Etnik Tuzak kitap özeti
19 Haziran 2008Meta Tag: Etnik Tuzak kitap özeti, kitap özeti, kitap özetleri, özetler
Yazar kitabında konu olarak 1994 yılı itibariyle dünya dengelerindeki değişmeyi, yeni oluşumları, Türkiye’nin stratejik açıdan önemini ve izlemesi gereken politikaları, Türkiye’nin sosyolojik ve kültürel durumunu, Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve özellikle etnik bölücülük konusunu ele almıştır.
Kitaba etnik tuzak isminin verilmesinin sebebi, Avrupa’daki siyasî ortamın 19. yüzyılın etnik ve dinî motiflerine döndürülmeye çalışıldığı ve adeta Ortodokslar arası bir yakın işbirliğine gidildiği bir ortamda, gelişme gücüne sahip ülkelerin önünün etnik tuzaklarla, azınlık senaryoları ile kesilmeye çalışıldığı görülmektedir. Devamını Okuyun »
Yüzbaşının Kızı kitap özeti
11 Nisan 2008Meta Tag: kitap özeti, kitap özetleri, özetler, Yüzbaşının Kızı kitap özeti
Yazar: Aleksandr PUŞKİN
Eserde anlatılan olaylar Rusya’da, 1700′lü yıllarda Çariçe döneminde geçmektedir. Rus ordusundan kıdemli binbaşı rütbesinde emekli olan Andrey Petroviç Grinyov, Avdotya Vasilyevna ile evlidir. Simbirsk’in köyünde oturan varlıklı bir ailedir. Doğan çocuklarının sekizi, daha bebekken ölürler. Doğacak dokuzuncu çocuklarını, daha kız veya erkek olacağı belli olmadan, aile dostlarından bir binbaşının yardımıyla Semenovski Alayına çavuş olarak yazdırırlar. Çocuk eğer kız doğacak olursa, çavuşun öldüğü bildirilecek ve iş de böylece kapatılacaktır. Devamını Okuyun »
YÜzÜk kitabı özeti
KİTABIN YAZARI Danielle STEEL
Kassandra, Berlin’de yaşayan, ünlü bir bankerle evli, iki çocuk sahibi harikulade güzelliği ile etrafındakileri büyüleyen bir bayandır.
Dolff Sterne ise, çıkardığı kitap ile büyük bir şöhrete ulaşmış, yakışıklılığı ve tavırları ile etkileyici, Yahudi asıllı usta bir yazardır.
Kassandra ve Dolf bu kadar meziyetlere sahip olmalarına rağmen yinede mutsuzdurlar. Herşey Kassandra’nın büyük malikanesinin yanındaki parkta kendi halinde gölü seyrederken, Dolf’ün tesadüfen oraya gelmesi ile başlar. Kassandra yeşil çimenlere uzanmış hayal kurarken Dolf nazikane bir üslupla Kassandra ile tanışır. Aslında bunların karşılaşması ilk değildir. Daha önce de Dolf’ün şöhretine sebep olan kitabının tanıtım gecesinde eşiyle birlikte gelen Kassandra ile karşılaşmışlar ve ikiside bu karşılaşmada birbirlerinden etkilenmişlerdir. Parktaki tesadüfü karşılaşmalar kısa sürede aşka dönüşür ve aynı evi, aynı yatağı paylaşmaya başlarlar. Ancak Kassandra evli bir bayandır ve iki çocuğu vardır. Bu yüzden tereddütler içerisindedir.
Kassandra’nın eşi Walmar, ünlü bir bankerdir ve Kassandra’ya deliler gibi aşıktır. Ama ondan yaşça büyüktür. Ticari bir evlilik yaptıklarından dolayı düzenli aile hayatları yoktur. Yatak odaları ayrıdır. Ancak saygı ve sevgide birbirlerine karşı son derece kusursuzdurlar. Walmar’ın günü bankada ve geceside düzenlenen partilerde geçer. Yanından eşi Kassandra’yı eksik etmez. Kassandra eşinin isteği doğrultusunda bütün parti ve davetlere son derece şık ve bakımlı gider. Ama onun hiçbir zaman vazgeçemediği aksesuar parmağındaki kendisine annesinden kalan elmas ve zümrüt yüzüklerdir.
Çocukların bakımı ile dadılar ilgilenir. Kassandra çok istemesine rağmen çocukları ile, gerek eşinin izin vermemesi sebebi ile gerekse hayatının hareketli geçmesinden dolayı ilgilenemez.
Kassandra ve Dolf’un aşklarını artık Walmar da bilmektedir. Bildiğini hissettirmemeye çalışır ama aldığı duyumlar ve izlenimlerinden Dolf’ün Yahudi asıllı olduğunu öğrenir. Buda, o günün Almanya’sında eşinin hayatının tehlikede olması demektir. Çünkü Nazi akımı yüzünden ırkçılık ve aşırı Yahudi düşmanlığı hat safhaya ulaşmıştır. Birkaç gün kadar önce sırf Yahudi asıllı olduğu için bir yazar öldürülmüş ve gazetelere trafik kazası olarak yansıtılmıştır. O an için sadece Yahudiler değil Yahudilerle yakın ilişkide olan kişiler de vatan haini ilan edilmekte ve öldürülmektedir. Bu kaygılarını eşine açar ve onun yaptığının çılgınlık olduğunu, bu yüzden kendisinin ve çocuklarının da hayatını tehlikeye attığını anlatmaya çalışır. Kassandra yaşadığı büyük aşktan dolayı Walmar’ın söylediklerine kulak asmaz, sevgilisiyle buluşmaya devam eder.
Bu arada Dolf’te bir şeylerin ters gittiğinin farkındadır. Ünlü olmasına rağmen yeni çıkardığı kitap satmaz. En yakın arkadaşı Yahudi olduğu için öldürülmüştür. Gelişen olayları, Kassandra ile değerlendirirler, ilişkileri boyunca ilk kez tartışırlar. Onlar da bazı gerçekleri görmeye başlarlar. Sonra karşılıklı özür dileyerek ortamı yumşatırlar ve yatak odasına geçerler. Tam sevişirlerken dört tane Nazi askeri odayı basar ve Dolf’ü aşağıya indirip öldürürler. Kassandara’ya tecavüze kalkışıp kırbaçla döverler. Sabah olunca Kassandra olayları eşine anlatır ve Dolf’ü merak ettiğini söyler. Kocası ile konuşurlarken masada bulunan gazeteden sevgilisinin öldüğünü öğrenir. Bunalıma girer, yalnız başına kaldığı bir anda intihar eder geride gözü yaşlı iki çocuk, acılı bir eş ve parmağından hiç çıkarmadığı bir yüzük kalır. Ölüm sebebi ise narin vücudundan dolayı gazetelere grip olarak yansır.
Otuzlu yılların kargaşası içerisinde üstelikte Hitlerin hüküm sürdüğü bir dönemde böyle yasak bir aşk yaşamak zordu. Yaşadıkları büyük aşk trajik bir şekilde sona erer. Bu trajediden geriye kalan elmas yüzük ise geride kalan çocukların kaderini yeni yaşamlara ve aşklara taşır.
Walmar ve çocukları derin acılar içerisinde Kassandra’yı toprağa verirler. Günler geçtikten sonra Ariana (Walmar ve Kassandra’nın kızı) annesinin sürekli alış veriş yaptığı mağazaya gider. Gördüğü manzara ürkütücüdür. Sırf, annesi oradan alış veriş yapıyordu diye mağaza saldırıya uğrar. Eve gelince durumu babasına anlatır. Walmar zaten herşeyin farkındadır. Bu düşüncedeki insanların kendisine ve ailesine rahat bırakmayacaklarını bilmektedir. Çünkü eşi Kassandra Yahudi bir insanla aşk yaşamıştır.
Walmar’ın yakın bir dostu olan Max, kendisi Alman olmasına rağmen Yahudi düşmanlığı yüzünden eşini ve çocuklarını kaybetmiştir ve kendisi de hayati tehlike içerisindedir. Bir gün durum değerlendirmesi yapmak için yakın dostunun evine gelir, çaresizdir. Walmar onun İsviçre’ye kaçmasını önerir ve gerekli yardımı yapacağına dair söz verir.
Ariana babası ile konuşurken gördüğü Max’a aşık olur. Bu onun ilk aşkıdır ve Max’tan yaşı çok küçüktür. Gelişen bu aşk yüzünden Max’a kaçmak çok zor gelir. Büyük uğraşlardan sonra razı edilir ve Max İşviçre’ye kaçar.
Günler geçer Gerhard (Walmar ve Kassandra’nın oğlu) büyür ve askere gitme çağı yaklaşır. Savaşı ve Nazi akımını onaylamayan Walmar’ın oğlunu askere göndermeye hiç niyeti yoktur. Zaten oğlunu Nazilerin yaptıkları toplantılara çeşitli bahanelerle göndermemiş ve büyük tepki toplamıştır.
Artık Berlin’de kalmanın kendisi ve ailesi için zorlaştığını hisseden Walmar iki çocuğunu alarak İsviçre’ye kaçmaya karar verir. İki üç gün içerisinde oğlunun askere gitmesi gerekmektedir. Hemen harekete geçer, kızını şüphelenilmesin diye Berlin’de bırakır, oğlu ile İsviçre’ye kaçar. Planına göre İsviçre’den hemen dönüp kızını da kaçıracaktır. Ancak Walmar geri dönerken İsviçre sınırında öldürülür.
Ariana dönecek olan babasını beklerken üniformalı Nazi askerleri evi basarlar ve Ariana’yı sorgulamak üzere götürürler. Ariana ısrarla kardeşinin ve babasının nerede olduğunu bilmediğini söyler ama inandıramaz. Onu ceza evine atarlar. Birgün Ariana’ya tecavüz edilmek istenir. Teğmen Manfiret bu tecavüzü önler ve Ariana’yı evine götürür. Zamanla başlayan aşkın neticesinde evlenirler.
Bu arada savaş kızışır, Teğmen Manfiret cepheye çağrılır. Giderken Ariana’ya kendisinin dönemeyebileceğini izah etmeye çalışır. Bir tehlike anında Fransa’ya kaçmasını, orada tanıdığı olduğunu ve kendisine yardımcı olabileceğini söyler. Ariana günlerce bekler ve Manfiret’in öldüğünü öğrenir. Bunun üzerine Ariana Berlin’den Fransa’ya kaçar. Çok ağır şartlarda Paris’e ulaşmayı başarır. Oradaki adresi bulur. Dostları ona kendisinin yaşlandığını ve ilgilenemeyeceğini ama düzenlenen bir organizasyonla yeni dünyaya (Amerika) gitmesini sağlayacağını söyler. Amerika o dönemlerde mülteciler için en rahat yerdir.
Yorucu bir deniz yolculuğundan sonra Amerika’ya ulaşır. Günlerce yaptığı yolcuklardan dolayı narin bedeni yorgun ve hasta düşmüştür. Bir süre hastanede tedavi görür. Kendisi ile ilgilenen hemşire, Ariana’nın bakımını üstlenir ve evine yerleştirir. Ariana, bu ailenin yanına yerleşir. Oğullarından biri ölmüş olan aile, savaşın acılarını yakından biliyordur. Diğer oğullarından Paul ise o anda savaştadır ve yaralanmasından dolayı yakında dönecektir.
Eve dönen Paul ile Ariana arasında duygusal etkileşim başlar. Ama ikiside belli etmezler. Günlük kontrollerine giden Ariana’ya doktoru hamile olduğunu söyler. Bu çocuk eski eşi Manfiret’e aittir. Doktoru Ariana’ya, Paul’le hemen evlenmesini tavsiye eder. Böylelikle doktor, Paul’ü çocuğun kendisine ait olduğu ve erken doğum olduğu konusunda kandıra bileceğini söyler. Ariana zaten zor durumdadır. O evden ayrılırsa sığınacak bir yeri de yoktur. Birazda Paul’e duyduğu aşkının etkisiyle bu evliliği kabul eder. Ancak Ariana bir Almandır ve Yahudi olan Paul’ün ailesine bunu söylememiştir. Onu Yahudi zannederler. Bir gün eski eşinin fotoğraflarını karıştırırken Paul tarafından yakalanır. Eski eşinin Nazi işaretli askeri üniformasını görünce çileden çıkar. Ariana herşeyi açıklar ve boşanırlar.
Bu arada savaş biter ve mülteci durumundaki Almanlar büyükelçiliklere başvurarak eskiden sahip olduğu malları elde etme yada tazminat alma hakkını kazanırlar. Bunun için büyükelçiliğe gittiğinde Max’la karşılaşırlar. Büyük bir sevinç duyar. Onunla yıllardan sonra evlilik yapar. Bu arada Noel adı verdiği oğlu büyümüş ve Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Mezuniyet töreninde annesini Tommy adlı bir kızla tanıştırır ve ciddi düşündüğünü belirtir.
Ariana, Tommy’nin soy isminin eski kocası Paul’le aynı olduğunu anlar ve beyninden vurulmuşa döner. Ama hiçbir şey hissettirmez. Sonraki konuşmalarında Tommy’nin Paul’ün kızı olduğunu anlar. Oğlu ile konuşur ve durumu anlatır. Paul’ün Alman düşmanı olduğunu, bu ilişkiye izin veremeyeceğini anlatmaya çalışır. Ama başarılı olamaz. Noel, gidip kızın babası ile konuşur razı edemez. Ariana sırf oğlunun mutluluğu için Paul’ün bürosuna gider ve böyle ırkçılığın ayrımcılığın artık bittiğini, bitmesi gerektiğini, kendilerinin bu sebepten dolayı nice acılar çektiklerini anlatır ve Paul’ü bu evliliğe razı eder. Noel ve Tommy evlenir. Ariana annesinden hatıra kalan iki yüzükten elmas olanı gelinine hediye eder. Balayı için Tommy ve Paul Paris’e arkadaşlarının yanına gider.
Noel ve Tommy Paris’te arkadaşlarına misafir olurlar. Orada Gerhard adlı bir adamın dikkatini Tommy’nin parmağındaki yüzük çeker. Gerhard Gaddon İsviçre’den Paris’e geçmiş, burada antikacının yanında çalışmış ve patron öldükten sonra kızıyla evlenmiş bir şahıstır. Antika dükkanı ona kalmıştır. Gerhard Gahtton olan isminide Alman düşmanlığından dolayı Gerard’a çevirmiştir.
Tommy bu yüzüğü kayın validesinden aldığını ve bir adet daha olduğunu söyler. Gerard adresini alır ve Amerika’ya gider Ariana’yı bulur ve büyük bir özlemle sarılırlar.
Roman Hitler dönemi Almanya’sında geçen trajik bir aşk konusunu işlemektedir. Özellikle dil, din, ırk ayrımcılığının yapıldığı bir dönemde aşkın gücünü vurgulamaktadır.
Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır
Zabit ve Kumandan ile Hasbihal kitap özeti
04 Mart 2008Meta Tag: kitap özeti, kitap özetleri, özetler, Zabit ve Kumandan ile Hasbihal kitap özeti
Zabit ve Kumandan ile Hasbihal kitap özeti
KİTABIN YAZARI Nuri CONKER – M.Kemal ATATÜRK
HASAN ALİ YÜCEL’İN KİTAP HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ :
Hasan Ali YÜCEL kitabı tanıtan yazısında öncelikle Nuri CONKER’i tanıtmaktadır. Kendisinin okul hayatından sonra yurtdışı dahil bulunduğu yerleri, gösterdiği başarıları ve aldıkları madalyaları sözkonusu ederek Nuri CONKER’in ATATÜRK’ün çok yakın arkadaşı olduğunu anlatmaktadır. Ayrıca ÇANAKKALE Savaşlarında yararlılık gösterdiği için ATATÜRK tarafından CONKER Soyadı ile çağrılan Nuri CONKER’in bu kitapta RUMELİ yenilgisinin nedenleri üzerinde durduğunu ancak ATATÜRK’ün önderliğindeki KURTULUŞ savaşından da hiç bir zaman ümidini kesmediğini anlatmaktadır.
1 NCİ KISIM : ZABİT VE KUMANDAN (Nuri CONKER)
BİRİNCİ BÖLÜM : GİRİŞ
Giriş bölümünde harp tarihinin askerlere tecrübe kazandırdığı, harp oyunları ve tatbikatların savaşın birer taklidi olduğu asıl tecrübenin savaşla kazanıldığı, birçok komutanın savaşı bizzat yaşayarak tecrübe kazandığı, Alman ordusunun bu tecrübeyi kazanmak için savaşı bile göze aldığı, savaşın savaşta öğrenildiği, ülke ve orduların savaşa her an hazır olması gerektiği üzerinde durulmaktadır. Devamını Okuyun »
Yükselen Asya kitap özeti
04 Mart 2008Meta Tag: kitap özeti, kitap özetleri, özetler, Yükselen Asya kitap özeti
Yükselen Asya kitap özeti
KİTABIN YAZARI Mehmet ÖĞÜTÇÜ
1. GÜNEŞ, ASYA’DAN DOĞUYOR :
Bir zamanlar tüm Asya ülkeleri Üçüncü Dünya Sepetinde görülürdü. Devir, inanılmaz surette değişti. Asya şimdi dünyanın hızla gelişen ve zenginleşen “Kaplanlar Diyarı” oldu. Doğu ve Güneydoğu Asya ekonomileri sanayileşmiş ülkelerden üç kat daha hızlı büyüyorlar. Bu hızlı büyümenin baş aktörü ise ÇİN. 90’lı yıllarda dünya ekonomik büyümesinin yarıdan fazlası ASYA’da garçekleşirken, Kuzey Amerika ve Avrupa ekonomileri giderek küçülme sürecine girdikleri gözleniyor. On yıl sonra dünyanın ortalama büyüme hızı % 2,9 iken bu oran Çin’de % 9,3 Vietnam’da % 8,5 ve Malezya’da % 8 olacaktır.
2. DÜNYA SAVAŞI ASYA’DAN MI FİTİLLENECEK? :
Jeopolİtİk belirsizliğin hakim olduğu, hala taşların tam anlamıyla yerine oturmadığı Asya’da silahlanma yarışı hızlanıyor. Artan refah düzeyi sayesinde Asya’lı ülkeler daha hacimli askeri yetenekler kazanmaya para akıtabiliyorlar. Bölgede geçen yüzyıldan kalma hala hesabı görülmemiş çok sayıda potansiyel ihtilaf çözüm bekliyor: Hong Kong’un 1997’de Çin egemenliğine dönüşü, Dış dünyadan tamamen tecrit edilmiş Kuzey Kore’nin kaygı verici nükleer gayretleri, Çin’in hala resmen eyaleti olarak gördüğü Tayvan ile ilişkilerinde süregiden gerginlik, Güney Çin Denizi üzerindeki egemenlik iddiaları, Hindistan - Pakistan ihtilafı, Japonya - Kore çekişmesi… Tüm bu sorunlar bölgedeki kurulu düzene ve dinamik ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğine ciddi bir tehdit.
Çin, kuşkusuz hemen her alanda, büyük iddiaları ve potansiyeli olan bir güç. Önümüzdeki yirmi yıl zarfında ekonomik gücüne paralel olarak stratejik nüfuzun da arttıracağı kesin. Çin’in şimdilik sessiz kalmasının nedenlerinden biri, tek başına yeterli olmasa da, hala en caydırıcı güç olarak görünen ABD. Diğer neden ise ticaret ve yatırım alanlarındaki karşılıklı bağımlılık.
3. ASYA - AVRUPA ZİRVESİNDE TÜRKİYE NEDEN YOK? :
Asya ve Avrupa ülkeleri hükümet ve devlet başkanları Mart 1996 başında ilk defa bir araya geldiler Avrupa - Asya ayağının güçlendirilmesi için yapılan bu zirve iki bölge arasında uzun vadeli bir yakınlaşma ve işbirliğinin ilk adımı olarak görüldü. Zirveye Avrupa tarafından 15 AB üyesi ülke ile komisyon: Asya tarafından ise ASEAN üyesi 7 ülke katıldı zirveye katılanlar arasında köprü olma iddiasındaki Türkiye’nin ismi bile okunmadı. Türkiye ne yapmalı diye sorulduğunda şunu söyleyebiliriz: Bundan sonraki Asya - Avrupa liderler zirvesi 1998 yılında İngiltere’de, 2000 yılında ise Kore’de düzenlenecek. Asya - Avrupa zirvesine Türkiye’nin katılması için beyanımızın hem AB hemde Asya ülkeleri nezlinde duyurulması, son ana kadar beklemeden aktif şekilde ikna çabalarının yürütülmesi gerekiyor. Türkiye’nin Asya - Avrupa diyaloğuna ekonomik ilişkilerine katkıyı nasıl sağlıyabileceğini şimdiden düşünmek ve ona göre hazırlanmak zorundayız. Yoksa, 1998 Mart’ında ziveye neden çağrılmadığımızı hala kendi kendimize soruyor olabiliriz.
4. ÇİN, DÜNYANIN SERMAYE VE TİCARET MERKEZİ Mİ OLUYOR ?:
Çin’deki değişimin en çarpıcı örneği, yabancı sermaye ve uluslararası ticaret bağlantılarına bakılarak görülebilir. Dünyada ABD’den sonra en fazla yabancı yatırım çeken ülke olması yanısıra, Çin, Peru’dan Myanmer’den Nijerya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafi yelpazede dış yatırım yapmaktadır. Halen yurt dışında 4500’ü aşkın işletmeye 5,2 milyar dolarlık Çin sermayesi yatırıldığı belirtiliyor. Özellikle Doğu ve Güney Asya ekonomilerine Çin’den sessiz sedasız milyarlarca dolar sermaye akmaktadır. Ve bir çok yabancı işletmenin faaliyette olduğu Çin dünyanın sermaye ve ticaret merkezi olmaya birinci sırada aday gösterilmektedir.
5. TÜRKİYE’NİN ÇİN STRATEJİSİ NE OLMALIDIR? :
5000 yıllık köklü medeniyete sahip Çİnlilerle en az 3000 yıldır birbirimizi tanıyoruz. Orta Asya’dan göçmeden önce Çinlilerle kah savaşmış kah barış içinde yaşamışız. Karşılıklı evlenmeler, kültürel, siyasi etkileşimler, iktidar kavgaları, yağmalamalar olmuş. O zamandan bu yana sırtımızı Çin’e dönüp Avrupa ile ilgilenmişiz. Avrupa ise büyüyen çin pastasından alabilecekleri dilimi büyütmekle meşgul olmuşlar. Şu anda Çin ile olan ilişkilere bakarsak hali hazırda yatırım yok denecek kadar azdır. İstatistiklerde, Ağustos 1994 itibariyle ülkemizde 13 Çin firmasının 160 milyar TL tutarında yatırımı görülüyor. Bu toplam yabancı yatırımlarının % 0,59’una tekabül ediyor. Gelinilen noktada galiba tek bir seçeneğimiz var: Büyük bir ticaret ve yatırım seferberliği başlatıp Çin’deki pastadan gücümüz ölçüsünde pay alabilmek için çalışmak.
6. VİETNAM : ASYA’ NIN YENİ UYUYAN “KAPLAN”I
Vietnam, 1986’dan bu yana uygulamakta olduğu Doi-Moi (ekonomik yenilenme) stratejisi ile hızla sefaletliğinden bir üst kümeye doğru yükselmektedir. Bölgesel ve uluslararası yalnızlık zincirini kırmayı başaran Vietnam, Çin’e karşı bir “cephe” devleti olmak niyetinde hiç değil. Bundan 20 yıl kadar önce Vietnam ABD’nin bir numaralı düşmanı iken şimdi ise Vietnam’lı yetkililer, bölgede olabilecek bir saldırıda Çin’i caydırabilecek tek gücün ABD olduğunu düşünüyorlar. Bu arada, kendi askeri gücünü de arttırmayı ihmal etmiyorlar. Tartışmalı Güney Çin Denizi sularındaki petrol yataklarını başta ABD firmaları olmak üzere yabancı sermayeye açarak, kilit Batılı ülkeleri meşru ticaret ve yatırım menfaatleriyle kendi yanına çekmeyi hedefliyor.
7. SİNGAPUR : ASYA’NIN MEDAR-I İFTİHARI
Singapur’un yaratıcısı ülkenin 30 yıldır başbakanlığını yapmış olan Lee Kuan Yew’dir. Singapur onun eseri diyebiliriz.
Dünyadaki sermaye stokunun % 40’ı Tokyo ile Singapur arasında yoğunlaşmış durumda.Singapur aynı zamanda dünyanın önde gelen finans ve döviz merkezlerinden birisi olarak göze çarpıyor.Gerçekten de Singapur yıllık 24000 dolarlık kişi başına gelirle eski sömürge gücü olan İngiltere’nin ötesinde bir yaşam standardına sahip durumdadır.Singapur’la ilgili başka bir bilgi de 75 civarında Türk’ün olduça iyi görevlerde yer aldığının bilinmesidir. Singapurlular’da Türkiye’ye karşı ne özel bir sevgi, ne de bir özel önyargı var. Singapur mutfağına baktığımızda kendilerine has yemekleriyle kanser, hipertansiyon, uykusuzluk, damar sertliği gibi bir çok hastalığa derman oluyorlar.
8. HONG KONG : EMİN ELLERE Mİ GİDİYOR ?
Hong Kong Çin’in dış dünyaya açılan tek penceresi. Çin’in dış ticaretinin önemli bir bölümünün son 99 yıldır Hong Kong üzerinden geliştirilmesi buradaki ithalat - ihracat hizmetleri alanındaki uluslararası bilgi ve deneyim, gelişmiş insan gücü, sağlam hukuki ve kurumsal çerçeve dahada önemlisi, yerleşmiş küresel itibar sayesinde mümkün olabiliyor. Hong Kong’un 1997’den sonra Pekin’in baskıcı yumruğu altında eski cazibesini yitireceğinden endişe ediliyor. Çin önümüzdeki 50 yıl boyunca Hong Kong’un açık toplum özelliğini ve uluslar arası ticaret ve yatırım merkezi statüsünü koruyacağına dair yazılı taahhüt verdi. Hong Kong halkı haklı olarak Çin’e güvenmiyor ve kaygı duyuyor. Cazip imkanlar sunan ülkelere doğru görülmedik bir beyin göçü yaşanıyor. Bunun sonucunda da ekonomik çarklar tekliyor.
9. RUSYA : AVRUPALI MI, YOKSA ASYALI MI ?
Rusya, Asya’daki dinamik gelişmelerin, özelliklede ekonomik yükselişin dışında kalmamak için çırpınıyor. Nasıl ki, ABD kendisini hem Atlantik, hemde Pasifik gücü olarak görüyorsa, Rusya da her iki kıtada da güçlü bir ülke olarak kendini kabul ettirmek istiyor.
Çin ile Rusya, askeri ve siyasi bir ittifak yaratmaksızın “yeni bir yapıcı ortaklık” geliştirmeyi hedefliyor. Asya’da ciddi şekilde hesaba katılması gereken güç olarak sivriliyor yeni Rusya. Mevcut doğal kaynakları, yetişmiş insan gücü, nükleer kuvvetleri ve dünya jeo-politiğindeki yeri nedeniyle Rusya’nın çok ciddi bir iç bunalım çıkmaması halinde önümüzdeki yüzyılın ilk çeyreğinde yeniden büyük güç statüsünü kazanacağından şüphe edilmiyor.
10. ASYA ENERJİSİ VE STRATEJİK DENGELER
1970’li yılların ikinci yarısında Türkiye karanlığa gömülmüştü. Sadece siyasi bunalımlar ve terörün yarattığı karanlık tablo nedeniyle değil, aynı zamanda elektirik kesintileri ülke ekonomisi ve evleri de karatmıştı. Aynı elektirik kesintileri 1990’lı yılların ikinci yarısında yeniden karşımıza çıkmaktadır. Enerji, dünya jeostratejik dengeleri yaniden biçimlendirmede deönem kazanmaktadır. Orta Asya ve Kafkasya’daki petrol ve doğal gaz rezerlerinin uluslararası piyasalara ulaştırılması ve dünya enerji taleinin Doğu Asya ülkelerinden gelmesi nedeniyle önümüzdeki yüzyılın başından itibaren yerleşik dengeler ciddi bir şekilde sarsılacak gibi görünüyor.
11. KOMŞULARIMIZI TANIYOR MUYUZ?
Konum itibariyle stratejik bir yerde bulunan Türkiye’nin dört bir yanı pekte dostça duygular beslemeyen ülkelerle çevrili. Sınırlarımızdan binlerce kilometre ötede planlanan projeler bizim ekonomik menfatlerimizi derinden etkileyebilmektedir.
Irak’ın bölgesel önemi, Ortadoğu’nun değişmekte olan dengeler, petrol zenginliği ve daha önemlisi, potansiyel alım gücü ile tehdit ediyor. Komşularımız arasında ilişkilerimizin seyri en istikrarsız gelişen ülke Suriye. Bu komşumuza başta PKK terörüne sağladığı deste olmak üzere Fırat sularının paylaşımı, Hatay üzerindeki toprak iddiası, Suriye’deki Türklere ait gayrimenkullerin tazmini vb. önemli meseleler bulunmaktadır. Balkanlara döndüğümüzde güvenlik kaygılarımız hiç iç açıcı gözükmüyor. Bulgaristan’ın radyasyon sızıntı riski, Yunanistan’ın tarihten süregelen planları ve birçok ülkeyle olan Boğazlar Meselesi halen büyük bir tehlike oluşturuyor.
12. GELECEĞİMİZ,KENDİ ELİMİZDE
Zamanı herşeyin tam merkezinde olduğu ve sürekli değişmekte olan bir dünyada yaşıyoruz. Geleceğe doğru yol alırken, daha iyiye ulaşmak ve evrenin belirsizliklerine daha bilinçli hazırlanmak için sistematik ve ileriye dönük düşünme alışkanlığına sahip olarak ülkemize kuşbakışı bakabilirsek, bu günden itibaren daha düzenli bir gelişim sürecine gireceğiz.