti&#8221; (1933) derleme şiir kitabını ve Atatürk&#8217;ü konu alan &#8220;Kahraman&#8221;(1933) adlı oyununu yazdı. Ertesi yıl, sevdiği şiirlerini biraraya getirdiği &#8220;Elimle Seçtiklerim&#8221; adlı derleme kitabını yayımladı. 1936&#8242;da ise, ilk roman çalışması olan &#8220;Yıldız Yağmuru&#8221;nu kaleme aldı. Bu eserini takip eden yıllarda &#8220;Akarsu&#8221; (1937), &#8220;Akıncı Türkleri&#8221; (1938), &#8220;Tatlı Sert&#8221; (1938) ve &#8220;Yayla Kartalı&#8221; gibi, yeni şiirlerinin yer aldığı kitapları basılan Çamlıbel, sanatçı kimliğini terk etmeksizin, siyasette aktif rol almaya karar verdi.</p>
<p>1946 seçimlerine, demokrat-parti&#8217;den katıldı ve İstanbul ilinden milletvekili seçildi. 27-mayis 1960 tarihindeki ihtilale kadar görevini aralıksız sürdüren Çamlıbel, darbe sonrasında diğer birçok DP milletvekiliyle birlikte suçlu bulunarak tutuklandı ve Yassıada&#8217;daki cezaevine gönderildi. 15 ay tutuklu kalmasının ardından, aleyhine açılan davalardan beraat ederek serbest bırakıldı. Sonrasında, Arnavutköy&#8217;deki evinde inzivaya çekilen şair, Yassıada&#8217;da geçirdiği zaman içerisinde yazdığı &#8220;Zindan Duvarları&#8221;nı 1967 yılında, &#8220;Han Duvarları&#8221;nı ise 1969 yılında yayımladı.</p>
<p>Şair, 8-kasim 1973 tarihinde çıktığı yurt gezisinde, Akdeniz sularında seyreden Samsun vapurunda hayatını kaybetti. &#8220;Çamdeviren&#8221;, &#8220;Deli Ozan&#8221; gibi mahlaslarla mizah şiirleri de kaleme almış olan Çamlıbel, Anayurt adlı bir de dergi çıkarmıştır. Milli edebiyatımızın kaydettiği ilerlemeyi Anadolu&#8217;ya yansıtmaya çalıştığı gibi, Anadolu&#8217;nun sıkıntılarını da edebiyatla dile getirmeye çalışmıştır. Her ne kadar eski bir İstanbul beyefendisi olsa da, ülkenin geri kalmış yörelerini görmezden gelmemiş; ince bir sanatçı hassasiyetiyle bu sorunların temeline inmiştir. Şiir ve manzum oyunların yanı sıra, çocuk piyesleri de yazmıştır.</p>
<p><strong>ESERLERİ</strong></p>
<p><strong>Şiir : </strong>Şarkın Sultanları (1919) Gönülden Gönüle (1919) Dinle Neyden (1919) Çoban Çeşmesi (1926) Suda Halkalar (1928) Bir Ömür Böyle Geçti (1933) Elimle Seçtiklerim (1934) Akarsu (1937) Tatlı Sert (Mizah Şiirleri, 1938) Akıncı Türküleri (1938) Heyecan ve Sükûn (1959) Zindan Duvarları (1967) Han Duvarları (Seçme Şiirler, 1969)</p>
<p><strong>Oyun : </strong>Canavar (1925) Özyurt (1932) Akın (1932) Kahraman (1933) Yayla Kartalı (1945)</p>
<p><strong>Roman :</strong>  Yıldız Yağmuru (1936)</p>
<p>Kaynak:biyografi.info</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/faruk-nafiz_camlibelin-hayati-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fuzuli&#8217;nin Hayatı (Biyografisi)</title>
		<link>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/fuzulinin-hayati-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/fuzulinin-hayati-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2007 17:02:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jens</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozetleri.com/sairler/fuzulinin-hayati-biyografisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Türk Divan şairi. Temelini bireysel duygu ve sevgide bulan bir şiir anlayışını geliştirmiştir. Gerçek adı Mehmed b. Süleyman&#8217;dır. Kerbelâ&#8217;da doğdu, doğum yılı kesinlikle bilinmiyorsa da, kimi kaynaklara göre 1480 dolaylarındadır. 1556&#8242;da Kerbelâ&#8217;da öldü. Yaşamı, özellikle gençlik dönemi ve öğrenimi konusunda yeterli bilgi yoktur. Şiirde &#8220;Fuzûlî&#8221; adını, kendi şiirlerinin başkalarınınkilerle, başkalarının şiirlerinin de kendisininkilerle karşılaştırılması için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Divan şairi. Temelini bireysel duygu ve sevgide bulan bir şiir anlayışını geliştirmiştir. Gerçek adı Mehmed b. Süleyman&#8217;dır. Kerbelâ&#8217;da doğdu, doğum yılı kesinlikle bilinmiyorsa da, kimi kaynaklara göre 1480 dolaylarındadır. 1556&#8242;da Kerbelâ&#8217;da öldü.</p>
<p>Yaşamı, özellikle gençlik dönemi ve öğrenimi konusunda yeterli bilgi yoktur. Şiirde &#8220;Fuzûlî&#8221; adını, kendi şiirlerinin başkalarınınkilerle, başkalarının şiirlerinin de kendisininkilerle karşılaştırılması için aldığını, böyle bir takma adı kimsenin beğenmeyeceğini düşündüğünden kullandığını, Farsça Divan&#8217;ının girişinde açıklar. Ama &#8220;işe yaramayan&#8221;, &#8220;gereksiz&#8221; gibi anlamlara gelen &#8220;fuzûlî&#8221; sözcüğünün başka bir anlamı da &#8220;erdem&#8221;dir. Onun bu iki kaşıt anlamdan yararlanmak amacını güttüğünü ileri sürenler de vardır. Fuzûlî&#8217;nin yaşamı konusunda bilgi veren kaynaklar birbirini tutmamakta, genellikle söylenceyle gerçeği ayırma olanağı bulunmamaktadır.<span id="more-505"></span> Onunla ilgili güvenilir bilgiler, yapıtlarının incelenmesinden, kimi şiirlerinin açıklanışından kaynaklanmaktadır. Bunlardan anlaşıldığına göre Fuzûlî iyi bir öğrenim görmüş, özellikle İslam bilimleri, tasavvuf, İran edebiyatı konularında çalışmalar yapmıştır.</p>
<p>Şiirlerinde görülen kavramlardan simya, gökbilim konularıyla ilgilendiği, İslam ülkelerinde pek yaygın olan ve gelecekteki olayları bildirmeyi amaçlayan &#8220;gizli bilimler&#8221;le ilişkili bulunduğu anlaşılmaktadır. İslam bilimleri içinde hadis, fıkıh, tefsir ve kelam üzerinde durduğu, gene yapıtlarında yer alan kavramların incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Türkçe, Arapça, Farsça divanlarında bulunan şiirleri, bu üç dili de çok iyi kullandığını, onların bütün inceliklerini kavradığını göstermektedir. Yapıtları incelendiğinde İran şairlerinden Hâfız, Türk şairlerinden de Nesîmî, Nevâî ve Necati&#8217;yi izlediği, onların şiir anlayışını, duygu ve düşüncelerini benimsediği görülür. İnanç bakımından Fuzûlî, Şii mezhebine bağlıdır. On iki İmam&#8217;a karşı derin bir sevgisi vardır. Bütün yaşamını Kerbelâ&#8217;da, Şiiler&#8217;ce kutsal sayılan topraklar üzerinde geçirmesi, aşağı yukarı bütün şiirlerinde tasavvuftan kaynaklanan bir sevgiyi, bir üzüntüyü işlemesi, Kerbelâ olayıyla ilgili ağıtları, Şeriat&#8217;ın katılığına karşı çıkışı bu nedenlerdir. Ancak Ali&#8217;ye bağlılığı, Ali&#8217;nin tanrısal bir varlık olduğu görüşünü savunan ve İslam ülkelerinde Galiye (aşırılık) diye nitelenen inançla ilgili değildir. Ona göre Ali erdemli, gönül bilgisiyle dolu, olgun, yetkin bir kişidir ve Peygamber&#8217;den sonra imam (halife) olması gereken kimsedir. Bu görüşü benimsemeye, İslam ülkelerinde, mufaddıla (erdeme bağlı olma) denir. Fuzûlî de bu erdemden yana olanlar arasındadır. Ona göre Ali erdem bakımından, bütün halifelerden ve Peygamber&#8217;in yakınlarından (sahabe) üstündür. Bu konudaki inancını Hadîkatü&#8217;s-Süedâ (&#8220;Mutluların Bahçesi&#8221;) adlı yapıtında bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Türkçe ve Farsça divanlarında Ali ve onun soyundan gelen imamlara bağlılığını konu edinen birçok şiir vardır. Bir aralık Bağdat&#8217;ı ele geçiren İsmail Safevi&#8217;ye yazdığı övgünün kaynağı da bu sevgidir.</p>
<p>Fuzûlî&#8217;nin, geçimini Kerbelâ, Necef ve Bağdat&#8217;ta bulunan On İki İmam&#8217;la ilgili vakıfların gelirlerinden sağladığı Farsça Divan&#8217;ındaki &#8220;Dürr-i sadef-i sıdk cenâb-ı mütevelli&#8221; (Doğruluk sedefinin incisi yüce görevli) dizesiyle başlayan şiirden anlaşılmaktadır. Fuzûlî, yaşadığı dönemin geleneğine uyarak, Bağdat&#8217;ı ele geçiren Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman&#8217;a ve Rüstem Paşa, Mehmed Paşa, İbrahim Bey, Cafer Bey gibi devlet büyüklerine övgüler yazmıştır. Fuzûlî&#8217;nin bütün yaratıcı gücü, yaşam ve evren anlayışını, insanla ilgili düşüncelerini sergilediği şiirlerinde görülür. Ona göre şiirin özünü sevgi, temelini bilim oluşturur. &#8220;Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir&#8221; anlayışından yola çıkarak sevgiyi evrenin özünü kuran bir öğe diye anlar, bu nedenle &#8220;evrende ne varsa sevgidir, sevgi dışında kalan bilim bir dedikodudur&#8221; yargısına varır. Sevginin yanında, şiirin örgüsünü bütünlüğe kavuşturan ikinci öğe üzüntüdür, sevgiliye kavuşma özleminden, ondan ayrı kalıştan kaynaklanan üzüntü. Üzüntünün, ayrılık acısının, kavuşma özleminin odaklaştığı başlıca yapıtı Leylâ ile Mecnun&#8217;dur. Burada seven insan, bütün varlığıyla kendini sevdiği kimseye adamıştır, ancak sevilen kimsede yoğunlaşan sevgi tanrısal varlığı erek edinmiş derin bir özlem niteliğindedir. Sevilen insan bir araç, onun varlığında görünüş alanına çıkan Tanrı, tek erektir. Fuzûlî, bu konuda Yeni-Platonculuk&#8217;tan beslenen tasavvufun insan-tanrı anlayışına bağlı kalarak, varlık birliği görüşünü işlemiştir. Ona göre gerçek varlık Tanrı&#8217;dır, bütün nesneler ve onları kuşatan evren Tanrı&#8217;nın bir görünüş alanıdır. Bu nedenle yaratılış, tanrısal varlığın görünüş alanına çıkışı, bir ışık (nûr) olan &#8220;Tanrı özü&#8217;nden dışa taşmasıdır (sudûr); &#8220;Zihî zâtın nihân u ol nihandan mâsivâ peydâ&#8221; (Senin özün gizlidir, bu görünen evren o gizli özünden var olmuştur). Fuzûlî&#8217;nin anlayışına göre insan &#8220;seven bir varlık&#8221;tır, bu sevgi Tanrı ile insan arasındaki bağın özünü oluşturur, ayrıca insanın Tanrı&#8217;ya yaklaşmasını sağlar. Bu nedenle de yalnız insan sevebilir. Varlık türlerinin en yetkini, en olgunu olan insan Tanrı&#8217;nın gören gözü, konuşan dili, duyan kulağıdır. İnsanda Tanrı istenci dışında bir eylemi gerçekleştirme olanağı yoktur.</p>
<p>İnsan biri gövde, öteki ruh olmak üzere iki ayrı özden kurulu bir varlıktır. Gövdenin toprak, yel (hava), od (ateş) ve su gibi dört oluşturucu öğesi vardır. Ruh ise tanrısaldır, gövdede, gene Tanrı buyruğuyla bir süre kaldıktan sonra, kaynağına, tanrısal evrene dönecektir, bu nedenle ölümsüzdür. İnsanın yeryüzünde yaşadığı sürece ruhunun kutsallığına yaraşır biçimde davranması, doğruluk, iyilik, erdem, güzellik gibi değerlerden ayrılmaması, özünü bilgiyle süslemesi gerekir. Fuzûlî, &#8220;maarif&#8221; adını verdiği gönül bilgisini kişinin özünü ışıklandırması için bir kaynak diye yorumlar, &#8220;ey güzel zâtın maârif birle tezyîn edegör&#8221; dizesiyle bu konudaki görüşünü açıklar. Onun ahlâkla ilgili görüşlerinin temelini kuran doğruluk, iyilik ve erdem gibi üç öğedir. Bu üç öğenin karşıtı baskı (zulm), ikiyüzlülük (riyâ) ve bilgisizliktir (cehl). &#8220;Selâm verdim rüşvet değildir deyu almadılar&#8221; diye başlayan Şikayet-nâme&#8217;sinde çağının yolsuzluklarını, ahlaka, İslâm dininin özüne aykırı davranışları sergilenirken, Türkçe Divan&#8217;ında da &#8220;zalimin zulm ile akçe toplayıp yardım edermiş gibi başkalarına dağıttığını, oysa cennete rüşvetle girilmeyeceği&#8221; anlamındaki dizelere geniş yer verir. Ona göre bu yeryüzü bir alışveriş yeridir, herkes elindekini ortaya döker. Bilgiyi seven erdem ve beceriyi, dünyayı seven de altını, gümüşü sergiler: Dehr bir bâzârdır her kim metâın arz eder Ehl-i dünya sîm ü zer ehl-i hüner fazl u kemal Fuzûlî, inanç konusunda da erdemin, doğruluğun, Kuran&#8217;ın özüne bağlı kalmanın gereğini savunur. Ona göre oruç, namaz, zekât gibi görevler gösteriş için değil, kişinin özünü kötülükten arındırmak, olgunlaştırmak içindir. Oysa içinde yaşanan çağın insanı İslâm dininin temel ilkelerini bir çıkar aracı olarak kullanmakta, gerçeğinden uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle İslam&#8217;ın özünden ayrılmak istemeyen bir kimsenin uygulaması gereken yöntem &#8220;namaz ehline uyma, onlar ile durma oturma&#8221; biçiminde özetlenebilir.</p>
<p>Fuzûlî&#8217;nin dili Azeri söyleyişidir, özellikle Nevâî ve Nesîmî&#8217;yi anımsatan bir nitelik taşır. Şiirde uyumu sağlayan öğe genellikle, sözcükler arasında ses benzerliğinden kaynaklanır. Aruz ölçüsüne uymayan Türkçe sözcüklerde görülen uzatma ve kısaltmalar Arapça ve Farsça sözcüklerle uyum içine girer. Dilde biri ses uyumu, öteki anlam olmak üzere iki temel öğe dizeler arasında, ses uyumuna dayanan bağlantıdır. Farsça&#8217;nın şiire daha yatkın bir dil olduğunu, Türkçe şiir söylemenin güçlüğünü ileri sürmesine karşılık, Türkçe şiirlerinde daha çok başarılı olmuştur.</p>
<p>Hadikatü&#8217;s-Süedâ adlı yapıtında şiir söylemeye pek elverişle olmayan Türkçe&#8217;yi başarıyla kullanacağını, bu dili güçlü, elverişli bir şiir durumuna getireceğini ileri süren Fuzûlî&#8217;de halk dilinde geçen sözcükler, deyimler, atasözleri önemli bir yer tutar. Kimi şiirlerinde Kuran ve Hadisler&#8217;den alıntılarla dizenin anlamı güçlendirilir. Divan şiirinin bütün ölçülerini, biçimlerini kullanan Fuzûlî&#8217;nin yaratıcı gücü, düşünce derinliği, söyleyiş akıcılığı daha çok gazellerinde görülür. Kerbelâ olayıyla ilgili şiirlerinde üzüntüyü çok geniş boyutlar içinde ele alarak şiirinin bütününe yayar, inanan, seven insanı bir &#8220;acı çeken varlık&#8221; olarak gösterir. Bu tür şiirlerinde sevgi ve aşk birbirini bütünleyen iki öğe niteliğine bürünür. Leylâ ile Mecnun adlı yapıtında işlenen derin özlem, ayrılıktan duyulan acı, ağıt özelliği taşıyan şiirlerinde ölüm karşısında duyulan derin sarsıntıya dönüşür.</p>
<p>Şiir, Fuzûlî için, düşünceleri, duyguları ortaya koymaya, insanı anlatmaya, kimi sorunları sergilemeye yarayan bir yaratıdır. Şiir, yalnız şiir olsun diye söylenmez, bir varlık görüşünü dile getirmeyi amaçlar. Şiiri oluşturan özlü ve anlamlı sözdür, söz ile kişi kendini ortaya koyar. Öte yandan söz bir yaratma öğesidir:&#8221;Bû ne sırdır kim eder her lahza yoktan vâr söz&#8221;. Söz, onu söyleyenle bağlantılıdır, onun bulunduğu bilgi ve duygu aşamasını, değer basamağını gösterir. Artıran söz kadrini sıdk ile kadrin artırır Kim ne mikdâr olsa ehlin eyler ol mikdâr söz Dizelerinde sergilenen düşünceye göre sözün değerini artıran kendi değerini artırır, kişinin kendi neyse söylediği sözle açığa vurduğu da odur. Söz kişinin aynasıdır. Fuzûlî, kendinden sonra gelen Türk Divan şairleri arasında Bâkî, Ruhî, Nâilâ, Neşâti, Nedim ve Şeyh Galib gibi sevgiyi şiirlerinin odağı durumuna getiren şairleri etkilemiştir. Öte yandan kimi Alevi ozanlarca da bir &#8220;inanç ulusu&#8221; olarak benimsenmiş, saygı görmüştür.</p>
<p>Kaynak:biyografi.info</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozetleri.com/yazarlar/fuzulinin-hayati-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

